Kadınsı Hallerden Soyutlanan Kadınlar

Esra Gülşahin
“Kadın demek hayat demektir. Ve hayatın en önemli yerinde duruyor. Kadın olmasa renkli eşyalar, desenli perdeler, rengârenk halılar, güzellikler, çeşit çeşit yemekler, tatlılar olmazdı.”
Okuduğum bir kitabın bir bölümünde şöyle ima ediliyordu: 

“Siz kadınlar! Karşınızda hep gülen, çok konuşan, eve gelince işyerinde ne olmuş ne bitmiş anlatan, mutfak işlerinize karışan bir eş ister misiniz? Tüm herkesin cevabı ‘hayır, tabi ki de’ olacaktır muhtemelen. Çünkü kadınsı erkekler hiç hoşlanılmazlar, kadınlar tarafından. “ 


Tam tersi olarak; erkeksi kadınlar da vardır! ‘Ben ne dersem o olur’ tarzında bir duruş… ‘İç işleri de dış işleri de benden sorulur’ tarzında bir hava ve karakter yapısıyla kocasının sakin mizacını bastırıp üste çıkan erkeksi bir kadın profili. Ama tuhaftır bu erkeksi kadın tipi toplumda alkışlanır. ‘Erkek gibi kadın’ diyerek övgüler yağar. Kadınsı erkek hiç kimsenin kabulü olmazken, erkeksi kadının toplumda şaşalı bir yeri vardır. 

Ne yazık ki, bu durumda kadın hamasi duygularını ön planda tutup eşine erkek olacak şekilde ve sesini en üst perdeden duyuracak kadar çirkef bir konuma giriyor aslında. Kadınlığın, zarif, sevecen, çekici, gizemli ve nazenin tarafı gidiyor, kaybediliyor. Denge, uyum dediğimiz şey bu noktada da devreye girmeli. Zarafet, (aşırı) kibarlık bir erkekte hoş durmayacağı gibi kadında şahane durur ve kadınlık duygusuna, mizacına, hal ve kal diline yakışacak kadar bir uyum içine girer. 

Hâlbuki günümüzde dillere, kıyafete, davranışlara yansıyan daha çok kadın estetiğini bozan hallerdir. Toplumda kadına ait, kadının alanına girecek birçok şey kadından soyutlanarak onu kendisinden uzaklaştırmış oluyor. Bakış, duruş, dillerdeki incelik, sözlerdeki kibarlık estetiğini kaybeden yerini kaba, sert, küfrü dahi diline yakıştırıp incelikten uzak bir tavır sergileniyor. Ve inanın, ne o kadın kendisini böyle sevecektir, ne de muhatabına sevdirecektir. 

Yine duyduğum bir hadisede şu ima ediliyordu: 

“Kadın demek hayat demektir. Ve hayatın en önemli yerinde duruyor. Kadın olmasa renkli eşyalar, desenli perdeler, rengârenk halılar, güzellikler, çeşit çeşit yemekler, tatlılar olmazdı.” 

Hakikaten kadını kadınlığından soyutlamazsak güzellik, incelik adına daha çok şey çıkacaktır. Evin dizaynı, renk uyumu, kıyafet uyumu, özenle işlenmiş nakışlar, el emeği danteller… Hep ince ve zarif bir ustanın eserleri… Temizlikte, incelikte, güzellikte hep kadını görürüz. Çünkü fıtratında var olan gerçek, kendisini böyle hissettiriyor. 

Hakikaten kadınsız bir toplum; tek düze, güzellikten, seçenekten, çeşitlilikten uzak bir toplum olurdu. Kadın hayat, renk, incelik estetiğini insan ve toplum üzerinde gösterip hayatı daha çok yaşanılır kılıyor. 

Kadının dil estetiğine küfür yakışır mı mesela? Kadının ayrıntı, hassasiyet ve incelik estetiğine kirli, pasaklı olmak yakışır mı? Ya da kadının nezaket estetiğine, kaba, sert mizaç yakışır mı? 

Kimse yakıştıramamıştır, eminim. Çünkü kadın; incelik, adaplar noktasında hassas, zarif ve zarafetin, sevecenlik ile çekiciliğin ona yakıştığı bir varlıktır. Buna ters hareket etmek, her ne kadar bazı kişilerce pohpohlansa da hiç kimse tarafından hoş görülmeyecek kadar lüzumsuz şeylerdir. 

Onun için her kadın, en başta insan sonrasında kadın olması hasebiyle erkeklere dahi yakıştırmadığı eylemler de bulunmaması gerekir. Kendisinin ve evinin temizliği noktasında ve dilindeki kaba ile argo sözlerden ziyade daha çok kibar ve diline uygun düşecek kelam zarifliğine dikkat etmelidir. Yine göz karmaşası ve dağınıklıktan kurtulup evinin dizaynına, yemekleri ve ikramlarındaki güzelliğe ve davranış estetiğine özen göstermelidir. 

Kadınlar arası oturumlarda ve mizahın alıp başını gittiği ortamlarda lakayt ve kadınlık estetiğine yakışmayan durumlar hâsıl olabiliyor. Şaka bahanesiyle gittikçe kabalaşan, hitaplarında erkeksi bir dil kullanan, davranışlarıyla erkeksi hale bürünen durumlar oluyor. Mizahın dahi kadınlarca bir ölçüsünün olduğu, olması gerektiği unutulmamalıdır. İncelik ve zarifliğine ters düşecek her davranıştan nihayetinde kaçınmak daha doğru olacaktır. 

Kadının eşiyle muhabbetinde mizah boyutunun en üst seviyesine de gelinmiş olsa kadın yine kendi kadınlığını unutmamalı. Genç kız, arkadaş ortamında mizahın en koyusunu yapmış da olsalar hem mizahın boyutu hem de davranış noktasında bir ölçüsünün olması gerektiğini umursamalıdır. 

Erkekleşen kadınlardan ziyade; davranışlardaki ince adap, karakterdeki yumuşaklık, görsellikteki zengin çeşitlilik, incelikteki zarifliğin var olduğu bir kadın duruşuyla toplum sahnesine çıkmalıyız. Zarafetin, güzelliğin kaybolmaması için kadın bu ince estetiklerini fıtrat, mizaç ve zevkine uygun şekilde göstermeli ve uygulamalıdır. 

Esra Gülşahin | Nisanur Dergisi | Ocak 2018 - 74. Sayı 
 
11-01-2018 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.