Kadının Duygularına İman ile Yön Vermesi

Pedagog Meliha Timur
Her insan sevgi, şefkat, merhamet, korku gibi duygularla birlikte yaratılmıştır. İnsanın sağlıklı ve dengeli bir ruh haline sahip olabilmesi için, bu duygularını imanı ve aklı ile kontrol altında tutması ve yönlendirmesi gerekmektedir.
Her insan sevgi, şefkat, merhamet, korku gibi duygularla birlikte yaratılmıştır. İnsanın sağlıklı ve dengeli bir ruh haline sahip olabilmesi için, bu duygularını imanı ve aklı ile kontrol altında tutması ve yönlendirmesi gerekmektedir. Yani bir Müslüman olarak duygularımızı Allah’ın rızası doğrultusunda yönlendirmekle sorumluyuz. Duygularımıza yön verecek olan imanımız ve Allah’ın bizden kullanmamızı istediği aklımız olmalıdır.

Kur’an-ı Kerim’de sıkça adalete, adaletle hükmetmeye vurgu yapılmıştır. Dolayısıyla Kur’an ahlakıyla ahlaklanmayı şiar edinmiş biz Müslümanlar, olaylara şahsi duygularımızla değil akılcı tepkilerle yaklaşmalıyız. Örneğin haksızlığı yapan akrabamız da olsa adaleti ayakta tutmamız emredilmektedir. Acıma, korkma, utanma gibi şahsi duyguların devreye girmesi durumunda doğru ve adil olanın yani gereğinin yapılmasının önüne geçilmiş olunur ki; bu da Allah muhafaza Allah’ın gazabına sebeptir.

Sevgimiz, öfkemiz, üzüntümüz, kederimiz vs. Allah için olmalı, Allah’ın çizmiş olduğu hudutları aşmamalı. Kadınlar olarak bizim bu hususta daha dikkatli olmamızda fayda var. Nitekim kadınlar, psikolojik ve biyolojik yapısı ve özellikle de duygusallıkları itibariyle erkeklerden daha farklı bir konumdadır. Duygularına daha fazla yoğunluk verir, daha fazla duygusal hareket ederler. Bir annenin çocuğuna olan şefkat ve merhametiyle babanın çocuğuna olan şefkat ve merhameti arasındaki bariz farklılıklar, buna bir örnektir.

Annenin çocuğuna karşı olan şefkat ve merhamet duygusu yine İslami ölçüler dâhilinde olmalı, ileride çocuğun ahlakına zarar verebilecek mahiyette olmamalı! Duygularını Allah’ın rızası doğrultusunda şekillendirmeye ve yaşamaya çalışan Müslüman anne, gerektiğinde çocuğunu Allah için feda etmesini de bilmeli! Evladını Allah’a adayacağına dair söz veren, onun bir kız çocuğu olması hasebiyle yaşayacağı sıkıntıları, göreceği zorlukları tahmin etmesine rağmen yine de Allah’a vermiş olduğu sözden caymayan Hz. Meryem’in annesi misali… Veya iman abidesi, üç çocuğunu Bedir Savaşı’na katılması için teşvik eden, genç yavrularının Allah yolunda şehadetlerine sabreden Afra Hatun misali…

Çocuk eğitiminde sıkça yapılan hatalardan birisi; annelerin, duygularının esiri olup, şefkat ve merhamette ileri gidip Allah’ın sınırlarını çiğneyip çocuklarına karşı aşırı koruyucu bir tutum sergilemeleridir. Bu tutumu sergileyen anne-babalarda çocuğa karşı sevgi aşırıdır ve disiplin yok denecek kadar azdır. Ebeveynler çocuğun her istediğini anında yaparlar ve çocuğa karşı aşırı koruyucu, kollayıcı tutum gösterirler. Çocuğa karşı denetim/sınırlama yoktur ve otorite sağlayamazlar.

Namaz vaktinde “üşümesin” diye yatağından kaldırılmaya kıyılamayan, acıkacak, halsiz düşecek diye oruç tutmasına engel olunan, “daha erkendir, daha küçüktür bir şey olmaz” diye farzları erteletilen bir evlat, görünürde ana yüreğinin himayesinde gerçekte ise şeytanın kucağında-mahafazallah-!

Evlilik hayatında da kadın, kocasına karşı duygularını Allah’ın sınırları çerçevesinde şekillendirmeli, batıl zihniyetin duygusallık anlayışının kurbanı olmamaya özen göstermelidir. Kadın, kocasına duyduğu sevgi ve muhabbeti dile getirerek; hem Allah’ın hem de kocasının rızasını kazanabilir. Bunu karşılıklı yapmaları kendileri için daha da hayırlı olacaktır.

Sevgilerini ifade ederken, birinin: “Allah için seni çok seviyorum”, diğerinin ise: “Uğrunda sevdiğin Allah da seni sevsin!” veya birinin: “Kördüğüm ne âlemde”, diğerinin ise: “İlk günkü gibi” demesi, kalpleri birbirine ısındıracak, maneviyatı yükseltecek, merhamet ve şefkat duygularını kabartacaktır. Ayrıca eşler bir sünneti ihya etmiş olmanın da mutluluğunu yaşayacaklardır.

Kadın, erkeğe nazaran daha ağır basan duygusal gücünü kocasının sıkıntılarını hafifletmekte de kullanabilir. Ona güzel bir şekilde hitap ederek, güzel söz ve güler yüzle onu sakinleştirebilir. Bir sıkıntı karşısında “neden?”, “niçin?” gibi sorularla sıkıntıya sıkıntı katmak yerine hayırlı dualarda bulunabilir. Nitekim darda, sıkıntıda olan koca, başını omzuna dayayacak bir destek ister.

Burada kıskançlık duygusuna da değinmek istiyorum. Çoğu kadınlar kocasının kendilerini kıskanmalarını isterler. Kıskanılmak hoşlarına gider. Fakat kocasının kendisini kıskanmadığını gördüklerinde şeytan akıllarına bin bir çeşit vesveseler, kuruntular sokar. Şu bilinmelidir ki; eşler birbirlerini Allah için sevmeli ve birbirlerini Allah için kıskanmalıdır. Allah için kıskanma ise eşlerin birbirlerini haramlardan uzak tutma çabasıdır, eşini haram olandan kıskanmadır.

Örneğin koca İslam’ın kurallarına aykırı düşecek ortamlarda veya şartlarda çalışıyorsa, kendisine namahrem olan kişilerle yakınlaşıyor, tokalaşıyorsa vs… Bunun dışında bir kıskançlık dinimizce kabul görülmemektedir.

Bir başka husus, kadının kendine has özel hallerinde yaşadığı psikolojik bunalımlar, alınganlıklar, aşırı hassasiyetliklerdir… Allah-u Teâla kadınların özel hallerini Kur’an-ı Kerim’de bir “eza” olarak nitelendirmektedir. Dolayısıyla kadının bu özel hallerde duygusallığını hayra dönüştürmesinin yolu, Allah’ın takdirine rıza göstermek ve sabırla, kimseyi kırmadan, kırıp dökmeden bu halin üzerinden kalkmasını beklemesidir.

Evet, bunlar ve buna benzer duygular ancak iman ile teslimiyet ile şekillenirse; yaşanılan duygular/duygusallıklar kişinin kalbini mutmain eder. İmandan nasibini almamış duygu ve düşünceler ise kişiyi hüsrana uğratır.

Duygularımızı ve duygusallığımızı imanla, takvayla, hayâyla süslemek duasıyla… 

Pedagog Meliha Timur / Nisanur Dergisi - Eylül 2016 (58. Sayı)
 
26-09-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.