Her şeye Rağmen Bayramı En Güzeliyle Bayram Edelim

Zehra Yüksek
Aslında İslam, bayramlarda herkesten önce annemizin, babamızın ve en yakın akrabalarımızın bayramını kutlamamızı ister. Ama gelin bu bayram ayrı olsun…
“Allah’ım! Senden iyi bir geçim, uygun bir ölüm, kusur ve çirkinliklerin olmadığı bir sonuç istiyoruz.

Allah’ım! Bizi aniden helak etme. Ansızın bizi katına alma! Haktan ve tavsiyeden bizi geri bırakma!

Allah’ım! Senden iffet, zenginlik, takva, hidayet, dünya ve ahirette güzel akıbet istiyoruz. Şüphe, ayrılık riya ve dininde ikiyüzlülük yapmaya çalışmaktan Sana sığınırız.

Ey kalpleri evirip çeviren! Hidayet ettikten sonra kalplerimizi saptırma ve katından bize rahmet bahşet. Muhakkak ki Sen en çok bahşedensin.”


Bu yakarış, bu istek, bir mübarek bayram gününde dökülüvermişti dudaklarından Resullullah Efendimiz (SAV)’in... Bir sevinme vaktinde yankılanmıştı şakirt kulun şükreden dilinden…

Evet, kalplerimiz kırık, yüreklerimiz buruk, bir yanımız yetim, bir yanımız muhacir, bir yanımız zindan ve bir yanımız şehit olsa da bir bayramı daha idrak etmenin arifesindeyiz bugün.

Bayram, her şeye rağmen yine de ‘merhaba’ diyorsa bize, biz de halimizi tüm mazlumiyet, mahrumiyet ve mağduriyetimizle Rabbimize sunmanın hafifliğini yaşayalım yeniden…

‘Bayram gelmiş benim neyime’ diyerek düşmanlarımızı sevindirmeyelim. Aksine bayramı en güzeliyle bayram edelim. Şehitlerimizin bereketli kanını ve yetimlerimizin gözyaşlarını da katarak zulme inat bir kez daha “merhaba” diyelim; Allah (CC)’ın biz Müslümanlara hediye ettiği bayrama…

Zira bayramı bayram etme hakkı herkesten ziyade oruç tutan, namazı kılan, zekâtı veren kısaca Allah-u Teâlâ’nın emirlerine boyun eğen mü’minlerin hakkıdır.

Allah Resulü aleyhisselatu vesselam şöyle buyurur:

“Ramazan bayramı günü olduğu zaman, melekler yolların başlarını tutup şöyle seslenirler:

Ey Müslümanlar topluluğu haydi erkenden gidin, acele edin! Cömert olan Rabbinize koşun. O, hayır dağıtıyor, bolca sevaplar yağdırıyor. Gece namazla emr olundunuz, yerine getirdiniz! Gündüz oruçla emr olundunuz, oruç tuttunuz! Böylece Rabbinize itaat etmiş oldunuz, haydi şimdi ödüllerinizi alın.

Namazı kılıp dışarıya çıktıklarında ise bir münadi şöyle nida eder:

Biliniz ki, Rabbiniz sizleri bağışlamıştır. Haydi, doğru evlerinize (büyük sevinç ile) dönünüz! Bugün mükâfat günüdür. Bu güne semada da ‘mükâfat günü’ derler.”
(Cemu’l – Fevaid)

Hadiste de belirtildiği gibi bayram mü’minler için bir ödül, bir mükâfat günüdür. O halde bayramı Resulullah (AS)’ın yaptığı şekliyle idrak edelim. Bir kez daha sünnete göre amel ederek şeytan ve avenelerinin sevinçlerini kursaklarında bırakalım.

İmam Rafii şöyle der:

“Anlatıldığına göre Resulullah bayram namazına giderken iki yoldan uzununu kullanır, dönerken de kısa olanından gelirdi. Böyle yapmasından maksat sokaklarda yaşayanların Onun geçişinden bereket kazanmaları ve soracakları varsa sorabilecek fırsat yakalayabilmeleri yanında onun bu sokak halkının fakirlerine yardımda bulunması ve muhtaç olanları ile ilgilenmesi içindi.”

Elbette Resulullah (AS)’tan ümmetine bir mirastı. Her birimizin yapması gerekenin öğretildiği bir mesajdı bu…

Şu halde sevinç ve mutluluğu en çok yaşadığımız şu günleri fırsat bilerek dargınlıkları, kırgınlıkları ve düşmanlıkları bir tarafa bırakıp kardeşçe, yürek yüreğe, omuz omuza yürüyelim. Unutmayalım ki bu yaman, azgın ve derin geçitler ancak el ele tutuşularak geçilebilir.

Aslında İslam, bayramlarda herkesten önce annemizin, babamızın ve en yakın akrabalarımızın bayramını kutlamamızı ister. Ama gelin bu bayram ayrı olsun.

Bir annenin gözyaşlarına mendil olmak, boynu bükük bir yetimin başını okşamak ve bir mazlumun mahrumiyet saçan gözlerine gülümsemek için, herkesten önce şehitlerimizin ve mahkûmlarımızın ailelerini ziyaret edelim! Kendi anne-babalarımızdan önce İslam davası uğruna kanlarıyla bedel ödeyen aziz şehitlerimizin ve bu bedeli hala zindanlarda ödemeye devam eden Yusuflarımızın kederli/değerli anne ve babalarının ellerinden öpelim.

Kendi çocuklarımızdan önce onların çocuklarının başını okşayıp bayramlarını kutlayalım. Birkaç hediye ile gönüllerini bir nebze de olsa hoşnut etmeye çalışalım. Kimsenin şefkati bir anne ve ya bir baba şefkatinin yerini tutmaz elbette. Hiçbir teselli hiçbir söz avutmaz acılı yürekleri belki de. Lakin az da olsa hüzünler dağılır, dertler paylaşılır bu sayede…

Bu vesileyle bütün Müslümanların özelde şehit ve mahkûm ailelerin bayramını tebrik eder, idrak edeceğimiz bu bayramın acıların son bulmasına ve hasretin vuslata dönüşmesine vesile olmasını dilerim...

Zehra Ayhan / Nisanur Dergisi - Temmuz 2015 (44. Sayı)
21-07-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.