“Hepsini Allah`a Şikayet Edicem İşte!”

Amine Baran
Özür dilerim mutluluğunuzdan bir kaç dakika çalabilir miyim? Biraz zamanınızı alabilir miyim affınıza sığınarak? Belki tebessümünüz dudaklarınızda kalacak, biraz da kahkahalar boğazda düğüm olacak. Belki vicdan az da olsa sızlayacak, gözler hafifçe dolacak, dünya daralacak, içimizde bir sıkıntı hissi doğacak. Ama hemen geçecek merak etmeyin... Çok acıtmayacak canınızı, çok yakmayacak!
Özür dilerim mutluluğunuzdan bir kaç dakika çalabilir miyim? Biraz zamanınızı alabilir miyim affınıza sığınarak?

Belki tebessümünüz dudaklarınızda kalacak, biraz da kahkahalar boğazda düğüm olacak. Belki vicdan az da olsa sızlayacak, gözler hafifçe dolacak, dünya daralacak, içimizde bir sıkıntı hissi doğacak. Ama hemen geçecek merak etmeyin... Çok acıtmayacak canınızı, çok yakmayacak!

Size kısa bir zaman dilimi için acı bir davetiyem var. Biraz hüzne, huzursuzluğu yaşamaya, dert edinmeye davet etsem ayıp etmiş olur muyum? “Ne demek istiyor” diyen fısıltılarınızı duyar gibiyim. Bahaneler de sıralanmaya başlanmış gibi... Yanılıyor muyum?

Muhtemelen ocakta pişen yemek, evde yapılmayı bekleyen iş, beşikte nazlı nazlı ağlayan bebek bekliyor, değil mi? Ne çok şey var, ne de çok yoğunuz... Ya da komşu daveti! Yenilecek ikramlar, konuşulacak çok şey var. Atılan fütursuzca ve soğuk kahkahalar... Ya da belki de şöyle kafayı dağıtmak için güzel bir tatil planınız var. Sonra güzel bir alışveriş… Dört çayları… Akşam yemeği sonrası tatlı hazırlığı… İşimiz çok, kafamızı kaşıyacak vaktimiz yok. Evimiz, çocuğumuz, komşumuz, yiyecek içecekler, sohbet muhabbetler bizleri bekler. Ama çok değil, sadece bir kaç dakika! Sığdırılır mı, anlatılır mı bilemiyorum ama çok değil sadece bir kaç dakika...

Nasıl anlatılır, nasıl izah edilir ki! Bizlerin bir kaç dakikaya sığdırdığı acının tarifi… Yıllarca kanın, acının, gözyaşının hâkim olduğu topraklarda yaşayan anaların-babaların-çocukların içindeki feryadı… Kim, nasıl dile getirilebilir?

Evet, gözlerimizin görmediği, kulaklarımızın duymadığı veyahut duymak istemediği anne feryadı, baba çaresizliği çocuk hıçkırıkları var.

Kopamadığımız dünya hayatının içinde tam da yanı başımızda hunharca katledilen insanlar... Çokluktan, bolluktan kıymet bilmeyip şikâyette bulunduğumuz nimetleri Allah`tan talep ediyorlar.

Söylesenize yeryüzünde bir babanın çaresiz kalışından daha büyük bir acı var mıdır? Nasıl söylesin, evde kendisini bekleyen ev ahalisine bir ekmek dahi alamadığını? Zalimlerin kin kustuğu ülkelerinde bunu çocuklarına nasıl izah etsin? Masum masum annelerin gözlerine bakan yavrulara o gözler neyi nasıl açıklasın?

Annelerin feryadına kulak kapamış insanlık! Bir buket vicdana ihtiyaç duyan mazlumlar... Düşünelim; Filistin’de, Çeçenistan’da, Arakan’da ve daha birçok Müslüman ülkelerinde çaresiz kalmış kaç anne-baba var. Evladının cansız bedenini, bedeninden ayrılan uzuvlarını kendi elleriyle toprağın altına uğurlayan nice anne-babalar... Çaresizce acılarını yutkunup, avuç içlerine gömüyorlar.

Ah ne çok acı var! Annesiz-babasız kalmış yavrular… Fidanlarını-gözbebeklerini yitiren anne-babalar… Hayat arkadaşını sonsuzluğa uğurlamış eşler-bacılar… Masumane gökyüzüne bakan binlerce çift göz... Çaresizce ve kimsesiz minik ellerini gökyüzüne kaldırmış; dudaklarından süzülen “Hepsini Allah`a şikâyet edeceğim” cümlesiyle sitemde bulunuyorlar.

Ne acı bir dua! Ya da ne masum bir beddua… Ah çocuklar! Kimse yakmadı canımızı sizin çaresizliğinizin yaktığı kadar. Ama yeteri kadar çıkmadı sesimiz, biz izlemekle yetindik. Bulmayı arzuladığınız bir parça ekmeğin, temiz bir yudum suyun, uyuyacak rahat bir yatağın, yumuşak bir anne kucağının hasreti sizi yaktı. Bize izlemek düştü... Her gün mutluyken çektirdiğimiz onlarca fotoğraf karemiz varken unuttuk biz sizi. Siz acı çektiniz, başka biri sizin acınızın fotoğrafını çekti ve bizler sadece izledik. Yandı canımız, vicdan sızladı biraz, hakkımızı yemeyelim! Ama sonra unuttuk, sustuk... Sessizlik hâkim oldu. Yine her şeye kaldığımız yerden devam ettik.

Dünya yine sadece bizim etrafımızda dönmeye başladı. Uyanışımız yine sizin ölüm haberlerinizin gelmesiyle olacaktı! Çünkü bizim çocuklarımızın biberonları hiç sütsüz kalmadı. Bizim çocuğumuz ufacıkken annesiz-babasız kaldığı için kaldırım kenarına sığındığı zaman fotoğraflanmadı. Bir parça ekmek almak için elini uzattığı sırada hiç fotoğraf karelerine girmedi. Sizlerin üzerinize inen ölüm bilyeleri hiç bizi rahatsız etmedi. Şimdi biz sizi nasıl anlayalım?

“Dünyadaki en sağır edici ses, acı çeken bir mazlumun suskunluğudur.” (Hz. Ali)  

Duyamadık, sırtınızı dayadığınız biz Müslümanlar sadece sustuk! Çocukların akan her gözyaşında payımız olduğunu unutarak sustuk. Ama size sözümüz olsun, yine hatırlayacağız! Tekrar bir bomba sizden onlarca can aldığı zaman… Açlıktan tekrar toplu ölüm haberleriniz geldiği zaman… Dayanamayıp bir feryat daha koparan bir anaya rastladığımız zaman… Bir baba, çocuğuna ekmek bulamayıp çaresizce elleri boş eve dönerken adımları kendini utançla geri çektiği anda vurulup öldürüldüğünde biz sizi hatırlayacağız, merak etmeyin!

Emanet ettiğiniz dualarınız için kandil gecelerini, yardım için Ramazan’ı bekliyoruz. Hatırlayacağız siz hiç merak etmeyin! Elinde kap, acımasızca kendisine bakan adamdan su isteyen bir çocuk, kaldırım kenarına çömelmiş ufak bir bebek, küçücük ellerini semaya kaldırıp “Hepsini Allah’a şikâyet edicem işte” sözlerini sarf edip şikâyette bulunan yavruların fotoğraf karelerini gördüğümüzde sizi hatırlayacağız!

Biz de o zaman şikâyette bulunacağız! Çünkü ne de olsa bizlerde İslam’ı hakkıyla yaşayan vicdanlı Müslümanlarız! En kısa zamanda tekrar hatırlayacağız, siz hiç merak etmeyin!

Davetime iştirak ettiğiniz için teşekkür eder verdiğim vicdani rahatsızlıktan dolayı özür dilerim… Şimdi her şeye kaldığımız yerden devam edebiliriz. Malum; çok işimiz var...

Amine Baran / Nisanur Dergisi - Ağustos 2015 (45. sayı)
 
 
25-08-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.