“Her İnsanın Küçük Bir Cenneti Kendi Hanesidir”

Zehra Yüksek
“Sizin, hanenizdeki masum evlatlarınızla masumane sohbetiniz yüzer sinemadan daha zevklidir.” (Bediüzzaman Said Nursi) Evet, üstadın da dediği gibi fıtraten masum, temiz ve hassas; yeni dikilmiş bir fidan kadar eğilgen ve kırılgan; bir gül kadar nazenindir onlar… Kalpleri şekil ve nakışlardan uzaktır evlatlarımızın…
“Sizin, hanenizdeki masum evlatlarınızla masumane sohbetiniz yüzer sinemadan daha zevklidir.” (Bediüzzaman Said Nursi)

Evet, üstadın da dediği gibi fıtraten masum, temiz ve hassas; yeni dikilmiş bir fidan kadar eğilgen ve kırılgan; bir gül kadar nazenindir onlar… Kalpleri şekil ve nakışlardan uzaktır evlatlarımızın…

Ancak ne yazık ki günbegün taze fidanlarımız kuru bir kütüğe, nazenin güllerimiz dikene ve masum yüzlülerimiz fena çehrelere dönüşüveriyor. Bunun sebebi ise toplumumuzun gittikçe anlayışlı ve ilkeli bir aile yapısından uzaklaşması ve aile içi iletişimlerden kopmasıdır.

Malumdur ki; Batı medeniyeti bencilce eğlenmeyi ve yalnız yaşama tarzlarını kültürümüze empoze ederek/dayatarak toplumumuzu aile hayatından koparıp kendileri gibi çocuk büyütme yerine evcil hayvanları besleme gibi fantezilerin peşine takmakta. Nihayetinde kapitalizmin, hedonizmin, komünizmin ve sosyalizmin değirmeninde dönüp duran aile, darmadağın olmaktadır.

Evet, sağlam ve düzenli ailelere sahip olan toplumların daha güçlü ve yenilmez olduğu görüşüne varan kirli odaklar; televizyon, internet, cep telefonu gibi teknolojik oklarıyla aileyi hedef alarak zayıflatmaya çalışıyorlar. Kimi zaman da o zehirli oklarını tam on ikiden vuruyorlar maalesef.

Öyle ki; aynı çatının altında yaşayan bir ailede baba, sessizliğin olduğu bir odada maç veya haber izlerken öte yandan anne de diğer bir odada aile içi iletişimin yok olmasında en önemli rolü oynayan pembe dizileri veya sinemaları izliyor. Hal böyle olunca yalnız ve ilgisiz kalan çocuk da ya internetin ya da cep telefonun başına geçerek “gününü gün ediyor”. Sorumsuz anne-babalar ise kapalı kapıların ardındaki çocuğunun zihninde hangi dünyaların kurulduğunu tahmin bile edemezler.

Hâlbuki ebeveynler, çocuklarıyla masumane bir sohbeti bütün eğlence vasıtalarına tercih etmelidirler. Hem bir anne ve baba için evladı ile meşgul olmasından, onunla eğlenmesinden ve onu sevmesinden daha zevkli ne olabilir? Hangi sinema veya dizi evladınızın bir tebessümünün verdiği mutluluk kadar mutluluk verebilir? Hangi şiir veya müzik eşinizin dudaklarından dökülen sözler kadar latif ve sevgili olabilir? Hangi mekân evinizin verdiği rahatlığı ve huzuru verebilir, dersiniz.

“Her insanın küçük bir dünyası belki küçük bir cenneti kendi hanesidir. Eğer iman-ı ahiret o hanenin saadetinde hükmetmezse, o aile efradı her biri şefkat, muhabbet ve alakadarlığı derecesinde elim endişeler ve azaplar çeker. O cenneti, cehenneme döner veyahut geçici eğlenceler ve sefahetlerle aklını tenvim edip uyutur” diyor üstad.

Demek ki cenneti öyle uzaklarda aramaya lüzum yok. İnsan istediği takdirde kendi evini de adeta cennete dönüştürebiliyormuş. Nasıl mı? Mesela aile içi iletişimi olumsuz etkileyen bütün elektronik cihazları kapatarak; üstadın masumane diye ifade ettiği sohbet ortamlarını kurabiliriz.

Peki, nasıl bir sohbet masumane olur?

Elbette Kur’an’ın her bir ayetinden daha masum, Resulullah’ın hayatından daha halis bir sohbet yoktur. O halde küçük cennetimize bir iman halkası kurarak şekil ve nakıştan uzak olan minik kalplere Kur’an harflerini nakşedelim. Onlara falancanın çocuğunu örnek göstermek yerine isimleri tarihe altın harflerle yazılan; Meryemleri, Fatımaları, Alileri, Hüseyinleri ve daha nice mümtaz şahsiyetleri örnek gösterelim. Zira uhrevi güzellikler evimizi çepeçevre sarıp kuşatmadığı, Allah’ın nuru hanemizin en ücra köşelerine yansımadığı ve Kur’an’ın gölgesi üzerimize düşmediği taktirde bir de bakarız ki o küçük cennetimiz münkeratların birikintileriyle büyük bir cehenneme dönüşüvermiş.

Yine üstad;

“Haneniz bir küçük medrese-i nuriye bir mekteb-i irfan olsun ki; sünnet tam yerine gelsin. Sünneti seniyyenin meyvesi olan çocuklar ahirette size şefaatçi olsunlar. Dünyada da iman dersini alıp size hakiki evlat olsunlar. Yoksa bu otuz senede kısmen olduğu gibi o çocuklara yalnız terbiye-i medeniye verilse, bir cihette o çocuklar dünyada faidesiz ve ahirette davacı olarak ‘Niçin imanımı kurtarmadın’ diyerek peder ve validelerini mahzun edecekler” diyor.

Evet, aile bir mekteptir; anne-baba ise o mektebin öğretmenidirler. Çocuklar ilk eğitimlerini onlardan alırlar. Sevgi, saygı, doğruluk, şefkat, merhamet, şeref ve izzet gibi kutsal dersleri yine onlardan alırlar. Ve yine çocukları bütün bu güzelliklerden mahrum bırakan ve onlara münkeratı, zalimliği, saygısızlığı, başıboşluğu ve yalancılığı öğreten de aynı okulun öğretmenidirler.

“Hangi anne-baba çocuğunu, ciğerparesini böylesi bir bataklığa itebilir” diye düşünebilirsiniz. Doğru, hiçbir anne-baba gözünden bile sakındığı evladını direk olarak bataklığa atmaz belki, ama henüz harama uzanmamış o minik elleri bırakmakla kör kuyuların dibine inmesine sebep olmuştur. Oysaki kendi musibetlerini hazırladıklarından habersizler.

“Kötü evlat insanın en büyük musibetlerindendir”
diyor Hz. Ali (ra).

Bu konuda Resulü Ekrem (SAV) de;

“Allah, çocuklarının anaya ve babaya itaatsizliğine sebebiyet veren anne ve babaya lanet etsin” diye buyuruyor. Zira çocuğun kişilik yapısını anne-baba şekillendirir. Onların en büyük mimarı yine ebeveynlerdir, özelde de annedir. Üstad bu noktada da:

“İnsanın en büyük üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu münasebetle ben kendi şahsımda kat’i ve daima hissettiğim bu manayı beyan ediyorum. Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki; en esaslı, sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve manevi derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddi vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş” diyor.

Zehra Ayhan / Nisanur Dergisi - Temmuz 2014 (32. Sayı)
 


 
26-07-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.