Hikmet Yolunu Tutmak

Rümeysa Sülün
İlim insana sözün tesirini, kalptekini karşıya aktarmanın yolunu öğretir. Sadece konuşmak; bulunduğu ortamda bir şeyler anlatıp çekip gitmek değildir davetçinin görevi! Anlattığının kalplere şifa olması için hikmetli konuşması, anlattıklarını kalplere işlemesi gerekir.
Bu ay hikmet üzerine birkaç noktaya değinmek istiyorum. Hikmet nedir? Bizler hikmeti kazanma adına neler yapabiliriz? Soruları üzerinde biraz kafa yoralım inşallah.

Sahi, hikmetin nasıl bir faydası var ki; Kur’an’a konu olmuş ve bu derece önemsenmiş.

Malumunuz, hikmetli sözler okuduğumuzda veya duyduğumuzda yüreğimize serin bir su serpilir adeta. Çünkü hikmetli sözler ilham neticesinde söylenen sözlerdir. Bakara Suresi’nde “Allah dilediğine hikmeti bahşeder” buyruluyor. Kişi, Allah’tan hikmetle bakan, hikmetle gören ve hikmetlile davranan bir kul olmayı isterse; Allah Teâlâ ona nasip eder. Zira hikmeti bulanlar her zaman arayanlar arasından çıkmıştır. Bulabilmek için aramak; aramak için de istemek lazımdır. Allah’ın bazı veli kullarına ise hikmet doğuştan bahşedilmiştir.

Ayetin devamında Allah (CC) şöyle buyuruyor:

“…Kime hikmet verilmişse ona büyük bir hayır verilmiştir…”
(Bakara / 269)

Demek ki hikmet verilen kişiye, kendisini ahirette mesrur edecek bir güzellik/hayır verilmiştir.

Müfessirlere, metafizikçilere ve felsefecilere göre hikmetin otuzdan fazla anlamı vardır. Kimisine göre ilimdir. Kimisine göre akıl, kimisine namaz, kimisine göre Kur’an’ın mesajı, kimisine göre iradedir. Ama en kuvvetli olan ve bize gerekli olanı, sözü doğru bir şekilde; yerine, kişiye ve mekâna göre kullanmaktır. Yaşlıya anlatırken metafizikten girip atomlardan çıkarsak bizim ne bir hikmetimiz ne de ikna ediciliğimiz kalır. Ya da bir çocuğa onun yaşından daha büyük, aklını karıştıracak şekilde anlatırsak faydası olmayan hatta zararı olan bir konuşma yapmış oluruz.

Demek ki kişiye göre, algıya göre ve anlayış biçimine göre anlatmak; karşıdaki kişiyi hem ikna edip hem soru işareti bırakmamaktır hikmet! Ağızdan çıkan sözün karşıdakinin hastalığına şifa olmasıdır hikmet…

Hikmetin olabilmesi için aklın ve sağlam bir iradenin olması gerekiyor. Peki, hikmet herkeste olur mu? Yani her aklı başında olanda olur mu? Ya da her iradesi olanda hikmet olabilir mi?

Hayır! Zira her aklı başında kişi hikmetli olsaydı; herkes hikmetli bir âlim olurdu. Her iradesi olanda hikmet olsaydı, İblis’te de hikmet olurdu. Demek ki hikmetin olması için sadece sağlam irade ve akıl yetmiyor, aynı zaman da ilim de gerekiyor. Hatta müfessirlerin büyük çoğunluğu hikmetin ilim olduğunu söylemiştir.

Çünkü ilim insana sözün tesirini, kalptekini karşıya aktarmanın yolunu öğretir. Sadece konuşmak; bulunduğu ortamda bir şeyler anlatıp çekip gitmek değildir davetçinin görevi! Anlattığının kalplere şifa olması için hikmetli konuşması, anlattıklarını kalplere işlemesi gerekir.

Varsayalım ki; çok çalışan biri var ve anlatma kabiliyeti de iyi. Yani girdiği ortamda kendisini dinletebiliyor. Ama anlattığı şeyler kitaplardan öğrenilecek şeylerdir. Ama biri de vardır ki; anlattığı belki çok azdır, belki lisanı da çok iyi değildir ama hikmeti vardır. Hikmetle konuşur; o ortama gelen kişinin şifası olur konuştukları. Her bir olayda hikmet arar…

Olayda hikmet arama nedir peki? Her bir olayda hikmet arama boyutu mu var?

Evet, olanda veya olmayanda hikmet arama; onu hayır veya şer yönünden düşünebilme ve bu düşünüşle Rahmana yakınlık duyup şükretme…

Maksat etrafımızda çok kişi toplamak ya da fazlaca işler yapmak değildir zaten. Öncelik hikmettir; söyledikleriyle/anlattıklarıyla, insanların hastalıklarına ya da ihtiyaçlarına karşılık vermektir. İşte bu hikmetle olacak şeydir. Yoksa biz davetçiler anlatır, yorulur, çok çalışırız belki ama kimseye faydalı olamayabiliriz. Bundan dolayı bir an önce hikmetle konuşmayı, hikmetle bakmayı ve hikmetle hareket etmeyi ilim alarak sağlam irademiz ve aklımızla öğrenmemiz gerekiyor. Böyle deyince hikmetin kitaplardan alınacağını sanmayalım. Çünkü hikmet kalp işidir. Aynı zamanda kalbini zikirle arındıranda da hikmet oluşacaktır.

Hikmetin zıttı ise zulümdür. Çünkü karşıdakinin ne almak istediğini bilmezsen, ihtiyacının farkına varmazsan farklı bir yöntem ve ilaç kullanırsın. Bunun faydasından çok zararı görülür ve bu anlatacaklarımıza muhtaç, çölde su arar gibi aklındaki sorularla çırpınan gençliğe biz davetçiler zulmetmiş oluruz -Allah muhafaza-.

İşte böyle, hikmetsiz iş yapanın -bu İslam daveti dahi olsa- zulmettiğini görüyoruz. Bu küçükken camide imamdan dayak yiyip bir daha cami yolunu tutmamaya benzer! İmam efendi belki onu terbiye ettiğini düşünerek yapmıştı. Ancak büyük bir hikmetsizlikti bu…    

Rümeysa Sülün / Nisanur Dergisi - Ağustos 2015 (45. Sayı)
 
25-08-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.