Günlerden Ekim Olunca

Amine Baran
Acı ve az biraz tebessüm... Tuhaf zira her bir kelime ayrı bir dünya, her biri ayrı bir âlem... Anlatırken o gam-ı cemili, yazarken sözcükleri üzerinden yıllar geçmiş o tozlu yapraklara, ilmek ilmek nakşederken o üç harfli kelimenin emarelerini zihnin en dokunaklı yerine, yanına tebessümü ekleyiveriyor olması inceden yoruyor aklı azizim, yoruyor kalbi ve yoruyor insanlığı…
"İştihayla gülünmez bizde, az biraz tebessüm edilir" diye ekliyor, acıyı ele almış Zarif Şair, şiirinin sonundaki o en güzel mısrasına…

Acı ve az biraz tebessüm... Tuhaf zira her bir kelime ayrı bir dünya, her biri ayrı bir âlem... Anlatırken o gam-ı cemili, yazarken sözcükleri üzerinden yıllar geçmiş o tozlu yapraklara, ilmek ilmek nakşederken o üç harfli kelimenin emarelerini zihnin en dokunaklı yerine, yanına tebessümü ekleyiveriyor olması inceden yoruyor aklı azizim, yoruyor kalbi ve yoruyor insanlığı…

Ritmi bozuluyor ellerin, ayakların, göz kapaklarının... Geçer dedikleri zamanın, yanında götürmeye güç yetiremedikleri, oturuyor içinin en nahif yerine. Kalk demeye varmıyor dilin, kalk desen bile kalkmıyor zaten… Zira çıkası yok, senin ise hiç çıkarasın yok...

Sonra sual ediyorsun; hüznü, gam ile keder kırıntılarını serpiştirdiğin anlam yüklü kelimelerin, akla ziyan, kulaklarını her çınlatışında nasıl tebessüm edileceğini! İman ile bastırılmış ufaktan bir isyan yankılanıveriyor yüreğinde, gözlerinde ve tüm benliğinde...

Takvime bakıp gitmeye hazırlanan Eylül’ün ardında bıraktığı dökülmüş sonbahar yapraklarının arkasında usulca gizlenen Ekim’i görüyorsun... Acı sarıyor dört bir yanını, Ekim deyip susuyorsun... Eller kalbine misafir artık, gönül ise gözlerine... ‘Kurban’ deyip susuyor, ‘poşet’ deyip susuyor sonra ‘Yasin!’ deyip bir daha susuyorsun… Canlanıyor yeniden o içte ukde kalınmışların hikâyesi, zihnin en masumiyet kokulu yerinde... Tahayyülü zor bir resim sergisinde buluyorsun kendini! Ayaklar geliyor aklına hayır için yarışırken, ölümüne yürüdüğünden habersiz adım adım yardıma koşan... Eller geliyor aklına, içinde ölümün o soğuk yanını taşıyan poşetli eller... Çehreler beliriyor mazlumiyet yüklü; adı Yasin olan, Riyad olan, Hasan ve Hüseyin olan çehreler... Bedenler geliyor, vahşice, acımadan, nefretle kıyılmış bedenler! Bir yetimi, öksüzü doyurmak adına, anne-babasını evlatsız bırakan o masum bedenler...

Susuyor lisan, kâinat sükûtu yaren belliyor. Müşahede edenler gam yüklü, bulutlar ağır, yağmur ha yağdı ha yağacak... "Ah" işte... İçten dile tarifinde imkânı olmayan eşsiz bir "ah"... Kurban, Ekim, acı, elem, gözyaşı ve Yasin... Hüzün ile yoğrulmuş onlarca kelime. `Yapma Zarif Şair, sil o mısraları! Yakışmıyor, ekleme acıdan sonra tebessüm kelimesini o şiire` diyesi geliyor insin lisanı... Toparlandı Eylül yaprak döktü toprağa ve gitti, Ekim ise kan döktü... Biri kışın habercisi diğeri ise ölümün… Biri yok oluşu getiriyor hatıra, diğeri yeniden varoluşu…

Gönle hazan düştü, toprağa Yasin... Yapma! Zuhurata müptela gözler ha taştı ha taşacak. Hiç dinmeyen o sessiz feryat, bir zaman sonra yeniden yeşerecek kulağımızı çınlatırcasına. Ekim geldiği vakit anneler susarak daha yüksek sesle konuşacaklar..."Deme şair! Hal-i vaziyet bu iken tebessüm deyiverme" diye haykırmak istiyor ahval-i lisan…

İnce bir sızı düşüyor yüreğe, sen de dua dua susuyorsun... Yitirilerek kazanılmışlar listesi kabarık gönlünde zira... İçindeki mezar, bir kere ölmüş, onlarcasını yeşertmiş bedenlerle dolu. Nazenin bedenler… Umudu büyütenler... Acının hemen başucuna tebessümü nakşedenler... Ölüme gülümseyerek gidenler ve daha niceleri... Biriktiriyorsun birer birer, onlar ise kavuşuyorlar… Dost dosta kavuşuyor, talebe hocasına yani Yasin Aytaç`ına... Âlemlerin Rabbine kavuşuyorlar. Hüznün Rabbine, umudun Rabbine, içindeki yarayı isyan ile değil iman ile yontanların Rabbine... Kuş olup uçuşları umuda gebe yarınların müjdecisi. Şerrin ardındaki hayrı müşahede etmek ne ulvi...

Usul usul duruluyor yüreğin... Öfken gizli bir edayla sessiz sedasız içindeki yerini alıveriyor. Sonra o boşluğa inşirahı koyuyor, inşiraha inanıyorsun... Gelince o zaman, yapraklar işaretleyince Ekim’i, sen adını Yasin koyuyorsun adanmışlığın, kurban olunmuşluğun... Dosta huzur düşmana korku salan yüreklere selam salıyor ellerin... Selam olsun sizlere... Selam olsun Yasin`e, Riyad`a, Hasan ve Hüseyin`e... Selam olsun diye usul usul dökülüyor lisandan... Sulanıyor toprakları, çıkmayacaklar hatırlardan... Binlerce fatihalar, yasinler, âminler tane tane süzülüyorlar gökyüzüne... Yüreğe gelen sıkıntıdan sonra inşirahın, hüzünden sonra umudun, acıdan sonra gelen tebessümün, mahzun çehreleriyle ölüme kucak açan yarenlerin Rabbi olan Allah`a şükürler olsun...

Haklıydı Şair... İman edende acı baki azizim, zira dünya fani… Bir darı imtihan. Lakin yine de tebessümler bizimdir... Gömeriz içimize en kıymetlilerimizi... Gömdüklerimiz Allah`a emanetimizdir... Umudu bırakmadan, acıyla gelen, huzurlu, iman kokulu yarınların fihristi olanlar gökyüzüne emanetimizdir... Kavuşuncaya kadar Âlem-i Baki`ye, imtihanlar tekerrür ettiği sürece, acı her zerremizden ilmek ilmek zuhur ettikçe, mahzun yürekler var oldukça kırıktır sevinçlerimiz, öyle iştihayla gülünmez bizde azizim, az biraz tebessüm edilir.

Vesselam...

Amine Baran | Nisanur Dergisi | Ekim 2017
 


 
17-10-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.