Hem Halimizle Hem Dilimizle…

Rana Çeçen
Sosyal bir varlık olarak yaratılan insan, hayatının ilk anından son anına kadar, başka insanlarla ve canlılarla beraberdir. Kişi, gerek kendisiyle ve gerekse de çevresiyle ne kadar sağlıklı bir iletişim kurarsa, o denli kaliteli bir yaşam sürdürür. Çünkü insan, ruhsal ve bedensel ihtiyaçlarının karşılanması için, başka insanlarla duygu, düşünce ve bilgi alışverişinde bulunmalıdır. Bu da ancak sağlıklı bir iletişimle gerçekleştirilebilir.
Bismillahirrahmanirrahim.

Sosyal bir varlık olarak yaratılan insan, hayatının ilk anından son anına kadar, başka insanlarla ve canlılarla beraberdir. Kişi, gerek kendisiyle ve gerekse de çevresiyle ne kadar sağlıklı bir iletişim kurarsa, o denli kaliteli bir yaşam sürdürür. Çünkü insan, ruhsal ve bedensel ihtiyaçlarının karşılanması için, başka insanlarla duygu, düşünce ve bilgi alışverişinde bulunmalıdır. Bu da ancak sağlıklı bir iletişimle gerçekleştirilebilir.

İletişim denilirken, her ne kadar insanın aklına ilk olarak karşımızdaki insanlarla konuşmak gelse de, insan dünyaya gözünü açtığı andan itibaren, tek kelime etmeden de çevresiyle iletişime geçer. Kendisine bakan gözlerden, dokunan ellerden, sevilip sevilmediğini anlayacak bir yetenekle dünyaya gelir insan. Bebeklik döneminde anlamını bilmese de ses tonundan, jest ve mimiklerden kendisine söylenenlerin sevgiyi mi, yoksa nefreti mi ifade ettiğini ayırt etme kabiliyetine sahiptir. Bir bebek bile sözcükler kullanılmadan kurulan temasın niteliğini algılayabiliyorsa, diğer insanlar hayli hayli anlayacaktır.

Bir topluma girdiğimizde, baktığımız ilk şey insanların yüzleridir. Yüz ifadelerinden oradaki havayı tahmin edebiliriz. Sıkılmışlar mı, mutlular mı, endişeliler mi, üzgünler mi, korkmuşlar mı? Hepsini yüzlerine, gözlerine bakarak anlayabiliriz. Hatta orada istenip istenmediğimizi dahi anlayabiliriz. Bütün bunları daha tek kelime etmeden, ettirmeden biliriz.

İnsan, yeryüzünde Rahman’ın temsilcisidir. Onun için de, bulunduğu her ortamda bunun bilincinde olmalıdır. Özellikle mü’min kullar Rablerinin mesajını diğerlerine iletmekle görevli olduklarından, hem hal ve hareketlerine, hem de söz ve davranışlarına azami derecede dikkat etmelidirler.

Herkesin kendisine göre sıkıntısı, derdi, tasası vardır. İnsanların, bu yeryüzü hayatında elde edemedikleri tek şey belki de rahatlıktır. Bütün bunlara rağmen gerek ailesi içerisinde ve gerekse de toplumun diğer kesimlerinde, halifelik görevini göz ardı etmemeye çalışmalıdır.

İnsanlar içerisinde en fazla sıkıntıya maruz kalanlar hiç şüphesiz ki resullerdir, nebilerdir. Ancak onlar, tüm sıkıntılarına rağmen insanlarla iletişim kurarken, dert ve sıkıntılarını onlara yansıtmamaya çalışmış, sevgi ve saygı çerçevesinden şaşmamışlardır. İnsan hamurunun mayası sevgidir. Sevgiyle yoğrulmuş insan, bunun kıvılcımını nerede görürse ona doğru yol alır.

Yüce Allah (CC), Kur’an-ı Kerim’de Resulüne hitaben; “Allah’ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın onlar etrafından dağılıp giderlerdi” (Al-i İmran /159) buyurur.

Özellikle Allah’a isyanın hüküm sürdüğü toplumlarda imanlı yaşamaya çalışmak, beraberinde bin bir türlü eza ve cefayı da getirir. Bu ortamda sevgi ve anlayıştan mahrum kalmak, sabır damarını çatlatma seviyesine getirir. İşte özellikle böylesi durumlarda sevgiyle bakan gözler, sıkıca tutulan eller insanın ruhsal ve bedensel acılarına en güzel ilaç olur. Hele de bu sevgi ve destek, insanın bizzat ailesinden gelirse, tabiri caizse doping etkisi yapar.

Ne acıdır ki; ailelerde başlayıp tüm toplumu etkisi altına alan sevgisizlik rüzgârı, ruhlarda derin bir çöküntü meydana getiriyor, buhranlara düşürüyor. Kendimizi ve çoluk çocuğumuzu bu durumdan kurtarma niyetimiz varsa, onlarla olan diyaloglarımıza biraz daha dikkat etmeliyiz. Kızmak, bağırmak, kırıp dökmek çok kolaydır. Kırıp dökülenlerin eskisi gibi bir araya gelmesi bazen imkânsız olabilir. Onun içindir ki, yumuşak huyluluğu, anlayışı elden bırakmamak gerekir. Resulullah (SAV) ne güzel buyurmuştur;

“Yumuşaklık bulunduğu şeyi süsler, bulunmadığı şeyi çirkinleştirir.” (Buhari)

Sevgi alışverişinin sağlam olması için, belki de ilk yapılacak şey yumuşak davranmak, tebessümle karşılamaktır. Bu durumda mü’min iki defa kazançta olur. Hem sevabını kazanır, hem de karşısında bulunan her kimse aralarında sevgi bağı kurulur.

İnsanlarla etkili bir iletişim için hâl dilinden sonra, kâl dilini de uygun kullanmak gerekir. Bunun için de en güzel örnek, Efendimiz (SAV)’in hayatıdır. En kaba ve kibirli insanla bile muhatap olunurken Rabbimizin istediği, yumuşak söz söylemektir. Bunun en güzel örneklerinden birisi de Hz. Musa (AS) ve Hz. Harun (AS)’u Firavun’a gönderirken yüce Allah (CC)’ın şu buyruğudur: “Firavun’a gidin, çünkü o gerçekten azdı. Varın da ona yumuşak söz söyleyin; olur ki, öğüt dinler yahut korkar.” (Taha / 43-44)

Yüce Allah (CC) hiç şüphesiz ki, Firavun ’un imana gelmeyeceğini biliyordu. Buna rağmen, elçilerine tebliğ ve iletişimin yolunu öğretmek için, en azılı düşman bile olsa hakikatleri öğretmek için, sözün kabalığından kaçınmalarını istemiştir. “Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır.” denilir. Çünkü söylenme tarzına bağlı olarak bazen en güzel sözler insana zehir gibi gelirken, bazen en çirkin sözler bal gibi gelebilir.

Dil, sevgiyi ifade etmede en güzel araçtır. İki kelimeden oluşan “seni seviyorum” cümlesi, en katı kalpleri açabilen bir anahtardır. Hiçbir maddi külfet gerektirmeyen bu iki kelimeyi söylemekten aciz o kadar çok insan var ki. Nice eşler, bir ömür aynı yastığa baş koyarlar da, bir kerecik olsun bir birlerine bu sıcacık kelimeyi söylemeden ebedi âleme göç ederler. Nice evlatların ve nice anne-babaların kulakları bu iki kelimeye hasret bir hayat yaşarlar.

Bir gün Hz. Aişe annemiz Resulullah Efendimize “Beni seviyor musun?” diye sorar. “Kördüğüm gibi seviyorum” der Efendimiz. Bir süre sonra Hz. Aişe “Kördüğüm ne âlemde?” Diye sorunca “İlk günkü gibi sağlam” cevabını alır. Ne kadar ince ve tatlı bir söyleşi. Bu durumu yaşayan eşler, ara sıra ufak sürtüşmeler yaşasa da, olayları büyütmeden çözüm yolunu da bulurlar.

Sadece eşler arasında mı? Arkadaş ve dostlarımızla da ilişkilerde en iyi iletişim yolu, sevgimizi onlara ifade etmektir.

Abdullah b. Serces (RA)bir gün Hz. Peygamber (SAV)’e “Ben Ebu Zer’i seviyorum” demişti. Hz. Peygamber “Bunu kendisine bildirdin mi?” Diye sordu. “Hayır” diye cevap verdi. Hz. Peygamber de “Onu bundan haberdar et” buyurdu. Kalkıp Ebu Zer’in yanına giden Abdullah, Ebu Zer’e “Ben seni Allah için seviyorum” dedi. Ebu Zer ise “Beni kendisi için sevdiğin Allah da seni sevsin.” diye karşılık vermiştir. Resulullah (AS)’ın yanına gelen Abdullah olanları anlatınca Resulullah “Sevmekte olduğu gibi sevdiğini söylemekte de sevap vardır.” diye buyurdu.

Bu inceliklere riayet edilirse, diyaloga geçmek istediğimiz insanlarla; duygu, düşünce ve davranış aktarımını daha sağlıklı, huzurlu ve sevgiyle yapabiliriz.


Rana Çeçen | Nisanur Dergisi | Ekim 2017 | 71. Sayı
 


 
16-10-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.