Karlı Bir Ticaret!

Zehra Yüksek
Bu ticarette zarar olmadığı gibi aldatma da yoktur. Zira satın alınan cennet, bedel ise mal ve can! Acaba o kadar ağır bir şey midir ki birçoğu satmaktan kaçıyorlar?
“Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını karşılığında onlara cennet vermek suretiyle satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; bu, Tevrat’ta İncil’de ve Kur’an’da O’nun üzerine gerçek bir vaaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Öyleyse yaptığınız alış verişe sevinin. Bu, en büyük saadettir.” (Tevbe / 111)

Malanı ve nefsini Cenab-ı Hakk’a satmak, çok kârlı bir ticaret olsa gerek ki tarihte birçok insanın malını ve canını Allah’a satarak bu alış verişten memnun kaldığını ve hala günümüzde de dünyanın basit ve değersiz menfaatlerinden vazgeçerek zaten O’nun olan bu canı ve malı Allah’a adayarak uhrevi değerleri satın almaya gayret eden mü’minler olduğuna şu ayet-i kerime ile şahit oluyoruz:

“Mü’minlerden öyle erler var ki Allah ile yaptıkları ahde sadakat gösterdiler, böylece onlardan kimileri adağını yerine getirdi kimi de beklemektedir.” (Ahzab / 23)

Evet, bu ticarette zarar olmadığı gibi aldatma da yoktur. Zira satın alınan cennet, bedel ise mal ve can... Ancak Allah-u Teâlâ bu ticareti “Elhamdulillah ben de Müslümanım” deyip bunca haksızlıklara ve zulümlere rağmen kendi kabuğuna çekilen ve “Bana değmeyen yılan bin yaşasın” düşüncesiyle suspus olan kimseler ile değil, “La ilahe illallah” deyip bu ümmetin ıslahatı için canla başla çalışan muttakiler ile yapar. Zira “İyi akıbet takva sahipleri içindir” (Araf / 128) diyor Rabbi Zülcelal.

Caferi Sadık (r.a), “Bütün yaratıklar arasında karşılığı bulunmayan o değerli canımı Rabbime satıyorum. İşte onunla cennetler satın alınır. Ben onu başka bir şey karşılığında satarsam şüphesiz ki bu bir aldanıştır. Eğer elde ettiğim bir dünya ile karşılığında canım gidecek olursa hiç şüphesiz canım da boşa gitmiş olur, onun karşılığı da!” diyerek bu anlaşmadan mü’minin hiçbir şey kaybetmeyeceğine ve gün gelip zaten elinde bulunan o çok kıymetli malı da canı da kendiliğinden yok olup gideceğini bir kez daha hatırlatıyor bizlere.

Üstad Bediüzzaman da emanetin hakiki sahibine tevdi edilişiyle o satışta beş derece kâr içinde kâr olduğunu şöyle sıralıyor:

Birinci kâr: Fani mal, bekâ bulur. Çünkü baki olan Allah’a verilen ve O’nun yolunda sarf edilen şu geçici ömür, bakiye inkılap eder, baki meyveler verir. O vakit ömür dakikaları, adeta tohumlar, çekirdekler hükmünde zahiren fena bulur çürür. Fakat âlem-i bekada saadet çiçekleri açar ve filizlenirler.”

İkinci kâr: Cennet gibi bir fiyat veriliyor.”

Üçüncü kâr: Her aza ve hasselerin kıymeti, birden bine çıkar. Mesela akıl bir alettir. Eğer Cenab-ı Hakk’a satmayıp, belki nefis hesabına çalıştırsan öyle sıkıcı ve kötü bir alet olur ki geçmişin acılarını, geleceğin korku ve endişelerini senin bu biçare başına yükleyerek kuvvetsiz bir alet derekesine iner. Eğer Mâlik-i Hakikîsine satılırsa ve O’nun hesabına çalıştırılırsa, akıl öyle gizemli bir anahtar olur ki şu kâinatta olan nihayetsiz Rahmet hazinelerini ve hikmet defterlerini açar. Ve bununla sahibini, saadet-i ebediyeye hazır hale getiren bir mürşid-i Rabbani derecesine çıkar.”

Dördüncü kâr: İnsan zayıftır, belaları çok; fakirdir, ihtiyacı pek ziyade; âcizdir, hayat yükü pek ağır. Eğer Kadir-i Zülcelâl’e dayanıp tevekkül etmez ve itimat edip teslim olmazsa, vicdanı daima azap içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler ve teessüfler onu boğar; ya sarhoş ya da canavar eder.”

Beşinci kâr: Bütün o aza ve aletlerin ibadeti ve tesbihatı ve o yüksek ücretleri en muhtaç olduğun bir zamanda cennet yemişleri suretinde sana verileceğine, Allah’ın lütuf ve ihsanıyla bilenler müşahede ittifak etmişler.”

“İşte bu beş mertebe kârlı ticareti yapmazsan, şu kârlardan mahrum olup beş derece hasâret içinde hasârete düşeceksin.”

Birinci hâsaret: O kadar sevdiğin mal, evlat ve prestij ettiğin nefis, heva ve meftun olduğun gençlik hayatı zayi olup kaybolacak ve senin elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna yükleyecekler.”

İkinci hasâret: Emanete hıyanet cezasını çekeceksin. Çünkü en kıymettar aletlerini en kıymetsiz şeylerde sarf edip nefsine zulmettin.”

Üçüncü hasâret: Bütün kıymettar organlarını hayvanlıktan çok aşağı bir derekeye düşürüp, hikmet-i ilahiyeye iftira ve zulmettin.”

Dördüncü hasâret: Acz ve fakrın ile beraber, o pek ağır hayat yükünü zayıf beline yükleyip zeval ve firak sillesi altında daima vaveyla edeceksin.”

Beşinci hasâret: Hayat-ı ebediye esasatını ve ahiret saadetine lazım olan şeyleri tedarik etmek için verilen akıl, kalp, göz ve dil gibi Rahman’ın güzel hediyeleri cehennem kapılarını sana açacak ve çirkin bir surete çevrilecektir.”

Şimdi satmaya bakacağız. Acaba o kadar ağır bir şey midir ki, birçoğu satmaktan kaçıyorlar? Hayır! Kat’a ve asla! Hiç öyle ağırlığı yoktur. Zira helal dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Ya Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et ve emanetini kabzetme zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin!”

Zehra Ayhan / Nisanur Dergisi / Mart 2013

Yararlanılan Eser:
İman ve Küfür Muvazeneleri

 


 
22-03-2013 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.