Kar, En Çok Kan Akmış Yerlere Akar

Amine Baran
Bilir misiniz? Bazı aylar hem sıcak hem de soğuk olur! Kar gibi, kış gibi, kıyamet gibi… Sonra Ocak gibi, Şubat gibi… Isınmaz, ısıtamazsınız... Yanan ufak bir petek şöyle dursun, gürül gürül yanan kor dolu sobalar ısıtmaz o ayı... İnadına ısınmaz sanki.
Bilir misiniz? Bazı aylar hem sıcak hem de soğuk olur! Kar gibi, kış gibi, kıyamet gibi… Sonra Ocak gibi, Şubat gibi… Isınmaz, ısıtamazsınız... Yanan ufak bir petek şöyle dursun, gürül gürül yanan kor dolu sobalar ısıtmaz o ayı... İnadına ısınmaz sanki.

Sonra bir de acayiptir ki soğumaz da bazı zamanlar; ateş gibi, kor gibi, yaz gibi... Kızgındır hep Şubatlar bize! Çatıktır kaşları… Gülmezler, gülemezler...

Sonra bir de güldürmezler de... Belli ki insanlar çok yakmışlar Şubat’ın canını. Çok kırmışlar. Belli ki tarifi imkânsız acılar bırakmışlar ona. Bundandır gülmeyişleri… Na tebessüm bakışları… 

Bazen deli deli düşünceler geliyor zihnime. Düşünüveriyorum. Belki de bundandır bu kadar soğuk oluşları, ne dersiniz?

Suskun… Nazenin... Öfkeli… Masum... Birçok duygunun toplandığı aydır Şubat. Ne kelimeler anlatır, ne cümleler anlatmaya yeterli gelir. Sorgulayamazsınız. Sözleri ağırdır onun, kalbe dokunur. Yakar kavurur da dayanamazsınız. Cevap alamayışınıza yanmaya başlamak var bir de. Sonra susmak. Konuşmamak, konuşamamak. Yutkunamamak…

İçinizde sızladığını hissettiğiniz bir de sol yanınız. Konuşmaz Şubat! Az konuşur, öz konuşur, konuşunca can yakar… Sonra niye aylar soğuk, niye aylar suskun, niye her kez mahzun soruları dolaşır boşlukta da cevap veren olmaz. Olamaz... Konuşsa çok şey anlatacak aslında. Çok konuşacak. Diyeceği çok şey olacak da biz dayanamayıp "tamam susun artık" diyeceğiz.

Ama susuyor! "Açmayın suskun ağzımı ne olur" dercesine bakıyor bize. Bana sormayın kara sorun, kara bakın, dercesine komutlandırıyor ama.

Bakın kara; bembeyazdır o! Lekesiz, apaydınlık bir örtü, tarifi imkânsız güzellikte bir gelinlik… Kimine göre romantik, kimine göre acıdır...

Kara bakın! Üzerine tane tane dökülmüş kırmızı kırmızı lekeler var görüyor musunuz? Hani o mükemmel uyum! Vazgeçilmez renklerin ahengi... Dans ediyorlar… Tanıdınız mı, diye soruyor Şubat.

Kar, en çok kan akmış yerlere akar! En çok soğukla sıcağın birleştiği yerlere akar. Van gibi… Diyarbakır gibi... Batman gibi... Sükût bürünür yüreklere… Sonra ansızın iki damla gözyaşı belirir gözlerinin sağ yanına, hemen baş ucana. Islatır yastığını. Süzülür yanağından. Kırılgan bir çığlık olur da gelir oturur tam sol yanına. Ses edemezsin…

Soğuk, sıcak, kar, kan, Ocak, Şubat… Acı, gözyaşı, fırtına... Kelimeler gömülü verir içinin ortasına, sözü sükûta bırakırsın. Beyin fırtınası yaşar, aklından hiç çıkmayanların, aklına gelişlerini müşahede eder, fikrine düşüşlerine yanarsın. Sonra başlarsın teker teker kelimeleri sarf etmeye. Selam olsun o güzel kanını karla buluşturanlara, diye...

Selam olsun sıcak ile soğuğu aynı aya sığdıranlara! Selam olsun…

Selam olsun ömrünü İslam’a adamış, mücadele vermiş; eş ile yaşamak, çocukla oynamak nasıl bir duygudur bilmeden, tatmadan son ana kadar davasından taviz vermemiş, arkasından nice cengâverler bırakmış, eş bırakmış, yetim bırakmış Van`ın nazenin gülü Sabahattin’e…

Selam olsun gencecik fidan iken Kur`an uğruna gittiği yollarda, kar üzerine damlayan kanı sebebiyle rabbine yürüyen Nurettin’e…

Selam olsun şehid Murad`a, şehid Nuri`ye, şehid Zahir`e…

Selam olsun soğuğu sıcak edenlere! Selam olsun...

Ne acı bir uyummuş bu? Bu nasıl bir renk uyumu? Şubatlar haklıymış soğuk olmakta. Hem soğuk hem de sıcak oluşu ne de manidar! Yürek yanıyor, can yanıyor... Her hatırlayışta anne ağlıyor, eş ağlıyor, çocuklar ağlıyor… Anlam kazanıyor Şubatlar! Binlerce Fatihalar, Yasinler eşlik ediyor masum eş ve çocukların gözyaşlarına...

Sonra binlerce ‘âmin’ karşılık veriyor onlara! Eli kalem tutan, naçizane başlıyor; saatten bihaber acı acı yazmaya... Diyeceğim o ki azizim, unutulmuyor! Sen unutsan Şubat unutmuyor, unutturmuyor... Tarihin kirli raflarına hapsedilmeye çalışılan hakikatler kendi kendini ele veriyor. Unutturmaya çalışıyorlar.

Kış unutmuyor, kar unutmuyor, kan unutmuyor, Van unutmuyor! Çocukların gözlerindeki o masum ifade unutturmuyor… Babasız çaresizlikleri unutturmuyor. Diyorum ya azizim unutulmuyor! Tarihin çocukları; bu günün rahat çocukları, gençleri, bu güne gelmeleri için kendini feda etmişleri unutmuyor. Unutmayacak, unutmamalı… Hak davaya su olmalı, güneş olmalı, hava olmalı… Mücadeleye mücadele katmalı… Şuura şuur. İmana iman katmalı.

Onların gidişleri amaçsız, gayesiz değildi; iyice anlaşılmalı! Yarınlar yorgun olanların değil rahatından vazgeçenlerin olacaktır, unutulmamalı…

Sonra gözyaşları eşliğinde ufak bir buse beliriyor insanın çehresinde! Karma karışık duygular… Yan yana olması imkânsız duygular… Sıcak soğuk gibi, karla kor gibi… Dedim ya işte tıpkı Şubat gibi...

Ve sonra tebessüm ediyorsun. Uyumu bulmuşların yolunda olduğun için... Ölüme gülerek gidenlerin safında olduğun için... İçten içe yansan da, gözlerin hiç durmadan sulasa da yüreğini; acıyı sevince dönüştürmeyi başardığın için tebessüm ediyorsun… Acıda huzuru bulabildiğin için...

Tane tane dökülüyor dudaklarından, Şubat’ta Fatihalar, Yasinler, âminler, şükürler… Sonra bir seher vaktinde, güneş ‘merhaba’ derken yeryüzüne, sen sana Şubatı veren Rabbine hamd ediyorsun…

Ağlıyorsun, gülüyorsun, kızıyorsun, yutkunuyor içten içe küsüyorsun! Sonra anlıyorsun ki her şey sadece bir kaç dakikalık ufak bir tefekkürde gizli... Dudaklara âminler düşüyor sonra, yüreğe huzur, dileyse sükût…

Şubatı yaza çevirenlere bir kere daha selam olsun...

Amine Baran / Nisanur Dergisi - Şubat 2016 (51. Sayı)
 


 
24-02-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.