Kadın Beyni

Emine Yılmaz
Mahkeme salonunda hızla çıkarken gözyaşları koridorun zemininde haline şahadet etmek için sanki gerisinde kalıp onu izliyordu. Adliyenin kapısını geride bıraktığında gözü oturacak bir yer aramıştı. Sırtını dayayacağı bir eşi artık yoktu çünkü...
Mahkeme salonunda hızla çıkarken gözyaşları koridorun zemininde haline şahadet etmek için sanki gerisinde kalıp onu izliyordu. Adliyenin kapısını geride bıraktığında gözü oturacak bir yer aramıştı. Sırtını dayayacağı bir eşi artık yoktu çünkü. Ondan olsa gerek oturup artık sırtını sandalyeye veya bir ağaca dayayıp gününü toplamalıydı. Zira bedenini bir ağacın gölgesine salıverince hâkimin sesi hala kulaklarında çınlıyordu. “Şiddetli geçimsizlik sonucu çiftin boşanmasına karar şeklinde bırakı verilmiştir”.
 
Bundan daha yirmi yıl öncesine zihni kaydı. “Ama haksızlık” dedi kendi kendine. “Ben geçimsiz bir kadın değilim ki… Yirmi yıl boyunca dört çocuk ile ona yapmadığım fedakârlık kalmadı. Bir gün beni taktir etmedi, derdimi dinlemedi. Eşi değil de annesi gibi muamele etti. Yine de katlandım. Komşularım ile onun boşluğunu doldurdum. Bunca şeye rağmen beyefendi benden memnun değilmiş. Yok, hep ‘dırdır’ ediyormuşum, onuru ile oynuyormuşum, ona ‘ilgisiz’ diyerek onuru ile oynuyormuşum. Kaynanam bana ‘çocukları terbiye edemiyorsun’ deyince; bende, ‘oğluna bir şey de, televizyonun önünde uyuyacağına çocuklarını terbiye etsin’ dediğim için dayağın alasını annesinin önünde bana atmıştı oysa. Kimin onuru? Benim mi, onun mu acaba…” Diye düşünürken sinir krizi teşhisi ile hastaneye kaldırılmıştı.
 
Neydi peki bu şiddetli geçimsizlik? Neden paramparçaydı bu insanlar ve çok mu zordu birbirini anlamak ve mutlu etmek…
 
Ben olaya farklı bir penceren bakacağım. Size, bunu, şunu yapın diye tavsiyede bulunmayacağım. Kendinizi ve eşinizi daha doğrusu insanı tanımaya çalışalım derim. Diyeceğim ilk şey önce kadının ve erkeğin farklı olduklarını, aynı düşünmek zorunda değil de uzlaşmak zorunda olduklarını bilmeleridir.
 
Bebek anne rahminde ilk yerleşmeye başladığı zaman ilkin beyin sinir hücreleri oluşmaya başlar. Kadın ile erkek sinir hücre sayısı aynıdır. Yani küçüklük büyüklük oranı sadece gramaj iledir. Buradaki oranda zekâ ve akıllan hiç bir ilgisi olmayıp tamamı ile erkeklerin daha iri yapılı, kadınların ise kas oranı olarak daha az kapasiteye sahip olmalarındandır. Bu erkeklerin üstünlüğü değildir. Sadece beyinde kullandığımız alanlar farklıdır. Ayrıca insanların beyninin sadece yüzde onunu kullandığına ilişkin yanlış bir kanı vardır. Aksine beynimizin tamamını kullanabildiğimizi bugün bilim ispatlamıştır.
 
Beynimiz sağ ve sol lob olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bunu bir tarlayı ikiye bölen otoban gibi düşünebilirsiniz. İşte bu karşıdan karşıya geçen düşünceler vardır, bağlantı kurmaya yarar. Kadınlar sol lobu daha etkin kullanırken, erkekler sağ lobu daha etkin kullanmaktadır. Beynin sol lobunda 200 milyon daha fazla nöron bulunmaktadır. Yani kadınlar doğduğu andan itibaren erkeklere göre 1-0 öndeler demektir. Kadınlar sol lobu etkin kullandığına göre demek ki bu üstünlüğün var bir hikmet. Kadınlarda beyinde bulunan gri maddenin erkeklere göre daha çok olduğu bilimce ortaya konmuştur. Gri maddenin çokluğu dil yeteneklerinin iyi gelişmiş olduğunu gösteriyor. Erkeklerde ise ak madde denilen sıvı daha fazladır. Bundan dolayı kadınlar bağlantı kurma, empati yeteneği ve duygusal zeka olarak erkeklerden daha iyidir. Bir kadın günde 20 bin kelime ile ancak idare ederken, (oda idare yani) erkeklere 7 bin kelime yetiyor.
 
Kadınlar bir anda birçok iş yapabilmekte… Mesela çocuğuna ödev yaptırırken, diğer taraftan bulaşık yıkar, bir taraftan da içerde televizyon seyreden eşine laf yetiştirebilir. Ama birde erkeklere bakın. Onları 20 yıl bir mağaraya koy, birde bir uğraşları olsun yaşayabilirler…
 
Erkekler genelde sağ lobu iyi kullandıklarından harita yön bilgisi ve motor beceri alanlarında daha iyi oldukları tespit edilmiştir. Yani dış etkenlere karşı daha duyarlılar. İşte bizdeki bu farklılıklar erkek ve kadın olarak sadece fiziki değil, biyolojik olarak da farklılığımızı sergileyerek, hayatta cinsiyetimize uygun nasıl bir rol üstlenmemiz gerektiğini bize açık bir şekilde ortaya koyuyor.
 
Allah (CC) dileseydi aynı yaratmaz mıydı beyinlerimizi de. Ama yaratmadı… Çünkü herkesin bir rolü vardı ve onu icra etmeliydi.
 
Hikâyemize dönecek olursak, ‘bu bilgileri nereye sığdıralım?’ diyeceksiniz… Hikâyemizdeki kadın eşinin ilgisizliğinden yakınıyor. Acaba öyle miydi?
 
Erkek televizyon izlerken; “hayatım yarın çocuğun toplantısı var” derseniz muhtemelen eşiniz yarın toplantıyı unutmuş olarak eve gelecektir. Oysa işi bittikten sonra muhabbet edilip söylense seve seve yapacaktır. Dedik ya erkekler bağlantılarda kadınlar gibi değildirler. O an yaptıkları iş ne ise ondadır akılları. Kadınlar gibi birkaç şeye odaklanamazlar. Belki de örneğimizdeki bayan eşiyle ne zaman iletişime gireceğini kestirememiştir. Konuşma ihtiyacını komşularla yaparak gidermiş, bundan dolayı da itham altında kalmıştır. Sadece eşinin ihtiyaçlarını gideren bir anne gibi hissetmişti kendini. Fakat kadın erkeğin, erkek kadının bu özelliklerini bilip yaratılışına göre davransaydı iş başka boyutlarda olabilirdi.
 
Oysa Allah bu üstün konuşma, empati ve bağlantı kurma becerisini kadına; yuvasını ayakta tutması, çocukları ile konuşarak onları eğitmesi ve yeri geldiğinde muhabbeti ile eşinin sıkıntısını gidermesi için vermişti. İlginç bir bilgidir ama hamilelikte kadının beyni bir miktar küçülüyormuş. Sırf dinlensin diye. Sonrada hormonları doğumdan sonra normalleşiyor. Emme ile östrojen hormonu kadını daha şefkatli kılıyor. Çünkü o bebek konuşmayı anneden öğrenecek. İşte kadınlıların aslında konuşma becerilerinin yüksek olmasının sırrı bu. “Dır dır” değil bunun maksadı. Zamanında yapılmayan konuşma ve uyarılar konuşmaları dır dır kalıbına sokmaktadır. Latif-i nezih yaratılmıştı kadın. Yaratılış gayesinden uzaklaştırılan kadın bugün ailesine harcayacağı bu eforu dedikodu ve iş ortamlarında tüketmektedir veya karı koca birbirlerinden medyada gösterildiği gibi hayali evlilik beklentilerine girmektedirler. Saatlerce arkadaşını dinleyen kadın evin içinde bunalımda olan çocuğundan habersiz olabilmektedir.
 
Erkeğe ne demeli…
 
Allah’ın,  ailesini ve dinini korumak için verdiği güç ve enerjiyi eşine şiddet uygulayarak giderdiği acı bir gerçek. Annesinin yanında eşini aşağılayarak onurunu kurtaracağını zanneden bir zavallı… Biriken öfke, mutsuzluk ve sonra yıkılan aileler... Sonrada kadının kulağında çınlayan şiddetli geçimsizlik sesi…
 
İşte mesele kimin daha güçlü ve daha zeki olmasında değil kendine verilen yetenekleri ve rolü ne kadar doğru yerde kullanmasına bağlıdır Allah’ın vereceği başarı ve mükâfat.
 
Nahl Suresi 97. ayette şöyle buyruluyor Rabbimiz; “Erkek olsun, kadın olsun, bir mü`min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.”
 
Allah’a emanet olun.
 
Emine Yılmaz | Nisanur Dergisi | Nisan 2017 | 65. Sayı
 
19-04-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.