İffetsizliğin Pazarlandığı Çağda Kendimizin ve Ailemizin İffetini Muhafaza Etmeliyiz!

Aynur Sülün
İffet, kendini haram olan şehvani arzulardan, hayâsızlıklardan muhafaza etmektir. Zinaya kapı açacak her türlü söz ve davranışlardan kaçınmaktır. İffet belki de, insanın fıtratında olan hasletlerin en faziletlisidir.
İffet, kendini haram olan şehvani arzulardan, hayâsızlıklardan muhafaza etmektir. Zinaya kapı açacak her türlü söz ve davranışlardan kaçınmaktır.  İffet belki de, insanın fıtratında olan hasletlerin en faziletlisidir. Hem kendi namusunu korumak, hem de başkasının namusunu kendi mahreminin namusunu muhafaza eder gibi muhafaza etmeyi istemek, fıtri bir özellik olduğu gibi Yüce Allah’ın da emridir. Yüce Allah fıtratına iffeti vermekle ve gönderdiği dinle ona çağırmakla aslında insana şeref bahşetmiştir. Çünkü iffet insanı hayvanlardan ayıran en bariz özelliklerden biridir. İnsan mahşer günü hesaba çekileceği bu ulvi emaneti muhafaza etmekle yükümlüdür.

Yüce Allah’ın emrettiği birçok şeyin bilgisi insanın fıtratında mevcut olduğundan insan o emirleri yapmaya meyilli yaratılmıştır. Allah Resulü (SAV); “Her çocuk İslam fıtratı üzerine dünyaya gelir.” diyerek fıtratın bu özelliğine dikkat çekmiştir. Yanlış yönlendirmeler ve etkiler insanın fıtratından uzaklaşmasına sebep olduğundan; Yüce Allah insanoğlunun fıtratındaki yetileri uyandırmak, harekete geçirmek, doğruya yönlendirmek ve yetiştirmek için peygamberler ve kitaplar göndermiştir. İman etmeyen insanın bile fıtratının derinliklerinde habersizce iman-i ve ahlaki yetiler mevcuttur. İslam dini, ahlaki ve İslami eğitimin küçük yaşlarda başlaması gerektiğini belirtir ki çocuk yanlış yönlendirmelerin etkisinden koruma altına alınmış olsun.

Yüce Rabbimiz iffetsizliğe kapı açan halleri belirterek biz müminlere yol göstermiştir;

“Mümin erkeklere söyle gözlerini harama dikmesinler ve namuslarını korusunlar. Çünkü bu kendileri için daha temiz bir davranıştır. Gerçekten Allah onların yapmakta olduklarından haberdardır.” (Nur /30)

“Mümin kadınlara söyle gözlerini haramdan esirgesinler, namuslarını korusunlar. Kendiliğinden görüneni müstesna olmak üzere ziynetlerini teşhir etmesinler.” (Nur / 31)

“Zinaya yaklaşmayın. Zira o iffetsizlik ve hayâsızlıktır. O çok çirkin bir yoldur.” (İsra / 32)

Gözler, kalbe ve akla giden yollar olduğundan temiz tutmak, muhafaza etmek gereklidir. Kendisine haram olana dikkatlice bakmak, insanda şehevi duyguların kabarmasına yol açıp iç duyguları kirletir ve aklı çirkin hayallerle meşgul eder. Git gide hayâ duygularını dejenere edip İffet duygusunu zayıflatır. Bu hal devam ettiği sürece yolun sonu Allah muhafaza şehvetin kuyusuna düşmektir. Mevlana hazretleri, Mesnevi’sinde  diyor ki “Şehvete kul olan kendisini öyle bir kuyuya atmıştır ki ben o kuyunun dibine varacak bir ip bulamıyorum.” Şehvet kuyusuna düşen insanın aklı, kalbi devamlı çirkin hayallerle meşgul olur, karşı cinsin etkisinde çabucak kalır. Mevlana, şehvet kuyusuna düşen kişinin ancak Allah’a sığınmalar sonucunda; O’nun lütuf ve rahmetiyle o kuyudan çıkabileceğini söylüyor.

 İffetli kalabilmek için gözler korunmalıdır. Özellikle sosyal paylaşım sitelerinde dikkatli olmak, bakışları tüm çirkinliklerden muhafaza etmek gerektiği gibi; paylaşılan fotoğraf ve sözlere de dikkat etmek gerekir.

Başkalarında, cinsel anlamda merak uyandırma, etkilemeye çalışma amaçlı söz ve davranışlardan kaçınmak gerekir. Yazı yoluyla dahi olsa edepli olunmalıdır. Allah Resulü (SAV), “Ameller niyetlere göredir. Her insana niyet ettiğinin karşılığı verilir.” buyurmuştur. Yüce Allah mahşer günü amellerin şekline bakmayacak, o ameli harekete geçiren, besleyen asıl nedene göre hüküm verecektir. Söz ve davranışların, paylaşımların, giyim kuşamdaki tercihlerin nefisten (riya, kibir, gurur, ücub) ve şehvetten beslenip beslenmediğine dikkat etmek gereklidir.

Yine Nur Suresi 31. ayette anlaşılacağı üzere kadının iffetinin koruması tesettürlenmesiyle mümkündür. Ancak tesettür vücut hatlarını belli etmeyecek ve tamamen örtecek tarzda olmalıdır. Kadınlar tesettüre sarıldığı oranda hayâsızlıklar, iffetsizlikler ortadan kalkacak ve önemli ölçüde ahlaki yozlaşmaların önüne geçilmiş olacaktır.

Bu açıdan kadının dış kıyafeti süslü ve kesinlikle ilgi çekici bir tarzda olmamalıdır. Hedef ilgiyi üzerine çekmek değil, ilgiden uzaklaşmak olmalıdır. Ancak bu şekilde Allah’ın emrettiği örtünme şekli sağlanmış olacaktır. Günümüzde yozlaşmış ve asıl mecrasından uzaklaşmış olan tesettüre yeniden hayat vermek, çizgisini korumak ve yaşatmak; aslında her Müslüman kadının boynuna birer borçtur.

İffet, ancak hayânın muhafaza edilmesiyle sağlama alınabilecektir. İnsana hayâ duygusu iffeti muhafaza edebilmesi için verilmiştir. Hayâ ahlak binasının temeli olduğundan tüm güzel ahlaklar ondan beslenip, dal budak salar. Hayânın bittiği yerde diğer güzel hasletler de tutunamayacaktır. Aynı zamanda hayâ imanın şubelerinden de biridir.

“Hayâ imandandır.” (Müslim)

“Hayâ ile iman ikiz kardeştir, biri giderse diğeri de gider.” (Ebu Nuaym)

“İman çıplaktır, süsü hayâ, elbisesi takva, sermayesi fıkıh, meyvesi ameldir.” (Deylemi)

Hayâ, günümüz toplumunda yozlaşan unsurlardan biridir. Hayâ deyince insanların aklına kendini ifade edemeyen, miskin, silik bir kişilik gelmektedir. Aksine hayâ sahibi mümin vakarlı ve izzetlidir. Hayâlı olmak, kendisine karşı ilgi uyandıracak sözler sarf etmekten, sesi etkileyici kılmaktan sakınmaktır. Karşı tarafla konuşurken mimiklere, kaşa göze dikkat etmek, laçkalaşmamaktır. Giyim kuşamda sadeliği esas almak, cazibeden kaçınmak, vücut hatlarının belli olmasından utanmaktır. Yemek, içmek ve harcamakta israfa kaçmamaktır. Sözün cilalısından sakınıp özüne yönelmektir. İnsanlara değil, Rahman’a rağbet ederek; yalnızca O’ndan çekinip korkmaktır.

Allah’tan hayâ eden kimse, insanlardan da hayâ edecektir.

Hayâ imanı beslediği gibi, tüm ahlaki değerleri de besleyen bir hazinedir.

 Beni hayâsıyla fazlaca etkileyen şahsiyetlerden birisi de Hz. Fatıma’dır. O hayâ dersini babası Efendimiz (SAV)’den almıştır. Hz. Fatıma vefat etmeden önce eşi Hz. Ali’den, eğer gündüz vefat ederse; cenazesini gömmek için geceyi beklemesini ve kimseler görmeden acele bir şekilde kendisini gömmesini istemiştir. Hz Ali sebebini sorunca; “Beni gündüz taşırsanız kefende vücut hatlarım belli olur diye endişe ediyorum.” demiştir.

Hz. Fatıma daha hayattayken ölmüş bedenin kefenli halini gözünün önüne getirip endişe edecek bir hayâya sahiptir. Biz Müslüman kadınlar için Hz. Fatıma, hayâ ve iffette ölçü olmalıdır. Onun hayatının her aşaması, bizler için güzel ahlak ve takvanın numunelerini taşımaktadır.

Bugün bizler her türlü ahlaksızlığın, iffetsizliğin süslenip pazarlandığı bir dönemi yaşıyoruz. Fahşa ve münker içerikli söz ve davranışların ekranlarda şaka, gırgır diye pazarlandığı… Sosyal ağlarda her türlü iffetsizliğin yayıldığı… Zinanın bir insan hakkı olarak sayıldığı… İnsanların açıktan açığa zinaya davet edildiği… Evliliğin aşağılanıp, aile kurumunun tüm değerlerine savaş açıldığı… Ekranlarda evlilik adı altında insanların birbirine pazarlandığı… Cinsi sapıklıkların özgürlük kapsamında koruma altına alındığı bir dönem…  

Ve ne yazık ki bunlara bağlı olarak; giyim kuşamda seçimlerin artık şehveti, nefsi kabartacak şekilde yapıldığı… Evlilik oranının düşüp, zinanın çoğaldığı… Tecavüzlerin, cinsel tacizlerin, çocuk istismarlarının arttığı… Aile içi güvenin azalıp, boşanmaların tavan yaptığı… Aile içi tecavüz ve cinayetlerin çoğaldığı bir dönemi yaşıyoruz. Ve biz böyle bir dönemde iffetli kalmak… Tüm bu ahlaki yozlaşmalarla mücadele etmek… Toplumu imana davet edip, fıtratını uyandırmak, silkelemek ve kendine getirmekle yükümlü müminleriz.

İşimiz kolay değil, ama bize yardım vadeden bir Rabbimiz var. O’nun bizlere yüklediği bu toplumsal vazifeleri yapabilmemiz için öncelikle kendimizi ve ailemizi her türlü iffetsizlikten muhafaza etmek durumundayız. Şeytan ve yandaşlarının iç âlemimizi kirletmesine geçit vermemeli, içimize doğru açtığı tüm kapıları yüzüne çarpmalıyız.

Bizler ahlakın ve imanın yandığı bu büyük yangını söndürmekle vazifeli birer memur iken; kendini ateşe kaptıranlardan olmamalıyız. Görevimiz insanları bu yangından kurtarmak, düşmek üzere olanların ellerinden tutup Allah’ın tertemiz yoluna çağırmak; diğer yandan da bu büyük ateşi söndürmeye çalışmaktır. Bunun için ilk önce kendimizi, eşimizi ve evlatlarımızı manevi kirlerden korumalı; kendimize ve onlara imanın, ilmin, güzel ahlakın zevkini tattırmalıyız. Fani zevklerin ateşine kapılmaktan son derece korkmalı ve bu konuda ailece Allah’a sığınmalıyız.

Aynur Sülün / Nisanur Dergisi – Mayıs 2017 (66. Sayı)
 
16-05-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.