İnsani İlişkilerimiz Özür Dilemek!

Esra Sivi Türk
Hatasına sahip çıkan insan, onun bir özür olduğunun farkına varır ve telafisi için çaba sarf eder. Ancak hatasını görmeyen insan ya da hatasının çok büyük olmadığını düşünen insan için hata yapmak sıradan bir davranış haline gelir. Ve bu davranışının en büyük mağdurları yakınında olan insanlardır.
Bir insanın, hatalarına sahip çıkmasından daha büyük bir erdemlik yoktur.

Hatasına sahip çıkan insan, onun bir özür olduğunun farkına varır ve telafisi için çaba sarf eder. Ancak hatasını görmeyen insan ya da hatasının çok büyük olmadığını düşünen insan için hata yapmak sıradan bir davranış haline gelir. Ve bu davranışının en büyük mağdurları yakınında olan insanlardır.

Sürekli inciten, kıran döken ve hiçbir şey olmamış gibi arkasını dönen insanlarla bir hayatı paylaşmak oldukça zordur. Oysa ki hata anında yanlış bir davranış işlediğinin farkına varıp onun telafisine girmek Kur’ani bir davranıştır. Rabbimiz, Kur`an-ı Kerim’de, insanoğlunu günah ve hatasının ardından, pişmanlık ve tevbeye davet ediyor. Efendimiz (SAV) ümmetini, ola ki bir kötülük yaptığında hemen ardından bir iyilik yapmaya sevk diyor.

Ebû Zer (RA) anlatıyor:

Bir gün Allah Resulü’nün yanına gittim. Ona:

- Yâ Rasulullah! Bana yapınca cennete yaklaşacağım, cehennemden uzaklaşacağım bir amel öğret! Diye rica ettim. Allah Resulü buyurdular:

“Bir kötülük yaptığın zaman ardından hemen bir iyilik yap. Bunu yaparsan on misli sevap alırsın.” (Tirmizi)

Ahlak önderi Efendimiz (SAV), insanları ahlaka ve erdeme davet ediyor. O (AS), insanlara kötülük yapmadığı halde onları onaran, rabbine karşı günah işlemediği halde tevbenin en içten haline bürünen bir zattı. Ancak insanların en çok kaybettiği, en çok küçüldüğü yerden onları onarıyordu ve onları hatalarına sahip çıkmaya teşvik ediyordu. Zira insanların nazarında da hatasına sahip çıkan özür beyan eden ya da o tavrını, o davranışını onaran kişi büyüktür, yücedir. Ve böyle bir şahsiyetle ünsiyet kurmak paha biçilmez bir dostluktur. Yaptığı hataya rağmen böylesi bir insanı affetmemek mümkün değildir.

Resulullah yüce bir şahsiyetti. Rabbi tarafından ahlak öğreticisi olarak atanmış, insanlık peygamberiydi ve bu yüce dine, yüce gönüllü insanlar yetiştirmek istiyordu. Resulullah bu yöndeki davranış ve nasihatleriyle bedevi bir yaşam süren, insanlıktan nasiplenmemiş bir topluluktan erdemli, medeni ve birbirlerini kırmaktan sakınan zarif ruhlu insanlar çıkarmayı başardı. Bu şahsiyetlere sadece ulu orta yaşanan olayla da değil hiç kimsenin görmediği, bilmediği durumlarda da kendini terbiye etmeyi öğretirdi.

“Eğer gizlice bir kötülük işlersen, ardından hemen gizlice bir iyilik yap. Eğer açıktan bir kötülük işlediysen, ardından hemen açıktan bir iyilik yap. Allah’tan kork ve mazlumun bedduasından çekin!” (Beyhakî, Şuabu’l-iman, 2/78) diye buyurarak, kırıp dökerek hayat sürmekten ve insanlara davranışlarıyla eziyet etmekten sakındırıyordu.

Sosyal bir varlık olan insanoğlu, insani ilişkileri nispetinde rahat ve huzurlu bir ilişki kurabilir. Böylesi bir bilinci daha çocukluk döneminde edinmesi gerekir. Dolayısı ile doğru ve hatanın arasını ayırabilen bir anne-baba modeline ihtiyaç vardır. Çocuğa, henüz bir şeyleri ayırt etme yaşındayken özür dileme alışkanlığı vermek gerekiyor. Bu yöntem sadece çocuğa yaptırılarak değil çocuğa karşı işlenen haksız bir davranışta anne ve babanın “Özür dilerim evladım, sen haklıydın” veya “ben bu hususta haksızdım” demesi suretiyle, çocuğa hatasından dönme davranışını kazandırmayı gerekli kılar. Anne babasından aldığı bu örneklilik, bir ömür boyu onu gurur ve kibrine karşı daha güçlü, kusurlarına karşı mahcup kılacaktır. Hatasını kabul eden insanın doğruları daha güçlü olur. Zira bir terbiyeyle yetişen kişi, hata ve kusuru bir eksiklik bilir ve kendini bu tür eksikliklerden muhafaza eder. Bu hata Rabbine karşı ise tevbe ve istiğfarda karar kılar.

O yüce şahsiyetin bizlere işaret ettiği bir memba vardı. O memba Kur`an ve İslam dinidir! bizler Müslümanlar olarak o membadan nasiplenmek zorundayız. Nasipsiz kaldığımız her öğütten mutlaka eksik kalacağız ve bu eksiklerin boşluğu, bizleri kalabalık toplumlarda bile yalnız bırakacaktır.

Esra Türk | Nisanur Dergisi | Kasım 2017 | 72. Sayı
  


 
28-11-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.