“İnsanlık, Samimi İslam Davetçi Gençliğine Muhtaçtır”

Röportajlarımız
Bu ay sizler için yaptığımız röportajın konusu 28 Şubat post modern darbesinin soğuk yüzünü yaşatan/hatırlatan cinsten. Tesettüründen ve mesleğinin de tabi bir gereği olarak İslam’ı anlatışından ötürü ötekileştirilen, horlanan, göreve alınmayan, kovulan genç bir Din Kültürü öğretmeni ve yaşadıkları...
“İnsanlık, Samimi İslam Davetçi Gençliğine Muhtaçtır”


Bu ay sizler için yaptığımız röportajın konusu 28 Şubat post modern darbesinin soğuk yüzünü yaşatan/hatırlatan cinsten. Tesettüründen ve mesleğinin de tabi bir gereği olarak İslam’ı anlatışından ötürü ötekileştirilen, horlanan, göreve alınmayan, kovulan genç bir Din Kültürü öğretmeni ve yaşadıkları... Ankara’da yaşayan Nurcan (Birge) Öğretmenin mağduriyetlerini aynı zamanda da mücadelesini sizlerle paylaşmak istedik. Mesleğini kulluğun bir gereği olarak da gören ve aşkla en güzel şekilde icra etmeye çalışan Nurcan Hanım “Buradan cumhurbaşkanımıza da sesleniyorum, bizler Muhammedi yolun sevdalıları olarak dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz ve bu fırsatı bizlere vermelerini istiyorum” diyor. Günümüz gençliğine bakıldığında tesettürün onlar için farz değil “yaparsan iyi bir davranış sergilemişsin” anlamında olduğunu belirten Birge “Batı emperyalizminin geliştirdiği tesettür modası ile genç kızlarımızı da bu tuzağa düşürmektedirler. Özellikle televizyon, internet gibi görsel teknolojik aletlerle de bu aşılmaz bir çağın manevi hastalığı haline geliyor” tespitinde bulunuyor.

Başvurduğu üçüncü okulda işe alındığını ancak bir ay sonra kovulduğunu belirten Nurcan Öğretmen “Bu okulda ekmiş olduğum İslam fidanlarının filizlenme mevsiminde ayrıldığım için üzüldüm. Ancak daha sonra velilerimin beni arayıp çocuklarıyla birlikte namaza başladıklarını söyleyince benim için en güzel haber olmuştu” diyor.

Vermiş olduğu mücadeleden ve bu güzel örnekliğinden ötürü kendisini tebrik eder ve sebat üzere başarılar dilerken sizleri röportajımızla baş başa bırakıyoruz…

“GÖREVE BAŞLAMADAN ÖNCE RABBİME SÖZ VERDİM”

Nurcan Hanım, mağduriyetinizi medyaya yansıdığı kadarıyla okuduk. Ancak, bir de biz gündeme taşımak istiyoruz. Bu minvalde bir Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olarak karşılaştığınız gayri insani/ İslami muameleyi bize de anlatır mısınız?

Bismillahirrahmanirrahim. Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi’nden 2013 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldum. Bölümün müfredatı İslami açıdan donanımlı bir program değildi, daha çok batı felsefi ve toplumun kültürü üzerine yoğunlaşan bir programdı. Bu program bilinçli olarak 28 Şubat sürecinde hazırlanmıştı ve 1986 Anayasasında ‘Din Öğretmeni’ adı, ‘Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni’ olarak değiştirilmişti. Bu konuyu üniversite yıllarında işlerken o zaman anladım ki bizim dini değil sadece toplumun kültürünü anlatmamız yönünde bir program hazırlanmıştı. Ancak biz Kehf Suresi’nde davetçiydik; “Onlar rabbine iman eden birkaç gençti” ( Kehf / 113) ayetini şiar edindik. Üniversite dışında kendimizi elimizden geldiğince geliştirmeye çalıştık.

2013 yılında üniversiteden mezun oldum. Ankara Özel Yenimahalle Pınar Koleji’nde Din Kültürü Öğretmeni olarak göreve başladım. Göreve başlamadan önce Rabbime söz verdim. Rabbimizin bize emrettiğini eğip bükmeden anlatacağıma, canım pahasına olsa bile Resulullah (SAV)’ın mesleğini en güzel şekilde icra edeceğime dair söz vermiştim kendime de.

Pınar Koleji’nde yüksek mevkilerde olan velilerin çocukları da vardı. Öğretmenliğimin ilk yılı olmasına rağmen anlatımım karşısında sınıftan çıt çıkmıyordu ve herkes aşk ile dinliyordu dersimi. Çünkü onlar Resulullah (SAV)’ı böyle tanımamışlardı. Ayetler sanki o an inmişti onlar için ve sonuç olarak birçok öğrencim örtündü, çoğunluğu da namaza başladı. 9. sınıfta olan bir öğrencimin annesi örtülü olmamasına rağmen onun örtünmesi beni çok sevindirmişti. Pınar Koleji’nde İslam’a âşık olanlar kadar, Kemalist düşüncede olanlar da vardı ve onlardan çok şikâyet alıyordum. Okul müdürü bana şikâyetlerinin olduğu ve hiçbir öğretmenden bu kadar çok şikâyet almadıklarını, hatta hiçbirinden şikâyetçi olmadığını söyledi. Ben ise müdür beye çok teşekkür ettim ve sevinçten ağlamıştım. Müdür bey şaşırmıştı! Niye mi? Çünkü ben doğru yolda olduğumu ve Rabbim için bir şeyler yaptığımı anlamıştım o an. Eğer bir yerde şikâyet varsa bilin ki o kişi bir şeyleri düzeltmeye çalışıyordur. Eğer ki şikâyet yoksa bilin ki işte o zaman sorun vardır. Müdür bey ilk başta sevincime anlam veremediyse da daha sonra beni çok iyi anladı.

2014 yılında KPSS sınavına hazırlanacağımdan dolayı Pınar Koleji’ndeki görevimden istifa ettim. Ancak Din Kültürü bölümünün kapatılmasından dolayı YSK tarafından Din Kültürü Öğretmenliği bölümüne ilahiyat öğrencilerine öncelik hakkı verilmiş olanlar atandı. Din Kültürü öğretmenleri ise “Siz 28 Şubat ürünüsünüz” denilip ikinci plana atıldı. Bölüm kapatılırken Milli Eğitim Bakanı Naci Avcı mevcut öğrencilerin haklarının korunacağını ve onların mağdur edilemeyeceğini dile getirmişti. Şimdi ise verdikleri sözleri tutmadılar ve binlerce Din Kültürü Öğretmeni atanamayıp ortada kaldı. Bu haksızlığı bölüm olarak birçok kez basın açıklamalarıyla dile getirdik ancak medya bunu gündeme getirmedi. Rehber TV hariç hepsi duyarsız kaldı bu mağduriyetimiz karşısında. Bizzat kendim Naci Avcı, Hamza Aydoğdu ve Emin Karip ile görüştüm, durumu izah ettik. Bize “İnşallah halledeceğiz” sözünü vermelerine rağmen icraatta hiçbir şey yapmadılar. Bölüm olarak Milli Eğitim Bakanlığı’na Danıştay’da Ekim 2014 de yürütmeyi durdurma ile ilgili dava açtık. Avukatımız davanın en fazla 3 ay gibi bir sürede sonuçlanacağını söylemesine rağmen 7 ay oldu maalesef halen bir sonuç alınamadı. Biz bunun engellendiği kanısındayız.

“HER İKİ OKULDA KARŞILAŞTIĞIM MUAMELE BENİ DERİNDEN ÜZDÜ”

Peki, daha sonra ne koşullar altında görevinize devam ettiniz?

5 Şubat 2015 tarihinde başvuru için Ankara Etimesgut İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gittim. Görevliler ilçede bulunan okul müdürlerinin dilekçeleri doğrultusunda beni Etimesgut Ortaokulu’na gönderdiler. Okul müdürü ile görüşmeye gittiğimde önce benim giyimimi baştan aşağı süzdü daha sonra ise “Bizim Din Kültürü Öğretmenine ihtiyacımız yok” dediler. Ben tekrardan ilçeye başvurdum ve ikinci defa Eryeman Anadolu Sağlık Meslek Lisesi’ne gönderdiler. Bu okula gittiğimde okul müdürü yoktu, oradaki diğer görevliler ile görüştüm. Onlar bana Din Kültürü Öğretmenine ihtiyaç duyduklarını ve hatta “Muhtemelen haftaya derse başlarsınız inşallah” dediler. Ancak, ben oradan ayrıldıktan sonra müdür beye beni anlatmışlar. Müdür bey ise beni arayarak “Bizim öğretmene ihtiyacımız yok” dedi.

Her iki okulda karşılaştığım muamele beni derinden üzdü. Bu durumu ilçe milli eğitime bildirdim ve neden müdürlerin böyle davrandıklarını sordum. Onların verdiği cevap ise gerçekten çok komikti. “Okul müdürleri Din Kültürü öğretmeni talep etme dilekçesini yanlışlıkla göndermişler” diye söylediler. Daha sonra oradaki şeflerden birinin anlatımıyla öğrendim ki; ilk gittiğim Etimesgut Ortaokulu müdürün benden sonra tekrar ilçeye Din Kültürü Öğretmeni talep dilekçesi vermiş.

Artık yapacak bir şey yoktu eve dönmüştüm. Aradan iki üç gün geçti tekrar ilçe milli eğitimden beni aradılar. Bu defa Şehit Hasan Saruhan Ortaokulu’na görev yerim verilmişti. Okul müdürüyle önce telefonla konuştum. İlk iki okula gittiğimde müdür beylerin beni almadıklarını dile getirdim ve “Eğer siz de aynı muameleyi yapacaksanız okula hiç gelmeyeyim” dedim. Ancak okul müdürü Tahsin Aydın kesinlikle öyle bir muamele yapmayacağına dair söz verdi; ben de kabul edip gittim.

“OKULDA NAMAZ KILMAK İÇİN KAZAN DAİRESİ TAHSİS EDİLMİŞTİ”

İlk iki okulda karşılaştığınız engellerden sonra yeni göreve başlayacağınız okulda nasıl bir muamele ile karşılaştınız?

Burada din kültürü ve seçmeli Kur’an-ı Kerim dersine giriyordum. Kur’an-ı Kerim dersi için öğrencilere abdest almaları gerektiğini ve kız öğrencilerinin de bu ders için başörtüsü takmaları gerektiğini söyledim. Ancak okul müdürü Kur’an-ı Kerim dersi için öğrencilerin başörtüsü takmalarını ve abdest almalarını söylemememi istedi. Ben ise “Biz Müslümanlar İslam dininin gereği olarak Kur’an’a olan saygımızı yitirmemeliyiz ve bu inancı öğrencilere bu yaşta öğretemezsek ileri yaşlarda hiç yapmazlar” diye dile getirdim. “Ağaç yaş iken eğilir” atasözünü hatırlattım. Müdür bey buranın imam hatip veya Kur’an kursu olmadığını, burada ki velilerin savcı, hâkim, asker çocuklarının olduğunu, o yüzden böyle şeyler yapamayacağımı söylediler. Ancak ben İslam’ın yer, kişi ve mekâna göre indirgenemeyeceğini, Rabbimizin bize emrettiği şekilde görevimi yapacağımı söyledim.

Okulda ilk haftam olmasına rağmen bütün öğrenciler anlatımımı çok sevmişti ve derste anlattığım her şeyi can kulağıyla dinliyorlardı. İkinci haftanın pazartesi sabahında müdür bey beni aradı ve görevime son verdiğini söyledi. Hem de hiçbir gerekçesi olmadığı halde. İlçe Milli Eğitim Müdürü Tugay Gözüm ile konuyu görüştüm, Tugay bey ders uygulamasında hiçbir yanlışlık olmadığını dile getirdi. Okul müdürü Tahsin Aydın’ın işime son vermesi konusunda bilgisinin olmadığını söyledi. Tugay bey şehit Hasan Saruhan Ortaokulu müdürü Tahsin Aydın’ı makamına çağırıp olayı sordu ve benim tekrar görevime başlamamı sağladı.

Ben Tugay beye okulumuzda mescit olmadığını, bunu okuldan talep ettiğim zaman ise okulun her odasının dolu olduğu bahanesini öne sürdüklerini dile getirdim. Okulda namaz kılmak için kazan dairesi, koridor gibi bir yer tahsis edilmişti. Orası karanlık, kuytu çöplük içinde bir yerdi. Orada hem erkekler hem de kız öğrenciler namaz kılıyor ve ancak iki-üç kişi sığabiliyordu. Daha sonraları kütüphanede namaz kılmaya başladık, mescit yapılmadı maalesef…

“NAMAZ KONUSUYLA İMANI VE GÜZEL AHLAKI PEKİŞTİREREK ANLATTIM”

Peki, okula geri döndüğünüzde durum düzeldi mi, yoksa aynı muamele devam mı etti?

Okula geri döndüğümde derslerime kaldığım yerden devam ettim. Ancak benim geri dönüşüm müdür bey için büyük bir yenilgiydi. Öğrencilerimde kısa bir gözlem yaptığımda İslam’ın ve imanın şartları üzerinde durmam gerektiğini anladım. Çünkü onlar için İslam dini ‘Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden 100 almak’tan ibaretti. Müfredat konumuz bittikten sonra geri kalan kısmında Allah’a, Peygamber’e, kitaplara iman ve namaz konusu üzerinde yoğunlaştım. Haftada iki saat dersim olduğu için ben de vakitten tasarruf için beş vakit namazı anlatan bir kâğıdın yanında bunu pekiştiren namaz çizelgesinin fotokopisini çekip dağıttım. Namaz konusuyla imanı ve güzel ahlakı pekiştirerek anlattım. Öğrenciler can kulağıyla dinliyorlardı, onlar için anlattıklarım ilk defa duydukları bilgilerdi adeta. Bir iki hafta sonra meyvelerini aldım elhamdülillah. Birçok kız öğrenci örtündü, çoğu öğrenci de namaza başladı. Artık kalplerine sığmayan bir iman yeşermişti ve onu amele dönüştürme zamanıydı.

Öğrencilerim “Öğretmenim namaz kılmak için yer yok biz nerde namaz kılalım” dediklerinde ben “Yere karton sererek namazınızı kılın” diyordum. Okulda ezandan önce artık lavabolarda abdest sırası oluşuyordu; çok güzel bir tabloydu bu. Tabi bu tabloya daha fazla katlanamayanlar da olacaktı maalesef! Çünkü biz biliyoruz ki tarih tekerrürden ibaretti. Okul müdürü “Ya bizim istediğimiz gibi giyinip, bizim istediğimiz dersi anlatırsın ya da biz gereğini yaparız” dedi. Ben de “Sizin istediğiniz nasıl ki?” Dedim. Bana “Sen sadece kültürü anlatacaksın, İslam dinini anlatmayacaksın” dedi. Ben “İslam yaşanılması gereken bir dindir” dedim. “Ben bu dinin öğretmeniysem üstüme ne düşüyorsa elimden geleni yapacağım ve sizin değil, sadece Allah’ın emrettiğini yapacağım” dedim.

Müdür bey dağıttığım, namazı anlatan ve namaz çizelgesinden oluşan fotokopilerin suç olduğunu ve onları öğrencilerden geri toplamamı istedi. Onların suç olmadığını söyledim. Eğer ben din öğretmeniysen namazı öğretmeyeceğim de ne öğreteceğim değince, bana “Sadece ahlakı, sevgiyi, saygıyı anlat” dedi. Ben de “Namazın içinde bunların hepsi var, namaz kılan biri bu özelliklerin hepsini kazanır” dedim.

Bir ayın sonunda okul müdürünün ilçeye verdiği dilekçe ile işime son verildi. Öğrenciler ve veliler bu duruma çok üzüldüler. Yaklaşık 250 öğrencim vardı; çoğu namaza başlamış ve en güzel tarafı da ailelerinin de namaza başladıklarını bana söylemeleriydi. Bu benim için bir kazançtı.

Birçok veli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne benim mağdur olduğumu ve haksız-keyfi olarak işime son verildiği hakkında dilekçe verdiler. İlçe Milli Eğitim Müdürü ise din öğretmeninin namazı öğretmesi kadar doğal bir şey olamayacağını söyledi. Okul müdürünün işime son vermesinin gerekçesi ise alevi bir velinin, çocuğunun namazı öğrenmek istemediğinden dolayı ilçeye dilekçe vermesiydi. Ancak araştırmalarım sonucunda böyle bir şikâyetin olmadığını öğrendim ki işime son verilmek için kurulan bir komplodan ibaretti. Benim mağdur olduğuma dair alevi aileler de dâhil polis, asker vs. gibi velilerim de dilekçelerini vermişlerdi. Bu konuda bana destekçi oldular Allah onlardan razı olsun…

“TABİ TUTULDUĞUM BU MUAMELE BENİ İLK BAŞTA ÇOK FAZLA ETKİLEDİ”

Tabi tutulduğunuz bu muamele sizi en çok hangi açıdan etkiledi?

Tabi tutulduğum bu muamele beni ilk başta çok fazla etkiledi. Çünkü öğrencilerimi çok seviyordum onlar da beni sevmişlerdi. Bu okulda ekmiş olduğum İslam fidanlarının filizlenme mevsiminde ayrıldığım için üzüldüm. Ancak daha sonra velilerimin beni arayıp çocuklarıyla birlikte namaza başladıklarını söyleyince benim için en güzel haber olmuştu.

“YAPMACIK OLMAYAN VE BAŞKA ÇIKARLAR GÖZETMEYEN BİREYLER OLMALIYIZ”

Günümüzde toplum ifsadında ve bilhassa da tesettürün yozlaşması hususunda -bir eğitimci olarak- altta yatan etkenler nelerdir sizce? Ve ne gibi tedbirler geliştirilebilir?

Günümüzde toplum İslam’a açtır. Bu açlığı giderecek İslam davetçilerine çok ihtiyaç vardır. Bu davetçilerin verim alabilmesi için her şeyiyle kendilerini bu yola adamaları gerekir.

İnsanlık, samimi İslam davetçi gençliğine muhtaçtır. Yapmacık olmayan ve başka çıkarlar gözetmeyen bireyler olmalıyız. Çoğu insan İslam’ı geleneksel olarak biliyor. Gerçek İslam’ı duyduklarında ise onlar için yeni bir din inmiş gibi yeniden iman ediyorlar. Toplumun bozulmasında en büyük etkenlerden biri de; gerçek İslam’ın anlatılmayışı ve sadece kültürel düzeyde bir bilginin verilmesi, insanları dinden soğutmuş ve uzaklaştırmıştır maalesef.

Ayrıca yöneticilerimizin gerçek İslam’ı bilmeyişi de bu etkenlerin başında gelen bir nedendir.

Günümüz gençliğine baktığımızda tesettür onlar için farz değil “yaparsan iyi bir davranış sergilemişsin” anlamındadır. Batı emperyalizminin geliştirdiği tesettür modası ile genç kızlarımızı da bu tuzağa düşürmektedirler. Özellikle televizyon, internet gibi görsel teknolojik aletlerle de bu aşılmaz bir çağın manevi hastalığı haline geliyor.

Avrupa biliyor ki biz tesettürümüzden asla vazgeçmeyeceğiz. Bu nedenledir ki içi boşalan bir tesettür ile bunu gençliğe süslü olarak sunmaktadır. Moda, tesettür ayetlerini çiğnemektedir ve bunun hesabını çok ağır ödeyeceklerdir.

Bu konuda en büyük tedbir ise bana göre biz genç davetçilere düşmektedir. Şöyle örnek verecek olursam; ben Pınar Koleji’nde öğretmenlik yaparken birçok öğretmen tesettürlüydü ancak, moda tesettürü vardı. Benim örtümü gören öğrencilerimin hepsi şaşkınlık içindeydiler. Bana neden böyle giyindiğimi sorduklarında verdiğim cevaba hayran olmuşlardı. Öğrencilerimden yeni örtünenler de benim gibi örtünmeye başladılar elhamdülillah. Yani demek istediğim biz genç davetçiler onlara örnek olmalıyız. Bizler sadece Meryem’in iffetini anlatmakla değil, bunu duruşumuzla da göstermeliyiz onlara…

“NE MUTLU BANA Kİ BİR AY BİLE OLSA ÖĞRENCİLERİME NAMAZ KILDIRTABİLDİM”

Yaşadıklarınızla alakalı olarak başka neler söylemek istersiniz?

Ne mutlu bana ki bir ay bile olsa öğrencilerime namaz kıldırtabildim. Seyyid Kutup’un dediği gibi “Allah için yaptığım hiçbir şeyden özür dilemem.”

Ve davet öğretmenlerine sesleniyorum; İslam’dan asla ve asla taviz vermeyiniz. Buradan cumhurbaşkanımıza da sesleniyorum, bizler Muhammed-i yolun sevdalıları olarak dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz ve bu fırsatı bizlere vermelerini istiyorum…

Dindar bir nesli, din öğretmenleri olarak bizler en güzel şekilde yetiştireceğiz inşallah.

Ancak bu fırsatı elimizden alan ve bölümümüzü mağdur eden kişilerle görüşülmesini istiyorum. Bizler dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz ancak buna engel olanlara da engel olunması gerekiyor.

Rabbim muvaffak kılsın… Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Asıl ben teşekkür ederim sizlere. Sesimi duyurmada bana destek olduğunuz için…

Nurcan Birge Kimdir?

1991 yılında Şırnak’ın Silopi ilçesinde doğdu. Ankara Talip Yener İlköğretim Okulundan 2005 yılında mezun oldu. 2009 yılında Ankara Demetevler İmam Hatip Lisesinden mezun oldu. 2013 yılında Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesinden Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliğinden mezun oldu. 2014 yılında Ankara Özel Pınar Koleji Lisesinde bir yıl boyunca Din Kültürü Öğretmeni olarak çalıştı. Şuan KPSS’ye hazırlanmakta...

Röportaj: Ceylan Demirkol / Nisanur Dergisi - Nisan 2015 (41. Sayı)
 
24-04-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.