Kadın/Erkek Denklemi

Aynur Sülün
Rabbimiz kâinatın işleyişinin devam etmesi için mahlûkatı çiftler halinde yaratmış; çiftlere birbirlerine temayül gösterme tohumları ekmiştir. Ancak bu karşı cinse duyulan meyil sayesinde neslin devamı sağlanır. Fakat Allah’ın halifesi konumunda olan insan çiftlerinin birbirlerine karşı olan meyilleri, diğer mahlûkata oranla çok daha fazladır.


Rabbimiz kâinatın işleyişinin devam etmesi için mahlûkatı çiftler halinde yaratmış; çiftlere birbirlerine temayül gösterme tohumları ekmiştir. Ancak bu karşı cinse duyulan meyil sayesinde neslin devamı sağlanır. Fakat Allah’ın halifesi konumunda olan insan çiftlerinin birbirlerine karşı olan meyilleri, diğer mahlûkata oranla çok daha fazladır.

Hayvanın karşı cinsine temayülü mevsimlik ve muayyen zamanlardadır. Zamanı geldiğinde bir cazibe oluşur, neslin devamı için gereken şey sağlandığında ise iki cinsin birbirleriyle herhangi bir bağı kalmaz. İnsanın ise karşı cinsine olan meyli, etki altına girmesi ve etkilemesi gibi duyguları her zaman vardır. Fakat yapılan araştırmalara göre bu temayülün sadece yüzde 20’si cinsel temayüldür. Geriye kalan ise sevgi, muhabbet, aşk, şefkat gibi yüce insani değerlerdir.

Tabi bu insani değerleri kabul etmeyen bazı düşük tabiatlı kesimler, kadın ve erkeğin arasındaki bağı yalnızca cinsel bağa indirgemeye çalışırlar. Onlara göre insan nikâhsız bir şekilde istediği zaman ve isteği kişiyle birlikte olmalıdır. Nikâhı gereksiz bir formalite görüp; insanların keçi ve köpekleri taklit etmelisi gerektiğine inanırlar. Hâlbuki bu durum insan fıtratına aykırıdır. İnsanı, hayvani bir seviyeye indirgemek; insanlığın şeref ve haysiyetini düşürmeye çalışma ve insanın kökünü kurutmayı isteme davasıdır. Çünkü toplumlar ancak aile ile ayakta durur. İnsanlar aile olarak ferdiyetçilikten kurtulur. Huzur, emniyet, sükûn ancak aile içinde sağlanabilir. Eğer nikâh ve aile bağı olmasaydı insanlar tıpkı hayvanlar gibi bir başına yaşar; medeniyetler ve toplumlar inşa edilemezdi.

İlahi Kudret, nikâhla birleşen eşlerin arasına sevgi ve muhabbet bağları örmüştür ki; birbirlerine sımsıkı kenetlensinler, birbirlerine dayanak olsunlar. Gelecek nesilleri, insanlık ocağında pişirip olgulaştırsınlar. Bu uğurda çeşitli fedakârlıklara, sıkıntılara katlanabilsinler. İnsan bilincinin kirletildiği, algılarıyla oynandığı böyle bir zamanda ailedeki bu işleyişin sağlıklı bir şekilde yürüyebilmesi için bilincin tazelenmesi gerekiyor. Çünkü insanoğlu gafildir. Çabuk unutur, çabuk etki altında kalır. Eğer bilinç eksikliği yaşarsa çabuk tuzağa düşer. Onun için;

-Eşlerin birbirlerine ve evlatlarına karşı hak ve sorumluluklarını bilmeleri…

-Eş olarak kendi konumlarını ve birbirlerinin konumlarını iyi kavramaları…

-Birbirlerinin şeref ve haysiyetini başkalarına karşı korumaları gerekiyor.

Aile, ancak bu bilincin gölgesinde nefes almaya devam edecek; nefesini kesmeye çalışanların karşısında güçlü bir şekilde durabilecektir. İnsanı Yaratan Allah, fıtratına bu sorumlulukları yerine getirme kabiliyetlerini insana vermiş ve vicdanına ilham etmiştir. Eğer fıtratından uzaklaşmasa vicdanı ona doğruyu gösterecektir.

“Biz ona hayırlı işleri ilham ettik.” (Enbiya /73)


“İnsana ve onu şekillendirene andolsun ki; biz ona iyiyi ve kötüyü ilham ettik.” (Şems /7-8)

Bir kadının, daha annesinin karnındayken fiziki ve ruhsal yapısı ileride bir anne olacak şekilde gelişir. Organları ona göre şekillenir. Ergenlik bitene kadar tüm vücut ve ruhsal gelişimi bu yönde olur. Aslında bedensel gelişimi, onun dünyadaki rolünün annelik olduğunu kendisine gösterir. İçinde 9 ay boyunca bebeğini büyütecek şekilde bir sistem kurulmuştur. Bebek dünyaya geldiğinde ise 2 sene onu kendi bedeniyle doyuracak bir sistem… Ona verilen tahammül duygusu ise erkeklerde mevcut değildir.

Kadın hamilelik boyunca duygusallaşır, karnındaki çocuğa karşı meyli artar. Çocuk doğduğunda ise süt bezleri çalışır. Damarlarından hücrelerine kadar tüm vücudu o doğan bebeğin beslenmesi, gelişmesi için seferber olur. Annenin ihtiyacından fazla olan gıdalar, süt bezlerine yollanır. Anne, adeta yavrusunun nefes alıp verişini dinler. Uzun süre uyuduğunda ‘yaşıyor mu’ diye yoklar. Dünyanın bütün erkekleri bir araya gelip her türlü çareye başvursalar, aralarından bir anne çıkartamazlar. Bu çaba doğru da olmaz zaten.


Annedeki şefkat bütün uykusuz gecelere tat verir, bebeğin verdiği sıkıntılara sabır, hastalığına tahammül verir. İnsanlığın devamı için yerine geçecek olan evladını, aşama aşama hayata hazırlar ve eğitir. (Tabi fıtratından uzaklaşan kadın birçok annelik hasletini yitirmiştir) Bediüzzaman’ın deyimiyle böyle bir “şefkat madeni” erkeklerde bulunmaz. Onun içindir ki kadın toplumun anasıdır, insanlığın anasıdır. Fakat bu ana, bir “kayyum” un desteği olmadan ayakta duramayacak kadar zayıf bir varlıktır.

Anneliğin getirdiği tüm bu zorluklara tek başına göğüs geremeyecek kadar acizdir. Kayyumunun himayesine, bakımına, desteğine, sevgisine ihtiyacı vardır. Allah Resulü (SAV), onun içindir ki kayyumlara “Kadınlar size birer emanettir. Onlara yaptığınız muamele konusunda Allah’a hesap vereceksiniz” diye buyurmuştur.

“Erkekler kadınlar üzerinde kayyumdurlar (hâkimdirler)...”(Nisa / 34)


Erkek, karısı için Allah tarafından görevli bir memurdur. Evin idaresi ve yönetiminden sorumludur. Onun vazifesi, karısı ve çocuklarının rahatı için yağmur, çamur, soğuk, sıcak demeden, hastalığı dinlemeden çalışmak. Kendi rahatından, huzurundan, keyfinden bu uğurda vazgeçmektir. Kadının vazifesi de evinin içindeki işlerle meşgul olup çocuklarını Allah’ı razı edecek bir kul olarak yetiştirmektir, eşine hizmet ve itaat etmektir.

“Saliha kadınlar itaatkârdırlar. Allah onları koruduğu gibi onlar da eşlerinin yokluğunda (onların şeref ve onurlarını) korurlar…” (Nisa / 34)


İnsani anlamda karı-koca eşit hak ve hukuka sahip olsa da; fıtraten yönetim işini üstlenecek bir özellikte yaratılmış olmasından dolayı, erkek kadından bir adım öndedir.

Kadın, kocasına olan davranışlarını; onun bu konumunu göz önünde bulundurarak ayarlamalıdır. Kocasının saygınlığını korumalıdır. Kadın kocasına saygı duymaz, onun onurunu rencide ederse; sertliğine çarpar, başı döner, yıpranan, kırılan, incinen yine kendisi olur. Eğer kocasının yapısını kavrar, onun hassasiyetlerini göz önünde bulundurursa kendisi kazanır. Aksi taktirde hiddetini üzerine çeker.
Erkek de kadının “kaburga kemiği” kadar hassas olduğunu unutmamalıdır. Kaburga kemiğini düzleştirmek nasıl mümkün değilse kadını düzeltmenin de baskıyla, hiddetle olamayacağını unutmamalıdır. Kadın, erkeğe göre duygusaldır. Kendisine yapılanı kolay kolay unutmaz, etkisinden çabuk sıyrılmaz. Erkek kadına karşı bir haksızlık yaptığı zaman gönlünü almadıkça onda açtığı yara kolay kolay kapanmaz. İleride kine dönüşebilir. Bu kin duygusu da zaten zayıflığın işaretidir. Zayıf olan karısının elinden tutmalı; onu hevasının eline terk etmemelidir.

Ve en nihayetinde, eşler arasında sorun çıktığında danışılan merci Kur’an ve Resulullah’ın sünneti olmalıdır.

Aynur Sülün | Nisanurdergisi | Eylül 2017 | 70. Sayı
08-09-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.