İçimdeki Huzurun Kaynağı!

Amine Baran
Bu güzelliklere vesile olan tefekkür ise hepsinden de ziyade daha güzel bir nimet! İbadet ve bir vazife-i ubudiyyet... Öyle olmasa hiç buyurur muydu Nebi; “Bir saat tefekkür bir sene ibadetten daha hayırlıdır” diye…
Bir ikindi vakti. Güneş yavaş yavaş görevini tamamlamış olmanın rahatlığıyla yeryüzünü terk etmeye hazırlanıyor. Günün aydınlığı kendini yavaş yavaş akşamın karanlığına bırakmakta...

Genç kız sakin adımlarla elleriyle göğsüne bastırdığı Kur`an-ı Kerim’iyle merdivenleri birer birer geçerek odasına girdi. İkindi vaktinin odaya kattığı loş ışık ve manevi havayı teneffüs ederken kalbi huzurla doluydu. Ne güzel bir haldi bu! İçten içe bu huzurun kaynağını irdeliyordu…

Bir yere çömelmek adına göz gezdirdi. Sonra odasından dışarıya açılan kapıya yöneldi. Kapıyı açtı ve aşağıya kadar uzanan merdiven basamaklarından inerek birine usulca oturdu. Etrafını gözden geçirdi. Karşısında sanki gökyüzüyle birleşmişçesine sonsuz bir yeşillik abidesi duruyordu. Hafif hafif, nahif bir şekilde yeryüzüne çiseleyen yağmur taneleri… Ve yere temas eden yağmur tanelerinin etrafa yaydığı muazzam toprak kokusu... Mükemmel nimetler ve o mükemmel nimetlerin ortaya çıkardığı mükemmellikler…

Karşısında sıra sıra uzanan ağaçlara baktı bir kez daha. Ne de güzel duruyorlardı. Görevlerini ne de güzel yerine getiriyorlardı. “Rabbim ne güzel yaratmışsın!” diye geçirdi içinden. Sonra durdu düşündü, düşündü… Hepsi sadece bir nohut kadar küçük tohumların eserleriydi. Önce kupkuru iken toprağa atılmış ve toprak altında kök salmaya başlamışlardı. Ardından var güçleriyle toprağı delip o nazik, nazenin küçük bitkiler incecik gövdeleriyle yeryüzüne ‘merhaba’ diyor ve zamanla büyüyorlardı. Özenle sıralanmışlar, bir intizam içerisinde görevlerini ifa etmek için emir tahtında, aynı birer komut bekleyen asker misali dimdik ‘hazır ol’ vaziyetinde kendilerine verilen emri uygulamakla meşguldüler. “Ne kadar da sadıklar” diye düşündü.

Önce güneş sonra ağaçlar! Ve tane tane gökyüzünden yeryüzüne dökülen yağmur damlaları... Her biri nahifçe ağaç ve tüm canlıları sulamak adına Allah-u Teâlâ tarafından yeryüzüne süzülerek dökülen birer su çeşmesi. “Nimetlerin her biri başka bir nimete bahşedilen bir nimet” denilse yerinde olur herhalde. Her biri bir başkasını tamamlamak, bir başkasını hayatta tutmak adına komutlanmış. Daha doğrusu komutlandırılmış... Ve her biri insanlara hizmet adına yaratılmışlar. Ne de güzel yaratılmışlar… Her biri Allah-u Teâlâ’nın sonsuz kudretini ortaya koymaya muktedir… Her biri tek başına bir ayet… Ve her biri başlı başına bir sanat… Toplu olarak insanı düşünmeye sevk eden şu mevcudat… Ve bunların tamamını insana bahşeden bir ve tek olan sanatkâr...

Durdu, derin derin nefes aldı. Tüyleri diken diken olmuştu. İçindeki huzur içine sığmıyordu. “Bu ne güzel bir duygu, bu ne güzel bir huzur Rabbim” diye geçirdi içinden. Düşündükçe ferahladı. Karşısında yere serilen muazzam sergi öylesine büyük ve mükemmeldi ki, yaratılmışların yaratanını düşünmek bin kez daha huzur vericiydi. Her yağmur damlasında, her toprak kokusunda, her ağacın dalında ve yaprağında birer ayetin misalini görmek, Allah`ı düşünmek bir teslimiyetti, dayanaktı.

O an kendini bir kere daha yeniledi. Daha da güçlüydü sanki. Âlemlerin Rabbine dayanmaktan; O’ndan medet ummaktan daha güzel ne olabilirdi ki… Başka kime dayanılırdı, kimden yardım istenirdi? “Amenna ya Rabbi! İyyake ne’budu ve iyyake nestein” diye mırıldandı. Bunun adı teslimiyet, bunun adı huzurdu. Huzura erişmesine vesile olan, imanını bir kere daha tazeleyen ise tefekkürdü…

Evet evet! işte bulmuştu. Huzurunun asıl kaynağına ulaşmıştı ki apaçık ortada duruyordu. O tefekkürdü… Risale-i Nur’da okuduğu, Üstadı’n inci gibi kelimeleri geldi hatırına:

“Tefekkür halık-ı rahimin hazır ve nazır olduğunu düşünüp O’ndan başkasının teveccühünü aramamaktır.” (Lemalar)

Bu cümleyi tekrar tekrar fısıldadı. Hiç bu kadar güzel anlayamamış, hiç bu kadar hikmetine vakıf olamamıştı. Şimdi daha iyi anlıyordu. Meğer ne de kolaymış Rahman’ı bulmak. Her şey ne de güzel anlatıyormuş Rabbimizi bizlere. Ne de çok uzaklarda arıyormuşuz mucizeleri. Aslında her yaratılan, yaratanı anlatan, hatırlatan mükemmellikte! Her yaratılan bir ayet ve bir mucize...

Bu güzelliklere vesile olan tefekkür ise hepsinden de ziyade daha güzel bir nimet! İbadet ve bir vazife-i ubudiyyet... Öyle olmasa hiç buyurur muydu Nebi; “Bir saat tefekkür bir sene ibadetten daha hayırlıdır” diye…

Durdu, Rabbine bu büyük nimeti ona bahşettiği için bir kez daha şükretti. Anlamıştı ki yalnızca “iman ettim” demekle Müslüman olunmuyordu. Hakiki imana ulaşmak ise Allah`ı her daim hatırlamak, O’nu düşünmek ve O’nun yarattıklarını tefekkür etmekten geçiyordu. Ve “Onlar ayaktayken, otururken ve yatarken hep Allah`ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. (Ve şöyle derler); Ey Rabbimiz sen bunu boşuna yaratmadın. Sübhansın! O halde o ateşin azabından bizi koru!” (Al-i İmran / 191) ayetine imtisalen hayatını ikame etmeye özen göstermekle ancak mümkün olabilirdi.

Başta kendisini, sonra tüm insanlığı düşündü! Ne çok güzellikten mahrum bırakıyordu insanoğlu kendisini… Bu ne ulvi bir duyguydu hâlbuki. İmanını tazeleyen huzurun kaynağını bulmuş olmanın rahatlığıyla şükretti. Bir kez daha toprağın kokusunu içine çekti. Elleriyle göğsüne bastırdığı Kur`an-ı Kerim’i açtı, kısık bir sesle okumaya başladı. Ayetler yağmur tanelerinin ses tınılarına karışmıştı. Okudu, okudu... Biraz sonra uzaktan duyulan ulvi bir ses daha katıldı onlara... Akşam ezanı, ‘Allah-u Ekber’ nidalarıyla çağrıda bulunuyordu. Kur`an-ı Kerim’i nahifçe kapadı. Tefekkürün verdiği huzurla doğruldu. Merdivenleri adımlarken az önce okuduğu bir ayeti kerime tekrar tekrar zihninde canlanıp dilinden tane tane dökülmeye başladı:

“Şu bir gerçek ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün bir biri ardınca gelişinde, insanların yararı için denizde yüzüp giden gemilerde, Allah`ın gökten suyu indirip onunla, ölümünden sonra toprağı dirilterek üzerine tüm canlılardan yaymasında, rüzgârların bir düzen içinde yönden yöne çevrilmesinde, gök ve yer arasında bir hizmete memur edilen bulutlarda, akıllı olan bir topluluk için elbette Allah`ın birliğine deliller/işaretler vardır.” (Bakara / 164)

Amine Baran / Nisanur Dergisi - Mart 2015 (40. Sayı)
 


 
17-03-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.