Hayat-ı Sermaye

Amine Baran
İnsanın maddi sıkıntısını, manevi huzuruyla kapatması mümkündür. Lakin manevi sıkıntısını maddi herhangi şeyle kapatması veya bastırması asla mümkün değildir. Kalbinin teselli bulmasındaki ve huzursuzluğunun giderilmesindeki iksir kalbin Allah`a yönelmesidir.
Rahman ve rahim olan Allah`ın adıyla...
 
İnsanın emrine musahhar kılınmış birçok nimet, Allah-u Teâlâ tarafından insanoğluna en güzel ve en mükemmel şekilde ihsan edilmiştir. Hiç şüphesiz ki bunların arasında hem dünyası, hem de ahiretiyle taalluk olan nimet; zaman mefhumu, yirmi dört saatlik hayat-ı sermayesidir. Şimdi dilerseniz bu konuyu en güzel şekilde izah etmiş olan Üstad Bediüzzaman’ın Asa-yı Musa eserindeki birinci meseleye bir bakalım...

“Her gün yirmi dört saat sermaye-i hayatı halıkımız bize ihsan ediyor. Ta ki iki hayatımıza lazım şeyler o sermaye ile alınsın. Biz kısacık hayat-ı dünyeviyeye yirmi üç saati sarf edip, beş farz namaza kâfi gelen bir saati pek çok uzun olan hayat-ı uhreviyemize sarf etmezsek; ne kadar hilaf-ı akıl bir hata ve o hatanın cezası olarak hem kalbi hem ruhi sıkıntıları çekmek ve o sıkıntılar yüzünden ahlakını bozmak ve meyusane hayatını geçirmek sebebiyle değil terbiye olmak belki terbiyenin aksine gitmekle ne derece hasarat ederiz kıyas edilsin...”

Gerek Asa-yı Musa`da gerek külliyatın belirli birçok yerinde hayat-ı sermaye, Üstad tarafından defalarca kez yazılmış ve bahsedilmiştir. Nitekim bu, insana verilmiş bu sınırsız nimetin önemini arz etmektedir. İhsan edilen yirmi dört saatlik hayat-ı sermaye ile hem içinde bulunduğu hayatı, hem de ahiret hayatı için kendisine lüzumlu olan şeyleri alması mümkündür.

Şüphesiz insan beşeriyeti gereği, hayatını ikame etmek, yaşamını sürdürmek adına hayat-ı sermayeye ihtiyaç duyduğu ve ondan faydalandığı gibi ölümünden sonra ahireti için, Allah`ın huzuruna eli boş çıkmamak adına da o sermayeden faydalanmalıdır. Dünyaya gönderiliş amacı belli olan insanın, yirmi dört saatlik hayat-ı sermayesinin tamamını geçici ve fani olan hayata sarf ederek dünyanın hevesatına katılarak; baki olan ahiret hayatına zaman ayırmaması, insanın başına gelebilecek en büyük felakettir. Ayrıca insanın Rabbine karşı sergilemiş olduğu bir nankörlüktür. Zira Allah-u Teâlâ, kullarına şefkat ve merhametle her türlü dünyevi nimeti sunarak onlardan yirmi dört saatten sadece bir saatini kendisine ayırmasını istiyor.

Bir insanın başka bir insana yapmış olduğu ufak bir iyiliğin karşılığının misliyle istendiği, hatta fazlasıyla iade edildiği gerçeğine binaen konu incelendiğinde, Allah`ın onca nimet karşılığında istemiş olduğu sadece bir saatlik zaman diliminin ne kadar cüz-i olduğunu anlamamak mümkün değildir. Ayrıca bu, Allah`ın kullarına karşı sergilemiş olduğu merhametinin ve rahmetinin en güzel tecellisidir.

Allah-u Teâlâ’nın rahmeti bununla da sınırlı kalmıyor. Zihnimizin düşünmekten ve idrak etmekte güçlük çektiği bir başka nokta var ki; işte o, insanın defalarca kez hamd etmesine sebep oluyor.

Evet, namazın; yani o yirmi dört saatin, sadece bir saatinin ab-ı hayat olduğunu, ayet ayet döküyor Rabbimiz önümüze… Hadisleriyle sunuyor Resulullah Efendimiz ve temaşa ediyoruz birçok âlimin, ulemanın eserlerinde... Hiç şüphesiz namaz, insanın hem kalbi hem ruhi sıkıntılarından arınmasının tek sebebidir. İnsanın o yirmi dört saatlik hayat-ı sermayesinin bir saatini namaza ayırmamasının cezası, işte bu kalbi ve ruhi sıkıntıdır. Ve sonrası...

İnsanın maddi sıkıntısını, manevi huzuruyla kapatması mümkündür. Lakin manevi sıkıntısını maddi herhangi şeyle kapatması veya bastırması asla mümkün değildir. Kalbinin teselli bulmasındaki ve huzursuzluğunun giderilmesindeki iksir kalbin Allah`a yönelmesidir. Sıkıntıyla dolmuş kalp ve ruh, zamanla insanın ahlaki boyutta bozulmaya gitmesine sebep verir. Zira namaz insanın günaha dalmasını engeller. Hataya teşebbüs eden insan, el kaldırıp huzuruna vardığı Rabbinden hayâ ederek hatadan beri durmaya gayret gösterir. Allah-u Teâlâ’nın “Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Şüphesiz ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah`ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir” (Ankebut / 45) ayeti, konuyu en güzel şekilde açıklayıcı ilahi bir vahiydir.

Namazdan uzak olan insan, Üstad’ın da ifade ettiği gibi değil terbiye almak tam tersine gitmekle hem maddi hem manevi hasarları bizzat kendi benliğine vermekle beraber hem dünyasını hem de ahiretini kendine birer haps-i münferite çevirmiş olur. İşte hasar üstüne hasar, ziyan üstüne ziyan… Hadi şimdi gelin de kıyas edelim… Bir tarafta yirmi üç saatini dünyaya bir saatini Allah`ın huzuruna adamış kalbi mutmain, gönlü huzurlu insan… Bir yanda yirmi dört saatinin tamamını baki hayatı unutarak, fani hayata adamış hasarlarla dolu bir insan…

Bir başka hakikat ise şu ki; insanın ömrü üçe ayrılmıştır. Bunlardan biri geçmiş; artık iyisiyle kötüsüyle dönmemek üzere geride kalmış bir mazi... Diğeri insanın elinde olmayan ulaşıp ulaşmayacağı belirsiz bir istikbal… Bir diğeri içinde bulunduğu andır. İnsanın ne geçmişi ne geleceği insanın zamanı değildir. İnsanın tek zamanı, içinde yaşadığı andır. İşte o tek fırsattır…

Bir dakika sonrasından habersiz insanın, acizliği ancak bir saatlik sermayesini kulluğun en güzel veçhiyle ifa etmesi sonucu son bulur. İşte insan o zaman iflah olur.

Fani hayatta, baki hayata bir saatle kucak açmak için mücadele edenlere ne mutlu!

Selametle kalınız...

Amine Baran / Nisanur Dergisi - Ağustos 2016 (57. Sayı)
 
19-08-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.