İki Ucu Keskin Kılıçlar; Haramlar

Rana Çeçen
Günahlar iki tarafı keskin kılıç gibidir. Bir tarafı ahiret hayatının hayal bile edilemeyecek eşsiz güzellikteki nimetlerinden mahrum bırakırken, diğer tarafı dünyadaki huzur ve mutluluktan mahrum bırakır.
Bismillahirrahmanirrahim.

Bizi kendisine kulluk ile şereflendiren Rahman’a hamd olsun. O Rahman ki; koymuş olduğu emir ve yasaklarda kulları için sayısız fayda vardır. İnsanoğlu bu faydaları çoğu zaman tecrübe ederek öğreniyor. Sevapların ve günahların işlenmesinin kişi ile Rabbi arasında olması, onların çevreyi etkilemediği manasına gelmez. Özellikle de günah olan fiillerin işlenmesi maalesef kişinin şahsıyla sınırlı kalmıyor. Küçük bir kartopunun can ve mal kaybına sebebiyet veren bir çığa dönüşmesi misali günahlar da kişinin annesini, babasını, eşini, çocuklarını ve diğer akrabalarını etkilediği gibi tüm toplumu da etkiliyor.

Kişi o haram sınırını aşmakla kendi bedenine ve ruhuna zarar vermekle kalmıyor, beraber yaşadığı kimseleri de maddi ve manevi mahrumiyetlere düşürüyor. “Ben kimseden sorumlu değilim, kimse de benden sorumlu değildir” anlayışı İslam’la bağdaşmaz. İslam bir toplum dinidir. Bu bağlamda “Her koyun kendi bacağından asılır” düşüncesi de pek makul bir düşünce değildir. Özellikle de eşlerden birinin haram çizgisini aşması diğer eşi de gerek psikolojik olarak ve gerekse de maddi olarak bazı çöküntülere düşürüyor.

Kadın fıtraten de daha zayıf ve duygusal olduğu için eşinin bu tür davranışlarından daha çok mahrumiyetlere maruz kalıyor. Hayatının bir döneminde böylesi sıkıntılar çekmeyen kadınların sayısı çok azdır. Aşağıdaki olaylar, haram işlemenin, eşleri hangi durumlara düşürdüğünün canlı birer örnekleridir.

Birkaç yıl önceydi, birisi gelip “Komşumuzun eşi içki içiyor. Kadıncağız ne yapacağını bilemiyor. Adam kazandığı birkaç kuruşu içki sofralarında harcamakla kalmıyor, o kafayla eve geldiğinde eşine ve çocuklarına da şiddet uyguluyor. Kadının tahammülü kalmadı. Birileri ona; ‘Eğer eşine kendi idrarını içirirsen bir daha içki içmez’ demişler. Bunu yaparsam günah olur mu? Diye soruyor” demişti.

Geçen yıl vuku bulan başka bir olay… Bir muhabbet sırasında birisi, bir yakınlarının damdan atlamak suretiyle intihar ettiğini söylemişti. “Sebebi neydi” diye sordum. Evlerine savaştan kaçan Suriyeli akrabaları gelmiş. Kocası misafir kadınla gayrı meşru ilişki yaşamış ve kadın bunu duyunca o üzüntüyle dama çıkıp atlamış. Olaydan sonra adam o kadınla evlenmiş. Bir kadını bu dünyadaki ve belki de ahretteki güzelliklerden mahrum eden bir haram...

Diğer bir olayda ise eşi sanal ortamdaki günah çukuruna düşmüş bir eş başroldeki. Hem kendisi koca şefkatinden ve sevgisinden mahrum, hem de çocukları baba şefkatinden. “Ne eşimi vazgeçirebiliyorum ne de aile büyüklerine bir çözüm bulmaları için söyleyebiliyorum. Onun o halini gördükçe nefes almakta güçlük çekiyorum. Ama elim kolum bağlı seyretmekten başka çarem yok” diyordu.

Kendisi de çalışan bir arkadaşımın eşi, daha çok para kazanmak hırsıyla haram işlere bulaşmış. Kadın ne yapsa vazgeçiremiyor ve aile yuvası dağılmanın eşiğinde.

Son olarak, yine birisinin sorusu üzerine öğrendiğim bir olay... Birisi “Görümcem telefonla başka bir erkekle konuşuyor. Tüm nasihatlerime rağmen vazgeçmedi. Kocası bundan haberdar olmuş, gelip bana sordu. Yalan söyledim, ‘yok öyle bir şey’ dedim. Çünkü doğruyu söyleseydim kesinlikle görümcemi öldürürdü. Bu durumda ben yalan söyleyerek günah işlemiş olur muyum?” Diye sormuştu.

Bu örnekleri istemediğimiz kadar çoğaltabiliriz. Bütün bunlar göz önündeyken, “günah sahibini bağlar, her koyun kendi bacağından asılır” denilebilir mi?

Günahlar iki tarafı keskin kılıç gibidir. Bir tarafı ahiret hayatının hayal bile edilemeyecek eşsiz güzellikteki nimetlerinden mahrum bırakırken, diğer tarafı dünyadaki huzur ve mutluluktan mahrum bırakır.

Âdem babamız ile Havva anamızın kıssasını bilmeyen yoktur. Bakara Suresi 35-39. ayetlerinde kıssanın şu kısmı anlatılır:

“Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yiyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik. Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik. Bu durum devam ederken Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır. Dedik ki: Hepiniz cennetten inin! Eğer benden size bir hidayet gelir de her kim hidayetime tâbi olursa onlar için herhangi bir korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir, onlar orada ebedî kalırlar.”

O kadar çok helal ve serbest şey içerisinden sadece bir tanesi yasak. Ve İblis’in aldatmasıyla o yasak da çiğnenince sonuç Allah-u Teâlâ’nın belirli bir süreliğine onları cennetten mahrum etmesi oldu.

Eşler beraber Rablerinin rızasını kazanmak için uğraştıklarında, hududullaha riayet ettiklerinde, dünya hayatında karşılaştıkları zorluk ve sıkıntıların şiddetini daha kolay atlatırlar. Ahiretteki; “Siz ve eşleriniz cennete girin; sevinç içinde ağırlanacaksınız” (Zuhruf 70) davetine ise paha biçilemez.

Resulallah (SAV) Efendimiz de “Geceleyin kalkıp namaz kılan, karısını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah merhamet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah merhamet etsin” (Ebû Dâvûd, Nesâî, İbni Mâce) buyurarak iyilik üzere yardımlaşan eşlerin, huzur ve mutluluk kaynağı olduğunu belirtir.

Şeytan (aleyhi la’ne) apaçık düşmandır. Ona karşı uyanık olabilmek duasıyla…

Rana Çeçen / Nisanur Dergisi - Nisan 2015 (41. Sayı)
 


 
27-04-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.