İktisat (Ölçülü Olmak) Nimete Şükürdür

Zehra Yüksek
“Hayret ederim ki bazı saçıp savuran insanlar, böyle iktisatçıları cimrilikle itham ediyorlar. Haşa! İktisat izzet ve cömertliktir, cimrilik ve zillet, ehli israf ve tebzirin zahiri mertliğinin iç yüzüdür.”
İslam, bütün binasını denge ve ölçü esaslarına dayandırır. Müslüman, İslam’ın sınırlı ferdi mülkiyeti tanınmış olmasına rağmen kapitalist toplumda ve her alanda ilahi şeriatı hayatına egemen kılmayan diğer toplumlarda olduğu gibi kendi malını dilediği gibi harcama özgürlüğüne sahip değildir. Müslüman, savurganlıkla cimrilik arasında orta bir yol benimsemekle yükümlüdür.

Savurganlık kişiyi, toplumu ve malı bozar. Cimrilik ise hem sahibinin hem de çevresindeki toplumun bu maldan yararlanmasına engel olur, malı hapseder. Çünkü mal bir araçtır. Gerek savurganlık gerekse eli sıkılık; hem toplumsal ortamda hem de ekonomik alanda büyük sarsıntılara ve karışıklıklara neden olur. Malı hapsetmek krizlere yol açarken sınırsız ve hesapsız bir şekilde serbest bırakmakta da durum aynı olur. Dahası bunun yanında kalpler ve ahlaklar bozulur gider... İşte bu yüzden İslam, iktisatlı yani dengeli ve ölçülü davranmayı imanın bir özelliği olarak vurguluyor.

“Akrabaya, düşküne, yolcuya hakkını ver: Elindekileri saçıp savurma! Saçıp savuranlar şüphesiz şeytanlarla kardeş olmuş olurlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür. Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme! Büsbütün de açıp tutumsuz olma. Yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.” (İsra / 26-29) Ayeti kerimede de ifade edildiği gibi ölçülü hareket etmek İslam nizamının temel kaidelerindendir. Bu konuya ilişkin Beidüzzaman Hazretleri’nin şu izahatlarına buyurun bir göz atalım…

“Halık-ı Rahim bütün insanlığa verdiği nimetlerin mukabilinde şükür etmelerini istiyor, israf ise şükre zıttır ve nimete karşı haseretli bir küçümsemedir. İktisat ise, nimete karşı ticaretli bir ihtiramdır.

Evet, iktisat hem bir şükrü manevi hem nimetlerdeki Rahmet-i İlahiyeye karşı bir hürmet, hem kat-i bir suretle sebeb-i bereket, hem bedene perhiz gibi bir medar-ı sıhhat, hem manevi dilencilik zilletinden kurtaracak bir sebeb-i izzet, hem nimet içindeki lezzeti hissetmesini ve zahiren lezzetsiz görünen nimetlerdeki lezzeti tatmasına kuvvetli bir sebeptir. İsraf ise, zikredilen hikmetlere muhalif olduğundan, vahim neticeleri vardır.

Ben dokuz sene evvel mübarek bir şehre geldim. Kış münasebetiyle o şehrin servet kaynaklarını göremedim. Allah rahmet, etsin oranın müftüsü birkaç defa bana `Ahalimiz fakirdir` dedi. Bu söz benim rikkatime dokundu. Beş altı sene sonraya kadar daima o şehir ahalisine acıyordum. Sekiz sene sonra, yazın yine o şehre geldim. Bağlarına baktım, merhum müftünün sözü hatırıma geldi. Fesuphanallah dedim, bu bağların mahsulatı zengin olması gerekiyor... Hayret ettim. Beni aldatmayan ve hakikatleri anlamamda bir rehber olan hatırayı hakikatle anladım: İktisatsızlık ve israf yüzünden bereket kalkmış ki, o servet kaynaklarına rağmen merhum müftü `Ahalimiz fakirdir` diyordu. Evet, zekât vermek ve iktisat etmek malın bereketli olmasına sebep olduğu gibi israf etmek ve zekât vermemek de o malın bereketini kaldırdığına sebep olduğuna dair hadsiz vakalar vardır.”

Ve yine iktisadıyla asrımıza önemli dersler veren ancak yer yer cimrilikle itham edilen Üstad kendisini şöyle savunmaktadır:

“Hayret ederim ki bazı saçıp savuran insanlar, böyle iktisatçıları cimrilikle itham ediyorlar. Haşa! İktisat izzet ve cömertliktir, cimrilik ve zillet, ehli israf ve tebzirin zahiri mertliğinin iç yüzüdür” derken dikkatlerimizi Isparta`da cereyan eden bir hatırasına çekiyor.

“Şöyle ki kaideme ve dustur-u hayatıma muhalif bir surette, bir talebem iki buçuk okkaya yakın bir balı, bana hediye olarak kabul ettirmeye ısrar etti. Ne kadar kaidemi ileri sürdüm ise de kanmadı, mecburen yanımdaki üç kardeşime yedirmek Şaban ve Ramazan-ı şerifte o baldan iktisatla otuz-kırk gün üç adam yesin ve getiren de sevap kazansın kendileri de tatlısız kalmasın diyerek, `Alınız` dedim. Bir okka bal da benim vardı.

O üç arkadaşım, gerçi müstakim ve iktisadı takdir edenlerdendi. Fakat her ne ise birbirine ikram etmek ve her biri ötekinin nefsini okşamak ve kendi nefsine tercih etmek olan bir cihedde ulvi bir hasletle iktisadı unuttular. Üç gecede iki buçuk okka balı bitirdiler. Ben onlara gülerek: `Sizi otuz kırk gün o bal ile tatlandıracaktım. Siz otuz günü üçe indirdiniz. Afiyet olsun!` dedim.

Fakat ben o bir okka balımı iktisatla sarf ettim. Bütün Şaban ve Ramazanda hem ben yedim, hem Elhamdülillah, o kardeşlerimin her birisine iftar vaktinde birer kaşık verip mühim sevaba medar oldum. Bu halimi görenler, o vaziyetimi belki cimrilik olarak tanımlamışlardır. Öteki kardeşlerimin üç gecelik vaziyetlerini de iyiliksever olarak görebilirler. Fakat hakikat noktasında, o zahiri cimrilik altında ulvi bir izzet, büyük bir bereket ve yüksek bir sevap gizlendiği apaçık o civan mertlik ve israf altında eğer vazgeçilmeseydi, bir dilencilik ve başkasının eline tamahkârane ve bekleyerek bakmak gibi, cimrilikten çok aşağı bir haleti netice verirdi.

Oysaki iktisat ve cimrilik arasında çok fark vardır. Örneğin: nasıl ki tevazu göstermenin zilletle şekil yönünden bir benzerliği var ise de, aslında tevazu; olgun ve kâmil ahlakın bir semeresi, zillet ise kötü ahlakın bariz bir yansımasıdır. Yani şekilce benzer olsalar da, hakikatle ayrıdırlar. Vakar ve tekebbürde olduğu gibi dolayısıyla iktisadın her ne kadar şekil bakımından cimrilikle, tamahkârlıkla bir benzerliği varsa da, hakikatte bunlarla hiç bir alakası yoktur. Velhasıl israf kanaatsizliktir, kanaatsizlik ise çalışmanın şevkini kırarak tembelliğe atar.

İktisat ise kanaattir. Şükür kapısını açar ve şekva kapısını kapatır. Zira şükrün mikyası kanaat, iktisat, rıza ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizanı ise hırs, israf ve hürmetsizliktir.”*

Zehra Ayhan / Nisanur Dergisi – Ocak 2013

* İktisat Risalesi
 


 
28-01-2013 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.