Kadın ve Erkek Birbirinin Rakibi Değildir

Rana Çeçen
Yaradan kullarına farklı beceri ve duygular vermiştir. Her bir kulun tasarruf alanı farklıdır. Ne kadın erkekten aşağıdır ne de erkek kadından üstündür. İslam’ın temel düşüncesi budur. Ancak yaratılıştan gelen farklılıkları, görev ve sorumlulukları da göz ardı etmemek gerekir. Cihat, Cuma namazı vb. gibi bazı ibadetler dışında iman ve amel konusunda hiçbir fark yoktur cinsler arasında.
Bismillahirrahmanirrahim.

“Resulallah, kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lânet etti.” Buhari’de geçen İbn-i Abbas’ın bu rivayetini duymayan yoktur. Ancak başka bir rivayette “Resulullah (SAV), kadın gibi giyinen erkeğe, erkek gibi giyinen kadına lânet etti.” (Ebu Davud, Ahmet İbn-i Hanbel) Şeklindeki ifadesinden dolayı, hep giyim kuşam bazında değerlendirildi bu. Giyim kuşam toplumdan topluma yöreden yöreye farklılık arz edebilir. Sorun sadece, kadınların erkek kıyafeti giymeleri, erkeklerin kadın kıyafeti giymeleri değildir. Asıl üzerinde durulması gereken, kadın kıyafetiyle de olsa erkek gibi düşünmeye çalışan, erkek gibi davranmaya çalışan kadın ya da bunun tersi durumlardır.

Ancak 21. yüzyılın çağdaş(!) insanının beynine enjekte edilen düşüncelerle kadın ve erkeğin birbirinden farklı olan fıtri özellikleri hiçe sayılmıştır. Özellikle “özgürlük” ve “eşitlik” olarak telakki edilen kadının erkeğe başkaldırması, “kendi kendine de yetebilir” düşüncesi; erkeği mutsuzluğa ittiği gibi kadını da aradığı huzur ve mutluluktan çok daha uzaklara götürmektedir.

Yaradan kullarına farklı beceri ve duygular vermiştir. Her bir kulun tasarruf alanı farklıdır. Ne kadın erkekten aşağıdır ne de erkek kadından üstündür. İslam’ın temel düşüncesi budur. Ancak yaratılıştan gelen farklılıkları, görev ve sorumlulukları da göz ardı etmemek gerekir. Cihat, Cuma namazı vb. gibi bazı ibadetler dışında iman ve amel konusunda hiçbir fark yoktur cinsler arasında. Ne yazık ki neredeyse tüm dünyayı etkisi altına alan ve özellikle kadınları asli vazifelerinden koparıp erkeklerle aynı kulvarlarda koşmaya iten düşünceler, Müslüman toplumları da etkisi altına almaktadır. Oysaki her zaman ifade ettiğimiz gibi Müslüman, her düşünce ve eyleme İslam süzgecinden geçirerek yaklaşmalıdır.

Aslında bu düşünce kadını daha çok ezmekte ve yükünü ikiye katlamaktadır. Çünkü “erkekler gibi olacağım” diyerek ekonomik bağımsızlığını kazanmaya çalışan kadın, dışarıda yaptığı işe ek olarak evdeki asıl vazifeleri ile de yorulmaktadır. Yorulmak istemeyen kadın da kocasına, kendisinin de onun gibi dışarıda çalıştığını dolayısıyla evde de eşit çalışmaları gerektiğini söyleyerek ailede huzursuzluk ve kavgaya sebebiyet verir. Nitekim maaş kartlarını kocalarından sakladıkları için kavganın eksik olmadığı günler geçiren, aileler hiç de az değildir. Aslında İslam’ı mihenk taşı olarak alırsa insan, ne kadın kendisini eksik hissettiği için erkeğin alanına girip kendisini boş yüklerin altına sokacak ne de erkek, erkek psikolojisi yaşayan kadınla yaşamanın huzursuzluğunu yaşayacak…

Resulullah (AS)’ın ve ashabı kiramın pak hayatları göz önündedir. Yeri geldiğinde savaştaki bazı vazifeler için kadınları savaş meydanına götürdükleri gibi, Resulullah’ın eşlerinin de içinde bulunduğu bazı sahabe kadınları kendi çalışmalarının ürünü olan kazançlarını fakir-fukaranın ihtiyaçları için kullanmışlardır. Yine başta Allah Resulü olmak üzere ashab da evde, kendilerinin yapabileceği işleri yapmaktan imtina etmemişlerdir.

Biz kadınlar erkeklerin Hz. Peygamber (SAV) gibi sevgi dolu, adaletli, sadakatli olmalarını bekleriz de özverili, her şart ve ortamda eşini yalnız bırakmayan, ona destek olan Hz. Hatice (R. Anha)’yi unuturuz nedense. Erkekler de eşlerinden Hz. Hatice’nin destek ve sadakatini, Hz. Aişe (R. Anha)’nin ilmini talep ederler de Resulullah’ın nasıl bir eş olduğunu unuturlar genelde.

Kadınlar, Resulullah’ın; “Sizin en hayırlılarınız; kadınlara karşı en iyi davrananlarınızdır” hadisini yüksek sesle söylerken, kocalara itaati emreden hadisi şerifleri duymazlıktan gelirler çoğunlukla. Yaratılışları aynı anda olmasa da, dünya sahnesine aynı anda gönderilen kadın ve erkekten her biri kendi sınırlarını bildiği oranda huzura ve mutluluğa kavuşur. Tevbe Suresi 71. ayeti kerimenin de ifadesiyle: “Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velileri, yardımcılarıdır. Onlar iyilikleri teşvik edip kötülükleri menederler. Namazı hakkıyla yerine getirir, zekâtı verir, Allah’a ve Resulüne itaat ederler.” Yoksa medeni(!) kadın ve erkekler gibi birbirinin rakibi değillerdir. Aksi halde erkek, kadını sadece ihtiyaçlarını karşılayan bir varlık olarak görür. Kadın da toplumda kabul görmenin, iyi bir kariyer sahibi olmaktan geçtiğini düşünür. ‘Güçlü kadın kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üzerinde dik durabilen kadındır’ düşüncesi hâkim olur. Hatta iş öyle bir çığırından çıkar ki kadın; “ben kimsenin namusu değilim” ifadesinin ne mana ifade ettiğini düşünemeden dillendirir hale gelir –nitekim geldi de-.

Bu bağlamda aile hayatlarının cehennem hayatından farksızlaşmasının, boşanma oranlarının hızla artmasının temel nedeni; eşliğini, anneliğini unutarak “illa da özgürleşeceğim(!) erkeklerle aynı olacağım” diyen kadınların sayısının artması ve erkeklerin dışarıda iken bu kadınlara karşı bir ilgi duyması ancak, aile hayatlarında bu tür kadınlarla yaşamak istememeleri değil midir?

Oysaki İslam’da evlilikle ilgili bir araştırma yapmak isteyen birçok kişi sanırım Resulallah (AS)’ın kızı Fatıma (R. Anha)’ya yaptığı nasihatleri okumuştur:

“Kızım, evimizden çıkıp başka bir eve, ülfet etmediğin bir kimseye gidiyorsun. Sen kocana yer ol ki, o sana gök olsun! Sen ona hizmetçi ol ki, o sana köle olsun! Kocana yumuşak davran! Öfkeli hâllerinde sessizce yanından kayboluver. Öfkesi geçinceye kadar ona görünme! Ağzını ve kulağını muhafaza et! Kocan sana fena söylerse, söylediklerini duyma ve sakın mukabelede bulunma! Ona karşı gelme! Daima senden güzel söz işitsin, güler yüz görsün. Bu suretle sana iyi nazarla baksın.”

Mutlu bir yuvanın anahtar cümleleridir aslında bunlar. Kimileri -densizlik edip- bu düşüncelerin binlerce yıl öncesinden kalmış olduğunu, günümüz şartlarında bunun kadını köleleştirmek olduğunu söylese de, kişi gerçekten hem bu dünya hayatında hem de ebedi hayatında huzura kavuşmak istiyorsa bir kez daha düşünmelidir.

Kadın anadır, hayatın yükünü beraber sırtlayacak yol arkadaşı/eştir, evlattır, kardeştir! Hep korunmak ister… Erkek babadır, hayatın yükünü beraber sırtlayacak yol arkadaşı/eştir, evlattır, kardeştir! Hep korumak ister… Bu, dünyanın dengesidir. Dengelerin bozulması karmaşa ve kargaşaya sebebiyet verir. Huzursuzluk getirir. Herkes sınırını bilmeli ki dünya yaşanılacak bir yer olsun.

Rabbim bizleri Kur’an aklıyla hayatı yorumlayan, kocasına rakip değil ‘eş’ olduğunun/olması gerektiğinin idrakine varan; modernizmin kıskacından kurtulup hayata imanî pencerelerden bakan, itaati kendisini köle itirazıysa asi kılmayanlar kadınlardan eylesin. (Âmin)

Rana Çeçen / Nisanur Dergisi - Mayıs 2015 (42. Sayı)
 


 
26-05-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.