Güçlü Bir İrade İçin

Rana Çeçen
Dünyaya kulluk vazifesi için gönderilen insanoğlu, bir şey yapmaya ya da yapmamaya karar verirken bu vazifeyi göz önünde bulundurmalıdır. Bizler Rahmanın şerefli kullarıyız, olaylara ve durumlara hayır-şer, sevap-günah penceresinden bakmalıyız...
Bismillahirrahmanirrahim.

Kelime olarak ‘dilemek’ anlamına gelen irade; bir şeyi yapmak ya da yapmamak konusundaki isteği ortaya koymadır. Kelam ilminde Allah-u Teâlâ’nın sübuti sıfatlarındandır. Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinde ise bazen Allah-u Teâlâ’nın dilemesi olarak geçer, bazen de insanların bir iş konusundaki istek ve tercihlerini ortaya koyma olarak geçer.

Allah (CC)’ın iradesi ‘külli irade’ olarak, insanın iradesi ise ‘cüzi irade’ olarak tarif edilir.

Cüz-i irade: İnsanın dilediği gibi hareket edebilme ve tercih yapabilme kabiliyetidir. Yani herhangi bir şeyi yapmak veya yapmamak hususunda, bir tarafı tercih etmek iktidar ve serbestliğini temin eden duygu ve cihaza ‘cüz-i irade’ denir. Bu serbestlik ile Cenab-ı Hak insanları, iyiliği veya kötülüğü istemek cihetinde imtihan eder ve mesuliyeti insana yükler.

İrade sadece kesp yani istemek ve talep etmek kabiliyetindedir. İnsan, iradesi ile ister, kudret-i İlahi ise bu talep ve isteği yaratıp icat eder. İnsandaki cüzi irade Allah’ın külli iradesinin küçük bir numunesidir. Ve insan onunla hayatının bazı kararlarını verir. Kul ister; Allah, külli iradesi ile kulun istediğini verir. Allah’ı sınırlayan hiçbir şey yoktur ancak insan tamamen bağımsız değildir. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın iradesi şu şekilde geçmektedir:

“Bir şeyi(n olmasını) dilediği zaman, O’nun emri, ona sâdece ‘Ol!’ demektir, (o da) hemen oluverir.”
(Yasin / 82)

“Rabbin, ne dilerse hakkıyla yapandır.” (Hûd / 107)

Dünyaya kulluk vazifesi için gönderilen insanoğlu, bir şey yapmaya ya da yapmamaya karar verirken bu vazifeyi göz önünde bulundurmalıdır. Bizler Rahmanın şerefli kullarıyız, olaylara ve durumlara hayır-şer, sevap-günah penceresinden bakmalıyız. Eğer bu pencereden bakmayı başarabilirsek; irademizi nefsi emarenin ve onun yoldaşı şeytanın pençesinden kurtarırız.

Rabbimizin; “Şüphesiz ki nefis insana kötülüğü emreder…” (Yusuf / 53) ve “Çünkü şeytan, sizin düşmanınızdır…” (Fatır / 6) uyarıları da bunu en güzel şekilde açıklamaktadır. Zaten insan bu iki düşmandan kurtuldu mu kendisi için herhangi bir zorluk ve zahmet kalmayacaktır.

Şu halde, ikiye karşı bir durumunda olduğumuz bu savaşı kazanmak ve irademizi kuvvetlendirmek için neler yapmalıyız?

Aslında bununla ilgili birçok kitap yazılmıştır. Bunların birçoğuna baktığımızda; insanı, tek başına yenilmez bir güç olduğu konusunda ikna etmeye çalıştıkları görülür. Olaylara sadece dünya hayatında getireceği başarılar çerçevesinden bakarlar. İslam ise insanı hem bu dünyadaki hayatında hem de daha ziyadesiyle ahiret hayatında huzur ve mutluluğa kavuşturmayı hedeflemektedir. İslam’ın bütün emir ve yasakları faydamıza olduğu için bu emir ve yasaklara uyma konusunda kendimizi kontrol etmek için zorlamalıyız.

O zaman ilk olarak akıldan çıkarmamamız gereken şey; “Hanginizin daha iyi iş işleyeceğini denemek için ölümü ve hayatı yarattık” (Mülk / 2) ayetince dünyanın geçiciliğini gönüllerimize kazımalıyız. Bu dünyadaki misafirlik bilincini kazanırsak; bir işe karar verme noktasında daha net kararlar alabiliriz. İrademizi Rabbimizin rızası doğrultusunda kullanabilmek için yapmamız gereken diğer bir şey ise; misafir olduğumuz bu yeryüzü topraklarında kullandığımız her şeyden hesaba çekileceğimiz gerçeğidir. “O gün tüm nimetlerden sorguya çekileceksiniz” (Tekasür / 8) buyurur Rabbimiz. O halde bir iş yapmaya karar verme noktasında, bu hesabı göz önünde bulundurursak; o şey ile ilgili irademiz, hayır konusunda tecelli eder.

İrademize sahip çıkma noktasında bize faydalı olabilecek bir diğer şey, ne zaman vuku bulacağını bilmediğimiz ölüm gerçeğidir. Bir saniyeden daha az bir vaktimiz olabileceği gibi, yıllarca sürebilecek bir zamanımız da olabilir. Onun için yapılması geren bir şey varsa o vakitte yapmazsak; daha sonra yapma imkânımız olmayabilir, şeklinde kendimizi şartlandırmamız lazımdır.

Bize otokontrol sağlayacak diğer bir şey, Resulullah (AS)’ın; “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin ve amelleriniz mizana konmadan evvel siz tartın” tavsiyesi ile nefis muhasebesi yapabilmektir. Hz. Ömer’in her gece başını yastığa koyarken; “Bugün Allah için ne yaptım” şeklindeki âdeti bize yol göstermelidir. Böylece kişi eksik ve hatalı davranışlarının farkına varıp onları telafi etmek için daha fazla gayret etmeye çalışırız.

İhsan; yani Rabbimize O‘nu görüyormuşçasına ibadet etme düşüncesi de iradeyi kuvvetlendirmeye yardımcı olur.

İnsan çabuk pes eden ve bıkkınlık duyan bir varlıktır. Onun için Resulallah Efendimizin, “Amellerin en hayırlısı az da olsa devamlı olanıdır” tavsiyesi gereğince kendimize birden yüklenip birçok şeyi bir anda yapıp daha sonra hiçbir şey yapmadan oturmaktansa; azar azar ve devamı gelen işler yapmak, istek ve şevkimizi arttıracaktır.

Yine bize faydası olacak diğer bir şey, salih kimselerle oturup kalkmak, onların meclislerine devam etmektir. Çünkü şeytan yalnız olan kimseyi daha çabuk etkiler.

“Muhakkak ki şeytan insanın kurdudur, tıpkı tek kalan, sürüden uzaklaşan, kenarda olan koyunu alıp giden davar kurdu gibi. Sakın bölünmeyin. Cemaatin, umumun, mescidin yanında olun”
buyurur Allah Resulü (SAV).

Son olarak şunu akıldan çıkarmayalım ki; her şeyin sonucu Rahman’dadır. Tevekkül etmek bir müminin bir iş konusundaki gayretini arttıracak en büyük güçtür. İnsan başarılı da olsa başarısız da olsa; niyeti Rıza-i İlahi ise sonuç yararınadır.

Rana Çeçen / Nisanur Dergisi - Ocak 2016 (50. Sayı)
 
09-01-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.