İki Cadde Bir Gönülde Birleşmedikçe…

Emine Yılmaz
Washington’un suç oranı çok yüksek bir semtine, bilimsel bir deney için 1000 kadar rahip gönderilmek istenir. Oranın emniyet müdüründen izin istenir. Müdür güler. Çünkü dua edilerek suç oranı azaltılmaya çalışılacaktır...
Washington’un suç oranı çok yüksek bir semtine, bilimsel bir deney için 1000 kadar rahip gönderilmek istenir. Oranın emniyet müdüründen izin istenir. Müdür güler. Çünkü dua edilerek suç oranı azaltılmaya çalışılacaktır. “Yapın ama çok saçma” der. İstatistikler tutulur. Sonuçları müthiştir. Suç oranı % 20 azalmıştır. Bunun üzerine bilim adamları olayda görünmeyen bir enerjinin olduğunu ama bunun ne olduğunu henüz çözemediklerini dile getirirler.

Benzer bir deney, Amerika’da hamile bayanlar üzerinde yapılıyor. Hangi dine mensup olduğuna bakılmaksızın iki grup hamile bayanın; bir grubuna dua diğer grubuna ilaç tedavisi uygulanıyor. Sonuç yine müthiştir. Dua edilen grubun hamilelikleri daha pozitif çıkmıştır.

1990’lı yıllardan sonra beyin görüntüleme cihazları çok gelişti. Bu görüntüler sayesinde beyin dalgaları ölçülebiliyor ve beynin hangi bölgesinde ne tür değişiklikler olduğu gözlemlenebiliyor. Olumlu mu veya olumsuz mu etki yaptığı, kişi üzerinde gözlemlenebiliyor.

Yine dinin insan üzerindeki etkisini incelemek için yapılan bir deneyde ilk grup rahip, ikinci grup ortalama, normal insanların beyinlerine elektrotlar bağlanıyor. İki gruba da vücudu yanık insan resmi gösteriliyor. İnançlı olan rahiplerin beyninde mutluluğu tetikleyen beta ve data dalgaları oluşurken aynı zamanda oksitosin ve dopamin gibi hormonlar salgılanıyor. Bunlarda merhamet ve acıma duyguları gelişirken diğer grupta tiksinme ve nefret duyguları kabarmaktaydı.

“Deki; Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz vardı.” (Furkan- 77) diye buyurarak Rabbimiz, hücrelerimize ve çevremize olumlu enerji yaydığımızı zaten söylüyordu yüce kitapta.

Resulullah Efendimiz (AS) “Merhamet etmeyene, merhamet edilmez.” diyerek bizi empatiye davete, egomuzu kontrole yönlendirmiyor muydu zaten!

İyi de bütün bunlar modern bilimde şu an yeni yeni anlaşılmaya çalışılırken, şimdiki nesil neden dini bu kadar basite indirgiyor? Ne oldu da inancımızı bile batı biliminde aramaya başladık. Onların sunduğu paket program dâhilinde düşünüp düşüncelerimizi sınırlamayı becerdik!

Bunları anlamamız için bu deneylere ihtiyaç var mıydı? Evet vardı! Bu kadar aklı uyumuş, Kur’an ayetlerini analiz etmekten ve bize neyi söylediğini anlamaktan aciz Müslümanlar haline geldiğimiz için gerekliydi. İslam’ı bilmeyenlerin dilinden İslam’ı anlamaya muhtaç hale geldiğimiz, az da olsa hayâ ederek artık bizim de uyanma vesilemiz olması için belki de gerekliydi.

Günümüz bilgi ve bilim çağı. Eğer öğrendiklerimizi İslami ilmimizle harmanlayamazsak, bilgi akla oturmuyor. Akla oturmayan bilgi kalbe inmiyor, dilde kalıyor. Şimdiki nesil ya çoğunlukla fen ilimleri veya sadece din ilimlerini öğrenen insanlar oluyorlar. Dine kanıt bulmakta ve akla oturtmakta zorlanıyorlar. İman sadece taklitte kalıyor, tahkiki olamıyor maalesef.

Bugün lise öğrencilerinin çoğu matematikte olasılık konusunu bilir. Olasılık hesaplarına göre bir olay 10 üssü 50’nin üstünde gerçekleşme olasılığına sahipse olayın tesadüfî meydana gelme şansı yoktur ve bilimseldir. DNA keşfedildikten sonra bir olasılık hesaplanması yapılıyor. Bu bir buçuk metre halinde olan, aminoasitlerden meydana gelen çeşitli proteinlerin yan yana dizilişinden oluşuyor. DNA’nın dizilişinin tesadüfen bir araya gelme olasılığı 10 üssü 652 çıkıyor. Yani tesadüfî oluşması imkânsız… Bu bilgiden sonra metaryalizim çöküyor bilim dünyasında. Bu bilgi bağlamında Kur’an’da insanın pis bir sudan yaratıldığına, gökyüzünde yıldızların dizilişine, fotosentez olayına defalarca değinildiğini görüyoruz…

Yapılan araştırmalar imam hatiplilerin sadece %10‘u kadarının namaz kıldığını göstermektedir. Oysaki bir tek olasılık hesaplamasına kalsa bile inancından uzak yaşaması mümkün değildir. İşte iman sadece bilgide kalmış, Kur’an ilmi ve bakış açısıyla harmanlanamamıştır. Bunu yapan tasavvuf ilminden eksik çünkü. Ayette: ”Ey iman edenler! İman ediniz.” diye buyrulurken imanı tefekkürle kalbe indirgeyiniz deniliyor aslında. Maalesef kapitalizmin bizleri mecbur kıldığı hayat tarzı, haz ve hız üzerine kurulu olduğu için varoluş sebeplerini anlatan Kur’an ayetlerini öğrendiğimiz fen ilmiyle harmanlayacak zamanı bile bulamıyor çoğumuz. Bu geçici sebeplerle mutlu olan insanın, elinden mutlu oldukları nesneler de gidince yerini birçok psikolojik ve ruhsal hastalıklar alıyor.

“Kapitalizm önce hasta etti sonra da tedavi etti!” Pozitif ve koruyucu psikoloji adı altında tedavi yöntemleri sunarak, modern hayata çözümler üretti. Oysa yüce kitabımızı tefekkür etseydik Rabbimizin daha hastalıklar başlamadan tedavi sunduğunu görecektik. Şöyle ki: “Ameller niyetlere göredir.” diyerek pozitif psikolojinin terapilerle sunduğu iç görü kazandırmayı, olumlu ve iyimser bakma yönünü…

“Gıybet, ölü kardeşinin etini yemek gibidir” diyerek kişisel haklara saygıyı, ailede eğitim şekli ve yaşam tarzı haline getirerek toplumsal düzeni korumayı…

“Gülümsemek sadakadır” diyerek pozitif enerji yamayı ve yaydığının karşılığının da pozitif enerji olarak size geri döneceğini yani modern psikolojinin dopamini salgılatma şeklini… Kur’an ve sünnetin, daha hastalıklar başlamadan bize koruyucu psikoloji olarak sunduğunu çoktan görmüş olacaktık. Daha nice örnekler verilebilir. Nasıl oldu da bu güzelliklerin farkında değiliz de, modern bilim söyleyince kabulümüz oldu?

Mektep, medrese ve tasavvuf üçlüsünü bıraktığımız için mektep fen ilimlerini, medrese din ilmini, tasavvuf ahlak, irfan ve edebi kazandırmaktadır. Bu üçünü Müslüman ayrı düşünemez. Prof. Dr. Sinan Canan bir yurt dışı gezisinde kendisine “Sen hem bilim adamı hem de dindar nasıl oluyorsun?” diye sorulduğunu söyler. “Benim kitabım bunu emrediyor, diye cevap verdim ve onlar çok şaşırdı” cevabını veriyor.

Einstein, feci şekilde eğlenen bir grup gencin yanından geçerken ”Bunlara omirilik yeterdi, kocaman bir beyin bunlara fazla.” derken sadece insanın hayvani yönünden ibaret olmadığını söylemek istemiştir.

Kur’an-ı Kerim bunu çok çarpıcı bir şekilde dile getirerek “oku” ayetiyle başlıyor. Bundan daha yüce bir mesaj olabilir mi? Lakin modern bilim, din ve bilimin ayrı olduğu görüşünü insanlara inandırmaya çalıştı ve insanların sığınağını ellerinden aldı. Allah’a güvenme sığınağını… Onun yerine eğlenceyi, parayı, tüketimi koydu. Bunlar geçici olduğu için insanların depresyon oranı zamanla yükselmekten kurtulamadı.

İkinci Abdülhamit zamanında medrese ve mektepler birbirinden ayırtıldı. Padişah bunu her ne kadar korumaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Tasavvuf sadece ibadetten ibaret, bilime karşıymış gibi gösterilmeye çalışıldı. Bilim batıda yükselmeye başlayınca bilimle batı uğraşıyor diye, bilimle uğraşanları kâfir ilan ettiler. Bilimle uğraşanlar da dini gericilikle suçladı. Bazı âlimler “medrese-i zülcenaheyn” (iki kanatlı medrese) kurmaya çalıştılar. Hatta bir âlim nerdeyse uçmayı başarır hale gelmişti. Ama kimi âlimler “Allah dileseydi insana uçma özelliğini verirdi. O zaman bu Allah’ın emrine karşı geliyor” diyerek o âlimin boynunu vuruyorlar. Osmanlı zaten bu olaylardan sonra çöküşe geçiyor. Buralarda eğitim vermek isteyen Erzurumlu İbrahim Hakkı kâfirlikle suçlandığı için vazgeçer. Oysa tasavvuf, insanı hayvandan ayıran beynin frontallop bölgesinin terbiye ediyordu. Psikolojinin “farkındalık kazandırmak” dediği şeyden çok daha fazlasıydı bu aslında.

Psikolojide egoyu, süper egonun frenlediği söylenir. Tasavvufta ise egoya ‘nefs’ denir ve süper ego ‘irade’ye karşılık gelir. Kişiye irade sağlamlığı kazandırarak otokontrolü sağlar tasavvuf aslında. Eski âlimlere baktığımızda hem felsefe, hem matematik hem de din ilimleri ile uğraşmışlardır. Mevlana, Yunus Emre gibi…

İnsan bilgi ile âlim olur ama arif olamaz. Arif olmak için tasavvuf gerek. Tasavvuf ile arif olunur ama insan kemale eremez. Kemale ermek için bilim ve tasavvuf aynı anda olmalıdır.

Bir cadde bilim, diğeri tasavvuftur. Bu iki cadde bir gönülde birleşmedikçe, Müslümanlar bu çağın insanına İslam’ı hakkıyla anlatamayacaklardır.

Bu ikisi birbirinden ayrı değildir ve Müslümanlar bu bakış açısından vazgeçmedikçe batı insanına, şimdiki nesle İslam’ı anlatamayacak, iman sadece dilde kalacak ya da bilgisi onu hidayete götürmeyecektir.

Ondandır ki; “Kulları içinde ancak âlimler Allah’tan hakkıyla korkar.” (Fatır /28) demiştir Rabbimiz.

Âlim olan Allah’a emanet olunuz.

Emine Yılmaz | Nisanur Dergisi | Ocak 2018 – 74. Sayı
 


 
17-01-2018 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.