İman Sıdk, Küfür Yalandır!

Nevin Yapıcıoğlu
Sözü en doğru söyleyen Esdeka’s-Sadikin (CC)’e sınırsız hamd ederiz. Mübarek yüzünde sıdkı okunan Sadiku’l-Va’di’l-Emin’e sonsuz salat ve selam olsun. Sıdk, Muhammedü’l-Emin’i (SAV) ala-yı illiyyine çıkaran; nübüvvet makamından sonra gelen ‘sıddıkiyet’ makamını insana kazandıran bir basamaktır.
Bismillahirrahmanirrahim.

Sözü en doğru söyleyen Esdeka’s-Sadikin (CC)’e sınırsız hamd ederiz. Mübarek yüzünde sıdkı okunan Sadiku’l-Va’di’l-Emin’e sonsuz salat ve selam olsun.

Sıdk, Muhammedü’l-Emin’i (SAV) ala-yı illiyyine çıkaran; nübüvvet makamından sonra gelen ‘sıddıkiyet’ makamını insana kazandıran bir basamaktır.

Her şeyde doğru olmaktır sıdk. Niyetinde, sözünde ve fiillerinde hakikate uygunluktur, hakikati tasdiktir. “İman sıdktır, doğruluktur.” (1) Sıddıklar da iman hakikatlerini en kâmil manada her yönüyle tasdik edenlerdir.

En büyük sıddık olan Peygamberimiz (SAV), kendisine risalet gelmeden önce emniyeti ve dürüstlüğüyle tanınmış ve hürmet görmüştür. İnsani faziletlerin temelini oluşturan sıdkı ile hayırda bütün müminlere öncü olmuştur. İman hakikatlerine tam teslimiyet gösteren Efendimiz (AS)’in sıdkı mübarek yüzüne sirayet etmiş olmalı ki; Abdullah b. Selâm gibi pek çok zatlar “Şu simada yalan yok; şu yüzde hile olamaz.” (Suyuti, Hasais, 1-473) diyerek İslam’la şereflenmiştir.

“ … Sıdk kalbin itminanıdır, yalan şüphedir” (Tirmizi) diye buyuran Efendimiz (SAV), yakın arkadaşı Ebubekri’s-Sıddık (RA) için de “Kimi İslam’a çağırdımsa muhakkak onda bir duraksama bir tereddüt olmuştu ama Ebubekir; İslam’ı teklif ettiğimde ne duraksadı ne de tereddüt gösterdi.” demiştir.

Sıddık olmak hakta ve doğrulukta şiddetli sebatı gerektirir. Şirkin tavan yaptığı o günkü Mekke toplumunda tevhid dinine ilk giren erkek, nübüvvet sırlarının en samimi mahremi, hal ve hareketleriyle İslam’ın örnek tatbikçisi, “miraca çıkma” gibi sıra dışı bir hadisede Resulullah (SAV)’ı tereddütsüz doğrulayan Hz. Ebubekir, sadakati ve dürüstlüğü ile sıddıkiyet makamına ulaşmıştır.

“Ey müminler zümresi! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin” (Ahzab / 70) gibi emirlerin ilk muhatapları olan Hz. Ebubekir ve diğer sahabiler, daima doğru konuşmuşlar ve yalandan uzak durmuşlardır.

Kizb yani yalan, insanları aldatmak gayesiyle bildiği şeyi farklı bir şekilde dille söylemek veya hareketlerle ifade etmektir. İnsanın hayâsını gideren, değerini düşüren ve hürmetini kıran bir hastalıktır. Ahlakı tahrip eden ve toplum hayatını bozan bir zehir olan kizb hakkında şu ilahi ikaz yapılır:

“O halde o pis putlardan kaçının ve yalan sözden sakının!” (Hac / 30)

En büyük günah olan şirk ve yalan beraber zikredilerek bu hastalığın vahameti nazarlara sunulmuştur.

Nasıl ki doğruluk imanın temelini teşkil ediyorsa, yalan da küfrün temelini teşkil eder. İmana dair hakikatleri reddedenler en büyük yalancılardır.

“Kizb, küfrün esasıdır. Kizb, nifakın birinci alametidir. Kizb, kudret-i İlâhiye’ye bir iftiradır. Kizb, hikmet-i Rabbaniye’ye zıttır.”
(2)

Yalancı; olmuş bir şeyi olmamış gibi göstererek ya da olmamış bir şeyi olmuş gibi göstererek veya ‘ölümden sonra dirilme’ gibi gerçekleşmesi muhakkak olan bir şeye ‘olmayacak’ diyerek Allah’ın takdirine, kudretine iftira eder. Hamde ve şükre layık sıfatların sahibi olan Rabbu’l-Âlemin’e hamd etmeyerek adeta nimetleri yok sayar.

Her biri hem bir sanat hem de bir nimet olan varlıkları, birbirinin yardımına koşturan ve hepsini ins ve cinne hizmet ettiren Allah (CC) hamde layık değil mi?

Bu nimetleri görmemek küfran-ı nimet değil mi?

Rahman Suresi’nde 31 defa tekrarlanan “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz” hitabı bütün insan gruplarınadır. Allah’ı inkâr eden münkirlere, uluhiyyetine ortak koşan müşriklere, günahkâr/nankör Müslümanlara… Kısacası unutkan, cahil ve zalim insanadır. Onları hamde ve şükre davet eder. Efendimiz (SAV), bu ayet okunduğunda cinlerin “Ey Rabbimiz senin hiçbir nimetini yalanlamıyoruz, hamd sadece sanadır.” (Tirmizi) dediklerini söylemiş ve onları övmüştür.

Yalancı kullar dışında her şey doğruyu söyler. Her şey fıtratında yerleştirilen meyillerinin gereğini yaparak yaratıcısını doğrular. Yalancının yüz ifadesi dahi onu ele verir, doğruyu söyler. Yalancı ise yalanlarıyla hikmete zıt davranır. Bir mektup ve ayna hükmündeki şeyleri yokmuş gibi gösterir. Böylece onların üzerinden okunması gereken hakikatlere ve belki onlardan meydana gelebilecek sonuçlara engel teşkil eder.

Diğer şerler gibi yalan da temelde yok hükmündedir. Gerçekliği ve aslı olmayan fakat cezası olan sözdür. Sıdk ise diğer hayırlar gibi özü itibariyle gerçektir, vardır. Çünkü hakikate uygun olma halidir. Var olan bir şeyin olmayan milyonlarca şey üzerindeki üstünlüğü ne ise sıdkın yalana karşı olan üstünlüğü de odur. Bir tuğla ile binlerce hayali gökdelenin varlık değerinin kıyası gibidir. Vahiy ve vahiy kaynaklı sözlerin beşerin nefsani sözlerine üstünlüğü buna bir örnektir. Varlık değeri böyle olan sıdkın tesiri ile yalanın tesirinin oranı da aynı şekildedir. Onun için “Bir dane sıdk yakar milyonla yalanı” (3) denmiştir.

Küfrün arkadaşı olan yalanın ahiretteki adresi, yokluk kirlerinin temizlendiği cehennem iken; sıdkın ise beka yurdu, selam yurdu ve iman yurdu cennet olacaktır.

“Yalan uyduranlar ancak Allah’ın ayetlerine inanmayanlardır.” (Nahl / 105) Ayetinin manasına işaret eden pek çok hadis-i şerifler vardır.

Safvan ibnu Süleym (RA) anlatıyor:

“Ey Allah’ın Resulü” dedik, “Mü’min korkak olur mu?” “Evet” buyurdular, “Peki, cimri olur mu?” dedik. Yine “Evet” buyurdular. Biz yine “Peki yalancı olur mu?” diye sorduk. Bu sefer “Hayır!” buyurdular. (Muvatta, Kelam 19)

“Konuştuğunda yalan söyleyen kişi. Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş değildir.”
(Ed-dürrü’l-mensur)

“Bir insanın kalbi dosdoğru olmadıkça, imanı dosdoğru olmaz; dili dosdoğru olmadıkça da kalbi dosdoğru olmaz.” (Ahmed)

Müminin imanının dosdoğru olup olmadığı; dilinin dosdoğru olup olmadığıyla anlaşılabilir. “Lafz-ı Kâfir” olan yalanın, dilinde bulunması halinin münafıklığın bir özelliği olduğu bilinmeli. Her günahın cehenneme götürecek bir yol olduğunu ve “yalanın, nifak kapılarından bir kapı” olduğu hakikati unutulmamalı.

Nifak “iç ile dışın; söz ile işin zıt olma hali”dir. Bu durumun devamı ancak yalanlarla mümkün olduğundan ‘yalan nifakın anasıdır’ denmiştir. Münafık hem kâfirdir, hakikati reddeder, üstünü örter; hem de örtüyor olduğu hakikatinin de üstünü örter. İman etmediği halde “imanım var” der, diliyle amelleriyle yalan söyler, insanları aldatır. Hem pirincin şeklindedir hem de renginde.

Münafıklardan bahseden “Yalan söylemekte olduklarından dolayı onlar için elem verici bir azap vardır.” (Bakara 10) Ayet-i kerimesi hakkında Üstad şunları söyler:

“Münafıkların azaplarının, mezkûr cinayetleri arasında yalnız kizb ile vasıflandırılması, kizbin şiddet-i kubh ve çirkinliğine işarettir. Bu işaret dahi kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahid-i sadıktır. Zira kizb, küfrün esasıdır. Kizb, nifakın birinci alametidir. … Ahlâk-ı âliyeyi tahrib eden, kizbdir. Âlem-i İslam’ı zehirlendiren, ancak kizbdir. Âlem-i beşerin ahvalini fesada veren kizbdir. Nev-i beşeri kemâlâttan geri bırakan kizbdir. Müseylime-i Kezzab ile emsalini âlemde rezil ve rüsvay eden kizbdir.

İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, bütün cinayetler içinde tel’ine, tehdide tahsis edilen, kizbdir.
Bu ayet, insanları, bilhassa Müslümanları dikkate davet eder.” (4)

Yalan hakkında farklı bir sınıflandırma yaparak da şunları söyler: “Riyakârlık fikri bir nevi yalancılıktır. Dalkavukluk ve tasannu alçakça bir nevi yalancılıktır. Nifak ve münafıklık muzır bir yalancılıktır.” (5)

Demek ki insan sadece diliyle yalancı olmuyor; hal ve hareketleriyle de yalancı olabiliyor. Riyakârlık yani içindekinin aksiyle muamele etmek nifakın bir sonucu olup bir çeşit yalancılıktır.

Hakkı, rıza-yı İlahiyi merkeze almayan felsefenin etkisinde kalan sözde medeniyet bu hastalıkları daha da azdırmış durumda. Güya medeni olma adına yapılan hodfuruşluk ve yapmacık hallerin hepsi aslı olmayan yalanlardır. İnsanların nazarına sunulan bu suni karakter yok olmaya mahkûm, esassız ve kısa ömürlüdür. İç yüzlerinin hakikati “betonları ve kayaları delip çıkan filiz misali” er ya da geç ortaya çıkar ve maksatlarının tersiyle tokat yerler.

Enaniyet asrının fitnesinden etkilenmiş günümüz Müslümanı; Rabbinin yardımını bütün yardımların, nazarını bütün nazarların, teveccühünü bütün teveccühlerin, rızasını da bütün rızaların üstünde tutmalı ve bilmeli ki “İslamiyet’in esası sıdktır. İmanın hassası (özelliği) sıdktır. Bütün kemâlâta isal edici sıdktır. Ahlak-ı âliyenin hayatı sıdktır. Terakkiyâtın mihveri sıdktır. Âlem-i İslam’ın nizamı sıdktır. Nev’i beşeri Kâbe-i kemâlâta isal eden sıdktır. Ashab-ı Kiramı bütün insanlara tefevvük ettiren sıdktır. Muhammed-i Hâşimî Aleyhisselâtü Vesselâm’ı meratibi beşeriyenin en yükseğine çıkaran sıdktır.” (6)

Rabbimiz bizleri yalanın her çeşidinden korusun ve rahmetiyle sıddıkinlerin arasına katsın. Âmin.

Vel-hamdu lillahi Rabbi’l-Âlemin.                   

Dipnotlar:
1)Hutbe-i Şamiye
2)İşarâtül İ’caz, Bakara 10. Ayetin tefsiri
3)Lemâat
4)İşarâtül İ’caz, Bakara 10. Ayetin tefsiri
5)Hutbe-i Şamiye
6)İşarâtül İ’caz, Bakara 10. Ayetin tefsiri

Nevin Yapıcıoğlu / Nisanur Dergisi - Ocak 2016 (50. Sayı)
 
07-01-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.