“Hakiki Zevk ve Elemsiz Lezzet İmandadır’’

Zehra Yüksek
Evet, batı medeniyeti özellikle günümüzdeki yeni nesillerde gelişmeye başlayan İslami diriliş hareketini kaygı ve endişeyle gözetiyorlar. Tek gaye ve hedefleri gün be gün yeşeren İslam filizlerini koparmak, ezmek ve atmaktır. Ne yazık ki, zaman zaman “Müslüman’ım” diyen birçok insana o birbirinden kokuşmuş yaşam tarzlarını empoze ederek hedeflerine ulaşıyorlar. Böylece İslami hareketi uyuşturup kurbanlıklarıyla aynı gözlükten bakıyorlar hayata.
“Ey Müslüman gençleri! Batıyı taklit etmeye çalışmayınız. Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten (düşmanlık) sonra, hangi akıl ile onların sefâhet ve batıl efkârlarına ittiba edip güveniyorsunuz. Uyanık olunuz zira ahlaksızlığa ittiba ettikçe hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz.” Üstad Bediüzzaman

Evet, batı medeniyeti özellikle günümüzdeki yeni nesillerde gelişmeye başlayan İslami diriliş hareketini kaygı ve endişeyle gözetiyorlar. Tek gaye ve hedefleri gün be gün yeşeren İslam filizlerini koparmak, ezmek ve atmaktır. Ne yazık ki, zaman zaman “Müslüman’ım” diyen birçok insana o birbirinden kokuşmuş yaşam tarzlarını empoze ederek hedeflerine ulaşıyorlar. Böylece İslami hareketi uyuşturup kurbanlıklarıyla aynı gözlükten bakıyorlar hayata.

Muhammed İkbal “Benlik ve Toplum” adlı eserinde kaleme aldığı manidar bir hikâyesinde der ki:

“Zamanın birinde, bir ormanda bir gurup aslan ve bir gurup koyun yaşarmış. Aslanlar her gün koyunlardan birini kapar, parçalar ve afiyetle yerlermiş. Gel zaman git zaman koyunlar bu durumdan bıkmış. Bir gün koyunların tümü toplanmış. İçinde bulundukları duruma bir çare aramışlar. Uzun tartışmaların ardından bir heyet belirlemeye ve bu heyeti uzlaşmacı olarak aslanlara göndermeye karar vermişler. İleri gelenlerden oluşan heyet aslanları ziyarete gitmiş. Heyet sözcüsü aslanlara hitaben;

Siz ki aslan topluluğusunuz. Ormanların krallarısınız. Her gün içimizden bir tanesini kapmak için koşturup, yoruluyorsunuz. Biz de düşündük ki siz bizim dostlarımızsınız. Koşup yorulmanıza gönlümüz el vermedi. Bu duruma çare aradık. Karar verdik. Siz yorulmayın diye her gün yiyeceğinizi biz size getireceğiz.

Aslanlar biraz düşünmüş. Teklif onlara cazip gelmiş. Kabul etmişler. Önceleri koyunlar her gün içlerinden bir tanesini aslanlara kurban ederler. Daha sonraki günlerde aralarındaki dostluk daha da ilerler. Artık gün boyunca beraber olmaya başlarlar. Koyunlar başlarlar aslanlarla olan sohbetlerinde onlara otların faydalarından söz edip, sadece et yemelerinin sağlıklı olmadığını söylemeye. Zamanla koyunlar aslanları ot yemeğe ikna ederler. Bazen et, bazen ot yemek şeklinde başlayan ot yemek olayı, gün geçtikçe ot ağırlıklı hale gelir. Ot yemekle beraber aslanlar asli fıtratlarını kaybedip, koyunlarda var olan mülayim hale bürünürler. Şeklen aslan görüntüsü devam ederken, aslanlar yapı ve ruh hali bakımından koyunlar gibi olmuşlardır. Aslanlaşmayan koyunlar aslanları kendileri gibi koyunlaştırmışlardır.”

İkbal, bu hikâyeden aslanlardan kastının İslam toplumu, koyunlardan kastının ise batı toplumu olduğunu söyler.

Nihayetinde adı Müslüman olarak kalır belki ama artık aslanlarımız onlar gibi giyinir, onlar gibi yer içer, onlar gibi eğlenir ve onlar gibi konuşur hale gelirler.

Henüz 14-15 yaşlarına varmayan çocuklar ‘ben gencim’ diyerek ailesinden bağımsızlığını ilan eder, sonraları hayatında negatifler başlar. Zevkleri doğrultusunda adım adım ilerlerken alkol, uyuşturucu, sigara, kumar, zina gibi kötü bağımlılıklar içinde boğulup gider ve sonunda bu iman fukarası insanlar şeytanın oyuncağı haline gelirler. Bu konuda Üstad Bediüzzaman;

“Gençlik damarı akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür akıbeti görmez; bir dirhem hazır lezzeti ileride bir batman lezzete tercih eder” diyor ve bizlere Eskişehir hapishanesinde yaşadığı bir hatırasına anlatır.

“Bir zaman hapishanenin penceresinde oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raks ederken onları o dünya cennetinde cehennem hurileri hükmünde gördüm. Birden manevi bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü ve gördüm ki; o elli altmış kızlardan kırk ellisi, kabirde toprak olmuş azap çekiyorlar ve on tanesi, yetmiş seksen yaşına gelmişler. Öyle ki sevgi beklediği bakışlarda nefret görüyorlar artık.

Evet, gördüğüm hakikattir hayal değil! Nasıl ki bu yaz ve güzün sonu kıştır; öyle de gençlik yazı ve ihtiyarlık güzünün arkası kabir ve berzah kışıdır. Geçmiş zamanın elli sene evvelki hadisatı sinema ile şimdiki zamanda gösterdiği gibi gelecek zamanın elli sene sonraki istikbal hadisatını gösteren bir sinema bulunsa ehl-i delalet ve sefahetin elli altmış sene sonraki vaziyetleri onlara gösterilseydi şimdiki güldüklerine ve gayr-i meşru keyiflerine nefret ve kederlerle ağlayacaklardır. Ben de onların o acınacak hallerine ağladım. Gençlere de çok acıdım, bu biçareler kendilerini bu mıknatıs gibi cezbedici fitnenin ateşinden kurtaramazlar, diye düşünürken birden o fitneyi ateşlendiren ve talim eden irtidatkar bir şahs-ı manevi karşıma dikildi ve ‘biz hayatın her bir çeşit lezzetini ve keyiflerini tatmak ve tattırmak istiyoruz; bize karışma’ dedi. Ben de cevaben dedim:

‘Ey cehennem hurileri ile zevklenmek yolunda dinini feda eden ve sefihane delaleti severek irtikâb eden ve hevesât-ı nefsiye lezzeti yolunda dinsizliği ve imansızlığı kabul eden ve hayatı perestiş edip ölümden şiddetli korkan ve kabri hatırına getirmek istemeyen ve irtida da yüz tutan bedbaht! Katiyen bil ki: dinsizlik cihetiyle senin bu koca dünyan bu saatten evvel ve bu dakikadan sonra bilumum senin bu kâinatın, mazin, geleceğin, cinsin ve gelecek mahlûklar, nesiller gitmiş; dünyalar, milletler, gelen insanlar ve taifeler tamamen ölüdürler.

İşte insaniyet ve akıl cihetiyle alakadar olduğun bütün o seyyar dünyalar ve seyyal kâinatlar tamamen senin delaletin suretiyle, başına dünya dolusu dehşetli ve hadsiz ölümlerin şiddetli elemlerini yağdırıyor. Senin şuurun varsa, kalbini yakıyor; ruhun varsa, yandırıyor aklın sönmemiş ise, gamlar içinde boğuyor.

Eğer bir saatçik sarhoşça sefahetin ve pis lezzetin, bu nihayetsiz gamlara, hüzünlere, elemlere mukabil gelebilirse, o sefahette kal. Yoksa aklını başına al! O manevi cehennemden kurtulmak ve imanın bu dünyada dahi temin ettiği bir manevi cennete girmek ve hayattaki mutluluğu tatmak için Kur’an’ın emrini dinle. Kıymetsiz fani bir dakika lezzeti külli, baki, daimi, imani lezzetler ile mübadele et ( değiştir). Zira iman hakikati öyle bir çekirdektir ki, inceden inceye bir cennet-i hususiye ondan çıkar ve o çekirdeğin cennetteki tuğba ağacı olur.’

Hâsılı hakiki zevk, elemsiz lezzet, kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur.” *

*İman ve Küfür Muvazeneleri

Zehra Ayhan / Nisanur Dergisi - Kasım 2013 (24. Sayı)
 


 
24-11-2013 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.