Hacer Gibi Bir Teslimiyet

Aynur Sülün
Hz. Hacer deyince genellikle aklımıza ilk gelen şey ‘teslimiyet’ oluyor. Bana göre teslimiyet; Allah’ın seçkin kullarına, hak yolda samimi gayretleri sonucunda ikram ettiği bir makamdır. Böyle bir makamın kucağında büyüyerek ortaya çıkan değerler ise; huzur-mutluluk, rıza ve umuttur.
Hz. Hacer deyince genellikle aklımıza ilk gelen şey ‘teslimiyet’ oluyor. Bana göre teslimiyet; Allah’ın seçkin kullarına, hak yolda samimi gayretleri sonucunda ikram ettiği bir makamdır. Böyle bir makamın kucağında büyüyerek ortaya çıkan değerler ise; huzur-mutluluk, rıza ve umuttur. 

Teslimiyetin üzerinde oturduğu taht ise aşktır. Aslında teslimiyet makamının beslendiği en mühim kaynaktır aşk… Akla, mantığa, çıkara galebe çalan… Haktan gelene razı eden, Hakkı razı edendir aşk… Tıpkı bir sarmaşığın etrafındakileri kuşattığı gibi aklı ve iradeyi tüm gücüyle kuşatan… Bir talebe eyleyip, eğitim rahlesinin önüne oturtan… Tembele şevk, zayıfa güç, acize kudret bahşedendir aşk… 

Teslimiyetin büyütüp, beslediği değerler ‘mutluluk, rıza ve umuttur’ dedik. Bu değerlerin açığa çıkması için gereken şey ise imtihandır. İmtihan esnasında gücü tükenen insan; ya huşuyla kendi acizliğini Hakk’a itiraf edip güç isteyecek ve ardından bir güç ağı oluşacak… Bu kişi, güçle teslimiyet makamına merdiven dayayacak… İlk basamağına adım attığında huzur çiçeklerini desteleyecek… İkinci basamağında, yüreğinde “Ne verdiysen razı oldum Allah’ım” dedirten ‘rıza’ pınarları coşacak… Üçüncü basamakta avuçlarının içine sessizce inci ve mercan bırakan bir ‘umut’la Hakk’a el uzatacak… Ve sonunda aşkın tahtında uzun zamandır onu bekleyen teslimiyet makamına kavuşacak… Ya da Allah muhafaza kişi Allah’a sığınmayı unutacak; nefsinin üzerinde ördüğü ağların arasında, sebep zincirlerinin ayağına bağladığı prangalarla isyana, umutsuzluğa ve mutsuzluğa doğru yol alacak. 

Hz. Hacer’e dönecek olursak; o da tıpkı eşi Hz. İbrahim gibi teslimiyet makamına ermişti. Hz. İbrahim ateşle imtihanında Rabbine teslim olmuştu. Melekler kendisine gelip durumunu ve bir istediğinin olup olmadığını sorduğunda o “hasbunallah ve ni’mel vekil” cevabıyla “O neyi dilerse ben seve seve ‘razı oldum’, kabul ettim” mesajını ‘huzur’ ve ‘umut’ içinde vermişti. Aynı teslimiyeti Hacer’i ve tek oğlu İsmail’i çöllerde bırakırken ve İsmail’i kurban etmeye götürürken de göstermişti. Sıra Hacer’e geldiğinde ise o da aynı gönül rahatlığıyla Rabbinin bu hükümlerine razı geldi. 

Hz. İbrahim’in çocuğu olmayınca hanımı Sara ona cariyesi Hacer’le nikâhlanmasını teklif ediyor. Böylece eşindeki evlat hasretinin son bulmasını istiyor. Hacer, Hz. İbrahim’le evlenince hamile kalıyor ve bir süre sonra İsmail dünyaya geliyor. İsmail daha bebek iken Hz. İbrahim’in gönlüne Allah tarafından; Hacer ve tek oğlu İsmail’i o zamanlar kuş uçmaz, kervan geçmez bir belde olan Mekke’ye bırakması ilham olunuyor. Bunun üzerine Hz. İbrahim, biraz hurma ve su ile karısı Hacer’i ve yavrusunu alıp Safa ve Merve tepelerinin bulunduğu yere götürüyor. 

Hz. İbrahim, ailesine karşı sorumlulukları olan bir koca… Minicik ellerini uzatıp da sevilmeyi bekleyen, kucak isteyen İsmail’in babası… Aynı zamanda ümmetine imam olarak tayin edilen bir peygamber… Hacer ise iffetli ve Allah’a bağlı bir kadın… İbrahim, Hacer’in çadırını kurduktan sonra sırtını onlara dönüyor ve Allah’ın selamını verip yol almaya başlıyor… Hem de arkasına dönüp bakmadan… Hacer sesleniyor birkaç defa “Bizi kime bırakıp gidiyorsun.”diye… Yüzünü onlara dönmeden yürümeye devam eden İbrahim’den cevap geliyor “Allah’a”… Hacer soruyor bu kez “Bunu senden Rabbin mi istedi yoksa sen mi ?”… Soruyu üç defa tekrar eden Hacer’e, üçüncüsünde “Rabbim istedi” cevabı geliyor. 

Şimdi diyeceksiniz ki bu nasıl bir ayrılık… Hanımından ayrılırken son kez bir yüzüne baksaydı, helalleşseydi, nasihat etseydi, sabır tavsiye etseydi, yavrusuna sarılıp öpseydi ve sonra gitseydi ya… Akıl kabul etmiyor değil mi? İnsan bu durumu idrakte yetersiz kalıyor. Aslında bu, Hz. İbrahim’in Hakkın hükmüne teslim olabilmek için aldığı tedbirdi… Aklın tedbiri aşkın tedbirine yenik düşmüştü… Hakka teslimiyette sebat edebilmek için duygulara bir sur örmüştü İbrahim… Soruyorum kendime biz bu suru ne kadar örebilirdik diye? Ya da razı olur muyduk terk edilişe? Vedalaşmadan, arkasına bakmadan yol alışa… Tanımazlıktan gelişe… Oysa Hacer’de telaş, endişe, rızık korkusu, kurda kuşa yem olma kaygısı yok. Çünkü Rabbi tarafından imtihan edildiğini biliyor. Ya teslimiyet makamının huzur, umut ve rıza denizinde inci ve mercan toplayacak. Ya da kaybedenlerden olacak. O, bunun farkında… 

Hacer’le özdeşleşen teslimiyet makamını ondan sonra İslam davasının mahkûm anneleri, eşleri teslim aldılar. Şimdi onlar beklemedeler ruhu çölleşen dünyanın kalbi olmak için… Hem Hakk katında kıymetli olan ‘teslimiyet makamları’ boşalırsa… Yeryüzünde aşk tahtına oturacak kutlu misafirler bulunmazsa, Cenabı Hak böyle bir dünyayı ne yapsın ki? Yeryüzü halen ayakta duruyorsa, Hakk yolunda her türlü sıkıntıya teslim olan kullar hatırınadır. Yusufilerin teslimiyete ermiş anaları, eşleri, evlatları hatırınadır. İbrahim gibi evinden, eşinden, evladından ayrılan; zindanı gülistan yapan Yusuflar hatırınadır… Allah Teâlâ, şu yeryüzünden teslimiyet makamının kutlu misafirlerini eksik eylemesin. İnanıyoruz ki; Allah nasıl Hz. İbrahim’e birçok imtihanın ardından imamlık, önderlik makamını verdiyse Yusufilere de halifelik makamını bir gün verecektir inşallah. 

“Ve hatırlayın o zamanı ki, Rabbi İbrahim’i bir takım kelimelerle denemiş, O da onları tamamlayıp yerine getirince O’na ‘Seni insanlara imam (önder, rehber) yapacağım’ demişti.” (Bakara / 124) 

Geçenlerde kızının kaleminden Üstad Mevdudi’nin hayatını okuyordum. Babasının tutuklandığında, tok bir sesle selam verip “Sizi Allah’a emanet ediyorum.” diyerek arkasına bakmadan gittiğini yazmıştı. Ailesi Üstad’ın bu durumuna bir anlam verememiş ve evine döndüğünde, o davranışın nedenini sormuşlardı. O ise, “Böyle zamanlarda bu şekilde ayrılış İbrahim Peygamberin sünnetidir. O da Hanımı Hacer’i bu şekil bırakıp gitti. Arkada bıraktıklarına bakmak erkeklerin endişelerini artırır, azimlerini kırar.” diye cevap vermişti. 

Üstad Mevdudi’nin bu sözü, Hz. İbrahim’in yaptığı o davranışın hikmetini yıllar sonra daha iyi anlamama yardımcı oldu. Teslimiyetin önündeki engellerle mücadele edilmeliydi. Hz. İbrahim, Hacer’i ve oğlu İsmail’i bırakırken, kalbinde oluşabilecek endişeye galip gelmeliydi. Onun için Hacer’in o masum ve iffetli yüzüne bakamamış, evladına sarılamamıştı… Belki sarılsaydı İsmail’in kokusu onun ruhunun derinliklerini saracak, gücünü ve kuvvetini kıracaktı. Azmi, duyguları karşısında yenik düşecekti. Allah kuluna merhametliydi. Verdiklerinde de vermediklerinde de O’nun rahmetinin ve adaletinin nişaneleri vardı. Bize düşen hayatımızda bu nişaneleri göremesek de, anlamlandıramasak da ilahi hükme teslim olmaktı. 

“Allah’ın insanlara göndereceği herhangi bir rahmeti tutup alıkoyacak hiçbir kuvvet yoktur. Tuttuğunu da ondan salıverecek hiçbir kuvvet yoktur. O her şeye galiptir. Hüküm ve hikmet sahibidir.”(Fatır /2) 

Seyyid Kutub bu ayet için şöyle diyor: 

“İşte bu tablo, insanın gönlünde yer edince hayattaki düşünceleri, hisleri, eğilimleri, ölçü ve değerleri bütünü ile kemale erer. Bu ayet kulun göklerde ve yerde bulunduğu varsayılabilecek bütün güçlerle bağlantısını keser, onu Allah’ın rahmetine bağlar. Göklerde ve yerdeki bütün kapıları yüzüne kapar ve Allah’ın kapısını açar, bütün yolları tutar ve Allah’a giden yolu açar. Allah’ın rahmeti bahşettiği nimetlerde tecelli ettiği gibi bahşetmeyip alıkoyduklarında da tecelli eder. Ancak bu tecellileri Allah’ın basiretini açtığı insan görebilir. Bu kimse rahmetinin tecellilerini kendinde, duygularında, nerede ve nasıl olursa olsun etrafında bulur. İnsanların kaybetmeyi mahrumiyet addettiği her şeyi kaybetse dahi, bunu bile rahmet kabul eder. Basireti bağlanmış kimse ise bu rahmetin tecellilerini fark edemez. İnsanlar nazarında rahmet ve hoşnutluğunu simgeleyen her şeye sahip olsa bile, rahmetin farkına varamaz.” (Fizilal’il Kur’an 5. Cilt) 

Yüce Rabbimiz bizleri O’nun hakkımızda hükmettiklerine gönül rahatlığıyla razı olanlardan eylesin. Bizleri de teslimiyet makamının kutlu misafirleri arasına katsın. Basiretimizi bağlayan dünya sevgisini yüreğimizden temizlesin. Âmin… 

Aynur Sülün | Nisanur Dergisi | Eylül 2017 | 70. Sayı
11-09-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.