İffet ve Haya, İmanın Nizamıdır!

Zehra Yüksek
Bir ailenin hayattaki mutluluğu, koca ve kadın arasında karşılıklı güven, samimiyet, saygı ve muhabbetle devam eder. Ancak tesettürsüzlük ve açık saçıklık, o güveni bozar; karşılıklı saygı ve muhabbeti de kırar.
Yine bir yaz mevsimi ve aylardan Haziran! Yine moda hastalığına müptela olmuş, her mevsim kukla gibi bir başkası tarafından ne giyeceğine karar verilmesi sonucunda yakışsa da yakışmasa da onların istediği rengi veya modeli giyen zavallılar… Ve yine mağazalarda ve tezgâhlarda sıcaklık bahanesiyle nerden baksan bir karış bile etmeyen kıyafetlere üşüşen nice genç kızlar ve kadınlar…

Evet! Açık saçıklığı doğal bir kültür olarak algılayan ve bu kültür ile namus ve iffetini yitirenlere soruyorum: “Gönlünüzde ve gözlerinizde putlaştırdığınız bu hayat tarzınızla sizleri nasıl bir akıbetin beklediğini zannediyorsunuz acaba?”

“Görürsün mücrimleri, o gün birbirlerine çatılı çatılı zincirlere vurulmuşlardır. Gömlekleri katrandandır ve yüzlerini ateş kaplamaktadır. Bu, Allah herkese yaptığının karşılığını vereceği için böyledir” (İbrahim / 49-51) hakikatinden sonra, ‘keşke cahiliye devrindekiler gibi diri diri toprağa gömülseydik de diri diri çirkefe ve bataklığa gömülmeseydik’ diyeceksiniz belki de! Kim bilir?

Peki ya kızlarını, kadınlarını, bacılarını ve analarını bu iffetsizlik yarışları için bizzat ortaya salan babalara, kocalara ve ağabeylere ne demeli?

“Kızım niye kapanıyorsun? Bu yaşta niye örtünüyorsun?” diyerek örtünmeyi ‘gençliğe yazık’ olarak algılayan bu zihniyete göre, asıl açılıp saçılarak iffetini ve namusunu yabancı erkeklere vakfeden kimseler kendi kimlik ve kişiliklerine yazık etmemişler midir sizce?

“Hayâ, imanın nizamıdır! Bir şeyin nizamı bozulunca parçaları darmadağın olur. Her dinin bir ahlakı vardır, İslam’ın da ahlakı hayâdır.” (İbni Mace)

Hayâ ve iffetten mahrum bir toplum içerisinde yaşadığımız malum! Bu anlamda kapı ve pencerelerimizi sıkı sıkı kapamalı ve muhkem olan tesettür kalesine sığınmalıyız ki ifna olmayalım. Zira iffetli olma örtünmeyi gerekli kıldığı gibi, örtü de iffeti koruyan manevi bir kalkan niteliğindedir. Hakka itaatin simgesi olan tesettürün, Allah’ın kullarına bir lütuf ve nişanesi olduğu ve bir varlığın setredilmesinin o varlığa verilen değeri gösterdiğine şu ayet-i kerime ile açıklık getirebiliriz:

“Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle, dış elbiselerinden üzerlerine giyinsinler! Onların (özgür ve iffetli olarak) tanınması ve eziyet görmemesi için en uygun olan budur. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Ahzab / 59)

Hiç şüphesiz bu ayet kadınlara yapılan ilahi bir iltifattır. O halde hanımlar edep ve hayâ kisvesine bürünerek zikrettiğimiz hakikatin güzergâhından geçmelidirler. Üstad Bediüzzaman, tesettürün insan yaratılışına aykırı olmadığını hatta yaradılış gereği olduğunu Tesettür Risalesi’nde kısaca şu dört hikmet etrafında açıklar:

Birinci hikmet: Kadınlar nazik ve zayıf olup kendisini seven bir erkeğin himayesine muhtaçtırlar. İncinmemesi ve eşi tarafından sevilmesi içinse tesettür elzemdir. Bir de kadınların yaratılışlarında var olan erkeklere karşı çekingenlik ve korku hissi örtünmeyi gerektirir. Ve tesettürle namahremin iştahını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zayıf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kalesi çarşafı olduğunu gösteriyor.

İkinci hikmet: Kadın ve erkek arasındaki ilişki ve sevgi sırf dünya hayatının ihtiyaçlarından ileri gelmiyor. Belki en önemlisi ahirete bakıyor ve bu yüzden birbirlerini Allah’ın rızasını kazanmaya ve ahrete teşvik edip destek olmalılar. Eş, ebedi hayat arkadaşını başkalarının bakışlarını üzerine çekerek daraltmamalı, kıskandırmamalı. Madem mü’min olan kocası, sırr-ı imana binaen, onunla alakası dünya hayatına münhasır ve yalnız behimi ve güzellik vaktine mahsus geçici bir muhabbet değil belki ebedi hayatta dahi bir refika-i hayat noktasında esaslı ve ciddi bir muhabbetle, bir hürmetle alakadardır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik zamanında değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi o ciddi hürmet ve muhabbeti taşıyor. Elbette ona mukabil, o da kendi güzelliğini onun nazarına tahsis ve muhabbetini ona hasretmesi insaniyetin gereğidir. Yoksa pek az kazanır, fakat pek çok kaybeder.

Üçüncü hikmet: Bir ailenin hayattaki mutluluğu, koca ve kadın arasında karşılıklı güven, samimiyet, saygı ve muhabbetle devam eder. Ancak tesettürsüzlük ve açık saçıklık, o güveni bozar; karşılıklı saygı ve muhabbeti de kırar. Çünkü açık saçıklık kılığına giren on kadından ancak bir tanesi bulunur ki kocasından daha güzelini görmediğinden, kendini yabancıya sevdirmeye çalışmaz. Dokuzu, kocasından daha iyisini görür. Ve yirmi adamdan ancak bir tanesi, karısından daha güzelini görmüyor. O vakit, o samimi muhabbet ve karşılıklı saygı gitmekle beraber gayet çirkin ve gayet iffetsizce bir his uyandırmaya sebebiyet verebilir.

Dördüncü hikmet: Malumdur ki nesil çoğalması herkesçe talep edilendir. Hiçbir kimse yoktur ki nesli arttırmaya taraf olmasın hatta Resul-ü Ekrem, “İzdivaç ediniz çoğalınız. Ben kıyamet günü sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim” diye buyuruyor. Hâlbuki tesettürsüzlük izdivacı çoğaltmayıp azaltıyor. Çünkü en holigan ve asri bir genç dahi hayat arkadaşını iffetli ister. Kendi gibi asri, yani açık saçık olmasını istemediğinden bekâr kalır. Zira kadının aile hayatında idareci olmak haysiyetiyle kocasının bütün malına, evladına ve her şeyine muhafaza memuru olduğundan en esaslı haysiyeti, sadakat ve güvendir. Açık saçıklık ise bu sadakati kırar ve kocasının nazarındaki güveni kaybeder.

Üstad Bediüzzaman’a göre kocasının Allah korkusundaki duyarlılığına bakıp “ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim” diye Allah korkusunu tatmaya başlayan kadın bahtiyar olduğu gibi, karısının dindarlığına ve iffetine bakıp hayat arkadaşını ebedî hayatta da kendi yanında ve kendisini seviyor bulmak için dindarlığı ve iffeti yaşayan erkek de bahtiyardır.

Neticede Allah-u Teâlâ Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde iffetini muhafaza edenlere büyük mükâfatlar vaat etmiş ve müjdeler vermiştir. İffetini muhafaza etmeyenler ise cehenneme adaydırlar.

Zehra Ayhan / Nisanur Dergisi - Haziran 2013
 


 
28-06-2013 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.