Hama`da Bayram

Rumeysa Durmaz
Gözlerimi açtım, günlerden bayrammış! Söylemeseler tanır mıydım acaba bu günü... Biz, bayram günleri erkenden uyanırdık ama bu bayram, bomba gürültüleri altında korkudan uyuyamamıştık ki zaten...
Gözlerimi açtım, günlerden bayrammış! Söylemeseler tanır mıydım acaba bu günü...

Biz, bayram günleri erkenden uyanırdık ama bu bayram, bomba gürültüleri altında korkudan uyuyamamıştık ki zaten...

Neşe içinde bayram namazını kılmak için camilere koşardık. Bu bayramda ise camide namaz kılarken şehit olanların cenazelerini almak için koştu büyüklerimiz.

Bayram günleri öptüğümüz onlarca el vardı. Kim bilir, şimdi nerededir parçaları...

Giymeye kıyamadığımız bayramlıklar alınırdı bize, hem de rengârenk... Şimdi ise beyaz bezler var bizim için biçilen, adı kefen!

Mis kokulu kınalar yakardık avuçlarımıza. En kırmızı benimki olsun, dedik. Artık demiyoruz. Çünkü avuçlarımız zaten kan kırmızısı...

Misafirlerimizi ağırladığımız bayram sofralarımız vardı ve o sofralarda bayramın şanına layık tatlılar ve etli yemekler vardı. Artık yok... Bu bayramda bizim payımıza düşen sadece tatlı bir şerbet, adı da şehadet...

Öyle bir şerbet ki, Hama`nın bütün sokaklarında dağıtılıyor ve her yaştan çocuk, o şerbetten kana kana içmek için bir bayram sabahı daha sıraya diziliyor...

Ne tatlı, ne lezzetli bir şerbettir ki; masum, gül yüzlüler o şerbetten içince Havz-ı Kevser`den içmişçesine tebessüm ediyor...

Şeker toplamaya çıkardık. Bazı büyüklerimiz takılırdı bize: “Sizden daha tatlı bir şekerim yok ki size vereyim!” Derlerdi. Şimdilerde ise birlikte şeker topladığımız o şekerden daha tatlı kardeşlerimin cesetleri toplanıyor Hama sokaklarında!

Büyük acılara şahit olan Hama sokakları, bugün bütün acılarıyla birlikte bayram ediyor...

İyi de, bu neyin bayramı ki anne! Bayram, sevinç ve mutluluk günü demek değil mi? Bu kadar acı ve üzüntüyle, sevinç ve mutluluk nasıl bir araya gelebilir ki?

Ben henüz dokuz yaşındayım anne! Ve bana demiştin ki; sen büyüksün, kardeşini koru! Biri ona zarar verecek olursa sen buna izin verme, demiştin.

Peki, ehl-i küfür bize zarar verirken, bizi öldürürken bizi düşünecek ve koruyacak bir büyüğümüz yok mu?

Tanıyamadım ben bu bayramı anne! Böyle değildi ki benim bildiğim bayramlar...

Hıçkırıkları son cümleyi tamamlamasını oldukça zorlaştırmıştı. Annesi, kıpkırmızı olan güzel gözlerindeki yaşı sildi ve “Müjdeler olsun sana Yahyam!” Dedi.

Şartların vaktinden evvel olgunlaştırdığı küçük Yahya, annesinin bu sözüne bir anlam verememişti. Bunu fark eden annesi söze devam etti:

“Canım oğlum! Müjdeler olsun ki bu bayram herkesten çok bizim bayramımız. Bütün Müslümanlar Ramazan ayından sonra neden bayram eder biliyor musun? Bir ay boyunca Allah`ın hükmüne sabredip oruç tuttukları, ibadet ettikleri ve bu vesileyle imanlarını daha bir kuvvetlendirip Allah`a daha çok yaklaştıkları için...

Bayramda güzel yemekler yapılamasa da, yeni kıyafetler alınamasa da bayram yine bayramdır. Evet, bayram sevinç ve mutluluk günüdür. Allah`a yaklaşmanın sevinç ve mutluluğunu yaşar bu günde, her Müslüman.

Sana daha evvel de söylemiştim ya kara gözlüm, ‘İmanın doruk noktası; Allah`ın hükmüne sabretmek, kaderine rıza göstermektir’ demiş büyüklerimiz…

Biz karşımıza çıkan bütün zorluklara rağmen Allah`ın hükmüne sabredip kaderine rıza gösterirsek Allah`a daha çok yaklaşmış olmaz mıyız canım Yahyam! Ve bu durumda bayram, daha çok bizim bayramımız olmuyor mu gül kokulum?”

Yahya, tebessüm ederek annesini onayladı ve Allah`a yakın olduğunu hissetmenin huzuru kapladı içini.

Yahya annesine bir soru daha sormuştu. Bizi koruyacak bir büyüğümüz yok mu, demişti. Sıra bu sorunun cevabındaydı.

“Biliyor musun oğlum, zulüm çok acıdır ama asıl acı olan mazlumun bilinmemesi ya da görmezden gelinmesidir” dedi ve devam etti...

“Bu dünyadan kimler geldi geçti... Kimileri dünyadan çok ahireti sevdi. Rahatlıktan çok Allah yolunda zahmeti sevdi. Allah yolunda ölmeyi yaşamaktan çok sevdi. Midesi açlıktan kazınırken, doyurucu imanıyla dimdik ayakta durdu.

Kimilerinin ise karnı tok olsa da ruhları açlıktan kazınıyordu ve ruhunun açlığını duymamak için vicdanlarının kulaklarını tıkamışlardı. Daha çok doymak isteyen nefisler, ruhun feryadını duymak istemiyordu çünkü. Ve nefsine köle olmuş kimseler, o nefsin asla doymayacağını ne yazık ki bilmiyorlardı.

Kendisini nefis canavarını doyurmaya adamış kimselerden mazlumları görmesi, koruyup kollaması zaten beklenemez ki! Müslümanların birçoğu günümüzde ne yazık ki bu durumda canım oğlum.”

“Anne!” Dedi Yahya heyecanla. “Müslümanların birçoğu bizim için hiçbir şey yapmıyor olsa da biz bütün Müslümanlar için güzel bir şey yapalım mı?” Merakla bakan annesine gülümsedi ve devam etti...

“Şu mazlum yüzlerimizi semaya çevirip mazlum dillerimiz döndüğü kadar diyelim ki:

Ya Rab! Merhamet ve basiret ver Ümmet-i Muhammed`e!

İşte o zaman bayramlar bütün Müslümanlar için gerçekten bayram olacaktır, değil mi anne…”

Rumeysa Durmaz / Nisanur Dergisi - Haziran 2016 (55. Sayı)
 
23-06-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.