Hiçbir Şeyle Değişilmeyecek Yedi Gerçek

Rumeysa Durmaz
"İnsanların üstün olmak için birbirleriyle yarıştıklarını gördüm. Ancak birçoğu üstünlüğü yanlış yerlerde arıyor ve birbirinin üstüne basarak yükselmek istiyordu. Bunun üzerine üstünlüğü geçici dünya değerlerinde değil, akıl ve ahlakça yükselmekte, kötülüklerin her çeşidinden el etek çekip, iyiliklere vasıta olmakta aradım."
(Bir bilge ile kendisine yirmi yıl talebelik yapan birinin arasında geçen bir konuşma):

-Kaç yıldır benim yanımdasın?

-Yirmi yıldır efendim.

-Bu süre içinde benden ne öğrendin?

-Hiçbir şeyle değişmeyeceğim yedi gerçek öğrendim.

-Ömrüm seninle geçtiği halde sadece yedi gerçek mi öğrendin?

-Evet!

-Söyle bakalım öyleyse, neler öğrendin?

-Baktım ki herkes bir şeyi dost ediniyor, ona gönül verip bağlanıyor. Ancak, bunların hemen hepsi insanı yarı yolda bırakıyor. Ben ise, beni hiç bırakmayacak, ölümden sonra bile benimle gelecek şeyleri aradım. Ve dost olarak iyilikleri seçtim kendime. Ki, onlar sonsuz bir yükselme yolculuğuna çıkmış insanoğlunun hiç tükenmeyecek azığı ve en gerçek dostlarıdır.

-Çok güzel, ikincisi ne bakalım?

-Baktım ki, insanların birçoğu geçici dünya değerlerine dört elle sarılmış onları koruyor, kasalarda saklıyor, kaybolmaması için her çareye başvuruyor. Kimi zenginliğine, kimi güzelliğine, kimi ününe tutunmuş sımsıkı, onları elden çıkarmamak için çırpınıp duruyor. Oysa ben varlığımı ve bütün isteklerimi O’na satıp, gönlümü yalnız O’nun sevgisine açtım.

-Devam et!

-İnsanların üstün olmak için birbirleriyle yarıştıklarını gördüm. Ancak birçoğu üstünlüğü yanlış yerlerde arıyor ve birbirinin üstüne basarak yükselmek istiyordu. Bunun üzerine üstünlüğü geçici dünya değerlerinde değil, akıl ve ahlakça yükselmekte, kötülüklerin her çeşidinden el etek çekip, iyiliklere vasıta olmakta aradım.

-Devam et yavrum!

-Yine baktım ki, insanlar sabahtan akşama kadar birbirleriyle uğraşıyor, boş yere hayatı zehir ediyorlar kendilerine. Bütün bunların benlik, bencillik ve çekememezlikten ileri geldiğini gördüm. Ve gönlümü bu kirlerden arıtarak, herkesle dost olup, huzur ve güven içinde yaşamanın yolunu buldum.

-Sonra?

-Nedense herkes hatasının sebebini hep dışta arıyor ve başkalarını suçlamak yoluna sapıyordu. Böylece suçlarının örtüsü altında saklanıyordu. Oysa insanın başına ne geliyorsa, kendi yüzünden ve kendi eliyle geliyordu. Bunu bilip yalnızca kendimle cenge girerek, nefsimin iradesine uymamaya ve vesvese verenin ağına düşmemeye çalıştım.

-Doğru!
-Baktım ki insanlar şu bir lokma ekmek ve dünya geçimi için helal haram demeden, her türlü hakkı çiğnemekten çekinmiyorlar. Hem başkasının hakkını alıp onları yoksul bırakmakla, hem de bu haksızlığın azabını ağır bir yük gibi vicdanlarında taşımakla iki kere kötülük yapmış oluyorlar. Oysa doğru yaşanıldığında ve hakça bölüşüldüğünde, dünya nimetleri insanlara yeter de artar bile.

-Yedincisi nedir evlat?

-Yedinci olarak şunu gördüm ki, insanlar bir şeye dayanmak ve güvenmek ihtiyacındadırlar. Kimi zenginliğine, kimi güzelliğine… Bunların hepsi de bir süre sonra yıkılacak iğreti desteklerdir. Ben ise yalnız O’na sığınıp yalnız O’ndan yardım diledim. Ve bunun karşılığı sonsuz bir güven oldu.

-Seni tebrik ederim evladım. Ben de yıllar yılı bütün din kitaplarını inceledim. Ve hepsinin bu yedi gerçek etrafında toplandığını tespit ettim!

Ne mutlu; iyilikleri dost, Yaradan’ı sevgili, akıl ve ahlakı üstünlük vesilesi ve nefsi düşman bilene! Benlik, bencillik ve çekememezlikten beri durup dostluğun, huzurun ve güvenin lezzetine varabilene…

Ne mutlu; helal dairesinden çıkmayana, hakka girmeyene ve harama tenezzül etmeyene!

Ve yalnızca Allah (CC)’a sığınana ve yalnızca Allah (CC)’tan yardım dileyene, ne mutlu!

Rumeysa Durmaz | Nisanur Dergisi | Nisan 2017 | 65. Sayı
 
18-04-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.