Güzelliklerin/Özelliklerin Üzerini Örtmeyelim!

Rumeysa Durmaz
Bir kadın eşiyle tanıştığı gün nasıl bakımlı, temiz ve kibarsa bunu evliliğinin her gününde ve her anında eşine ziyadesiyle yansıtmak için çaba sarf etmelidir. Kadın, sürekli olarak kendini yenilemeli ve kocası kendisine her baktığında farklı bir güzelliğini keşfetmeli.
“Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azizdir, hakimdir.” (Bakara / 228)

Erkeklerin eşleri olan kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da eşleri olan erkekler üzerinde hakları olduğu ve bununla birlikte erkeklerin hak konusunda kadınlardan bir derece üstün olduğu hepimizin malumudur. Ancak bu üstünlük, erkeğin yaratılış bakımından kadına üstünlüğü olarak algılanmamalıdır.

Allah-u Teâlâ evlilik ve evliliğin devamı konusunda ise erkekten bir parça çok/farklı olmak üzere kadına sorumluluk yüklemiştir. Nitekim toplumumuzda da kadının bu göreve daha yatkın ve bu konuda daha mahir vasıflarla donatılmış olması hikmetine binaen “Yuvayı dişi kuş yapar” denir.

Kadınların erkekler ve erkeklerin de kadınlar üzerinde birçok hakkı vardır. Ancak biz bu yazımızda konuyu bütün yönleriyle değil de özel/önemli bir yönüyle ele alacağız inşallah. Kadının güzelliklerini ortaya çıkarıp eşine sunması, nezaketi, yumuşaklığı ve temizliği...

Bu saydığımız başlıklar; bekârken, istenme aşamasında ve evlilik sonrası gibi kısa bir dönem her kadının azami özen gösterdiği fakat daha sonrasında çeşitli bahaneler öne sürerek genellikle aksattığı durumlardır.

Objektif bir açıdan durum değerlendirmesi yapabilmek için çevremizdeki evli ve bekâr bayanları gözlemleyebiliriz mesela. Bunu yaptığımız taktirde genç ya da olgun fark etmeksizin bekar bayanların sorumlulukları ne kadar çok olursa olsun, bu konuda evli bayanlardan daha çok özenli olduklarını fark etmemiz hiç de zor olmayacaktır.

Bu saydığımız başlıklar, evlilik ve devamı konusunda çok önemli unsurlardır ve bunların her biri kadının fıtratında zaten var olan özelliklerdir. Ayrıca bütün kadınların evlilik öncesi bu konudaki hassasiyetlerini göz önünde bulunduracak olursak, evlilik ve devamı açısından, konunun öneminin de fıtratımıza kodlandığını açıkça gözlemlemiş oluruz.

Burada sorgulamamız gereken durum, evlilik öncesi dikkat ettiğimiz bu durumlara evliliğin devamı için neden dikkat etmiyoruz veya edemiyoruz? “Köprüyü geçene kadar...” diye bir deyim vardır ya hani, evliliğe de bu gözle mi bakıyoruz yoksa?

Evlilikle birlikte sorumlulukların arttığı bir gerçektir. Ancak unutmamamız gerekiyor ki; bu bahsettiğimiz durumların devamlılığı ve hatta bu konulardaki özen ve hassasiyetimizin evlilikte ziyadeleşmesinin gerekliliği de ayrı bir gerçektir.

Unutmamalıyız ki Allah-u Teâlâ her insana belli bir ölçüde sabır ve güç ihsan etmiştir. Bu sabır ve güç ölçüsünde de sorumluluklar vermiştir. Bilmeliyiz ki sorumluluklarımız ne kadar çoksa kuvvetimiz ve sabrımız da o nispettedir. Nitekim “Allah kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz.” (Bakara / 286)

Bir konuda mükellef isek ve buna gücümüzün yetmediğinden şikâyet ediyorsak, hatayı kendimizde aramalıyız. Çünkü hiç şüphemiz olmasın ki; bize o sorumluluğu yerine getirecek güç ve sabır verilmiştir. Ama biz ne yazık ki onu mükellef olmadığımız meselelerde har vurup harman savurmuşuzdur da, farkında değilizdir.

Örneğin komşu veya çarşı-pazar gezmeleriyle, televizyonuyla, el işleriyle, misafirlerin ikramlarıyla, kim ne yaptı, kim ne dediyse vs. haddinden fazla meşgul olan kadın, eşine karşı sorumluluklarını elbette layıkıyla yerine getiremeyecektir. Çünkü enerjisini yanlış yerlerde kullanmış/bitirmiştir zaten...

Nezaketsiz, sert, paspal, eşine güzelliklerini sunmayan kadın, kocasının ilgisini cezbedemediği gibi ev ortamından da soğutur. Eşinin soğuk tavırlarıyla karşılaşınca da agresifleşir. Bu ise eşinin kendisinden daha da soğumasına sebep olur. Bunu yapan kadın, misyonu ‘darusselam’ oluşturmak olmalıyken; kendi elleriyle zindan, tahammül edilemeyecek bir mekân oluşturur.

İslam’ın öngördüğü evlilik böylesi bir evlilik değildir. Kocası eve doğru adım atınca “Ben huzura yöneldim, ben bu adımlarımı mutluluğa atıyorum!” diye hissedebilmeli. Evine vardığı vakit günün kargaşasından, yorgunluğundan, fırtınalarından emniyetli bir limana sığınmış olmanın huzurunu ve güvenini hissedebilmeli. Kadın, kocasına bunu hissettirebilmeli.

Bir kadın eşiyle tanıştığı gün nasıl bakımlı, temiz ve kibarsa bunu evliliğinin her gününde ve her anında eşine ziyadesiyle yansıtmak için çaba sarf etmelidir. Kadın, sürekli olarak kendini yenilemeli ve kocası kendisine her baktığında farklı bir güzelliğini keşfetmeli. Böyle olması aradaki şevk ve muhabbeti daim kılar ve aradaki bağı güçlendirir inşallah.

Kadın, kendi temizlik ve düzenine dikkat ettiği gibi evinin temizlik ve düzenine de dikkat etmelidir. Evin kapısı çalındığı anda sağa sola değil de doğrudan kapıya yönelebilmelidir. Evin temizlik ve düzeni, iki taraf için de huzur kaynağı olacaktır.

Abdulhakim Sonkaya Hoca’nın deyimiyle, “Kadın duha olmalıdır. Duha namazı en güzel sünnetlerden birisidir. Çünkü duha vaktinde insan, aynı anda hem serinliği hem de sıcaklığı hisseder. İşte bunun gibi kadın, duha olmalıdır. Eşine hem ülfetini hem de letafetini hissettirmelidir. Kadın, kendisine gelen eşini Ensar ve Nusra olarak karşılamalıdır. Evinde bedrin doğduğunu görmelidir. Kadın Medine olmalıdır. Eve gelen eşini medenice ve Medine’ce karşılamalıdır.”

Dinimiz böylesi yuvalar kurulmasını emrediyor ve bu konuda ilk adımı da biz kadınların atmasını istiyor. Biz eşimize cariye olacağız ki eşimiz bize köle olsun. Bize eşimize Medine olacağız ki eşimiz ay gibi üzerimize doğsun.

Toplumdaki en önemli kurum olan ailenin, büyük sorumluluğunu biz kadınlara veren ve bu sorumluluğu hakkıyla yerine getirebilecek güç ve sabırla bizi kuşatan Allah-u Teâlâ’ya hamd u senalar olsun...

Rumeysa Durmaz / Temmuz 2016 (56. Sayfa)
 
25-07-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.