Hamisi Allah Olan Kadınlar

Elif Yüksek
Sadakatin ilk rengi Hz. Eyyub aleyhisselamda beliriyor. Kulluğun sadakatini gözler önüne seriyor. Rabbinin hastalık imtihanını öyle sabırla ve metanetle karşılıyor ki; sadakati ona bir değil bin türlü dönüyor. ‘Güzel bir kul’ olarak anılıyor indi ilahide… Sabır timsali olduğunun altı çiziliyor… Hastalığı/düşkünlüğü esnasında kaybettikleri misliyle geri veriliyor kendisine… Ve hanımının indinde izzetli ve sadık kalıyor. Nasıl mı?
‘İyi günde kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta…’ diye başlayan sözler edilir. Ahitler ‘her hal ve durumda’ birlikte olmaya, dayanışma içerisinde bulunmaya yöneliktir. Bir lokma ekmeği bölüşüp, yokken de razı olacaktır bir taraf, öyle söylemiştir. Mutluluk ve saadet tülleniyordur yamacında…

Evlilik yolundan bahsediyorum! Bununla beraber ne çok hüsran menziline varıldığından… Verilen sözlerin aksine hareket edildiği, ahitlerin tez unutulduğu, ilk ‘sendeleyişte’ pes edildiği, yoklukla imtihanın verilemediği günümüz evliliklerinden dem vurmamak ne mümkün!

Çatırdayan damlar! Ne çok üzer insanı.

Soğuk yuvalar! Ne kahredicidirler.

Eş imtihanı! Ne can yakıcı ve ne zordur.

Evet, iyi günde yanan kandil kötü günde yanmaz olur. Sağlıkta gülen yüzler hastalıkta asılır, kaskatı kesilir. Bal kaymak yerken sarf edilen sevgi sözcükleri, dara girince sövmelere bırakır yerini. Taraflardan biri yitirince ‘değerini’ kaybeder öteki hoşgörü erdemini…

Eksik olan nedir sahi? Biri birine o kadar bağlı bireyleri, en zor anında bu kadar yabancılaştıran o yitik nedir?

Biraz daha derine inelim hatta. Biraz daha zorlaştıralım sorumuzu. Aynı yastığa baş koyduğu, gönlüne buyur ettiği, sevgisini en inceden ilettiği, en mahrem anlarının en müstesna konuğuna; hanımına kafası kızınca nasıl el kaldırır, neden şiddet uygular bir koca? Bunu yaparken göz ardı ettiği nedir? Ve unuttuğu?

Bir yitik ki; kadında olunca yuvayı dağıtıyor, erkekte olunca kıyametler koparıyor. Kadın yitirince ar, namus gidiyor elden; erkek yitirince üstüne bir de şahsiyet… En çok kadına yakışıyor ama erkek de onsuz eksik kalıyor ve bir türlü ‘kavvam’ olamıyor…

Hanımefendiliğin şanındandır o. Ve beyefendiliğin mührüdür bence, en âlâsından…

Sa-da-kat!

Altın kâsede sunulması elzem, yudum yudum içilmesi elzem, gönlün baş konuğu edilmesi elzem bu haslet, günümüz evliliklerinin en büyük yitiği ne yazık ki! Peki, korunup kollanması mümkün mü gerçekten? Örnekleri var mıdır?

Elbette mümkündür ve elhamdülillah örnekleri vardır. Hem de birçok… Biz bir örnekle iktifa edelim. Ama ne örnek! Kur’an-ı Mubin’e konu olan… Var mı ötesi?

“Ey Muhammed, kulumuz Eyyûb`u hatırla! Hani bir zaman O, Rabbine, `Gerçekten şeytan bana meşakkat ve ıstırap dokundurdu!` diye nida etmişti. Ona, `Ayağını yere vur! İşte sana, yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su!` dedik. Nezdimizden bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere biz, ona aile fertlerini ve önceki mal-mülkünü bahşettik, bir o kadar da artırdık. Biz, Eyyûb`a, `Eline bir demet sap alıp onunla hanımına vur, yeminini bozma!` demiştik. Gerçekten biz, onu sabırlı bulmuştuk. O, ne güzel kuldu! Daima Allah`a yönelirdi.” (Sad / 41-44)

Sadakatin ilk rengi Hz. Eyyub aleyhisselamda beliriyor. Kulluğun sadakatini gözler önüne seriyor. Rabbinin hastalık imtihanını öyle sabırla ve metanetle karşılıyor ki; sadakati ona bir değil bin türlü dönüyor. ‘Güzel bir kul’ olarak anılıyor indi ilahide… Sabır timsali olduğunun altı çiziliyor… Hastalığı/düşkünlüğü esnasında kaybettikleri misliyle geri veriliyor kendisine… Ve hanımının indinde izzetli ve sadık kalıyor. Nasıl mı?

Hastalığı sırasında bir sebepten ötürü eşi Leyla Hanıma sopayla vurmaya yemin etmişti. Allah adına ettiği bir yemini vardı! Bozmaya cüret edemediği bir yemin. Biliyordu belki de, ahdini tutsa; hanımına sopayla vursa bir daha yüzüne bakamayacak! Düşkünken kalkmayan eli, eski gücüne kavuştuğunda kalkarsa; izzetli koca vasfını koruyamayacak.

Evet, zinhar koruyamayacaktı. Zira kendisine el kaldıran koca, karısı için ‘heybetli’ olmaktan çıkar. Sırtına şaklayan eli, ‘güven veren el’ olmaktan çıkar. Yüzüne şiddetle çakarsa ‘sığınağı’ olmaktan çıkar. Öyle de acı hatıra olarak saklarım, çocukluğumun bir köşesinde. Kocasının dayağına maruz kalmamak adına, gecenin bir vakti ıpıssız sokaklardan geçerek el âlemden medet uman komşu kadını… Üstelik her kaçışında ya bir gözü morarmış olurdu ya da vücudunda kırık çıkıklar! Halen de görür, bilirim kendisini. Şahsiyeti yara ala ala, en büyük yitiği olan; artık ne haline ne de diline yansıyan, silik ve sinik hallerini. Cesetten farksız siluetini…

Bunu peygamberi bilir de Allah Teâlâ bilmez mi? Bu hassasiyeti nebisi taşırdı da Allah Teâlâ göstermez miydi?

İşte sadakatin bir başka rengi! Rahman’ın kuluna/kulluğa sadakati… Kadına/şahsiyetine verdiği ehemmiyeti… Yüz değnek vurulan kadının kişiliği kalır mıydı? Ya dişiliği, hakkıyla icra edebilir miydi onu, gördüğü şiddetin ardı sıra?

“Bir demet sap al eline, onunla vur” buyuruyor Rahman. Ne acıtan ne de kanatan. Ne bedende ne de sinede yaralar açan. Ne kocayı zalim ne de hanımı tutsak kılan. Bir demet sap… Bu, Leyla Hanım için şereftir! Her hatırlayışında ve her anıldığında yüzüne tebessümler, gönlüne inşirahlar düşürecek bir şeydir.

O, yıllarca eşinin türlü hizmetlerini görmüş, hastalığında; sağlığında olduğundan kat be kat fazla ilgilenmiş, her ah deyişinde inlemiş, her ihtiyacına anında yetişmiş sadakat timsali bir hanımefendi. Şimdi Rabbi onun hamiliğini üstlenmiş, peygamberinin yemininin mahiyetini değiştiriyor. Şimdi, Rabbi onun şahsiyetini öncelemiş, sadakatinin altını çiziyor. O sevinmesin de kim sevinsin? O şeref duymasın da kim duysun? O, sadakatin en güzel rengine boyanmasın; aşk libasına bürünmesin de ne yapsın?

Günümüz çarpık ilişkilerinin, mutsuz yuvalarının, çetrefilli evliliklerinin faturasını, hiç utanmadan İslam’a kesmek isteyenlerin yüzlerine tokattır bu ayet!

Kadına şiddeti, dini nikâhla ilişkilendirmeye; İslam dininin bir sonucu gibi lanse etmeye çalışan, dayak atan kocayı anında Müslüman kisvesine sokan güruhun maskesini düşüren bir burhandır bu ayet!

Karısı üzerinde adeta mutlak bir hâkimiyet kurma eğilimlerinde bulunan kocaya, bir ihtardır bu ayet!

Sadakati, teslimiyeti, iffeti, letafeti, basireti, direnişi; takvayı kuşanan mamafih itilen, horlanan, zorlanan, türlü sıkıntılara duçar olan kadına bir inşirahtır bu ayet!

Ve hamisi Allah olan kadının; Rabbini hami bilen kadının, asla incinmeyeceğinin / incitilemeyeceğinin muştusudur bu ayet!

Elif Yüksek | Nisanur Dergisi | Eylül 2017 | 70. Sayı
 


 
05-09-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.