Kaza ve Kadere İman

Rumeysa Durmaz
Yüce Allah (CC)’ın, ezelden sonsuza kadar olmuş veya olacak şeylerin hepsinin yerini, zamanını, nasıl olacağını, bütün niteliklerini ezeli ilmi ile bilmesidir kader. Her şey bu bilgiyle takdir edilir.
Yüce Allah (CC)’ın, ezelden sonsuza kadar olmuş veya olacak şeylerin hepsinin yerini, zamanını, nasıl olacağını, bütün niteliklerini ezeli ilmi ile bilmesidir kader. Her şey bu bilgiyle takdir edilir. Dolayısıyla kader, Allah (CC)’ın ilim ve irade sıfatıyla alakalıdır. Allah-u Teâlâ, olmuş veya olacak şeyleri ilim sıfatıyla bilmekte; irade sıfatıyla da nasıl ve ne şekilde olması gerektiğini takdir etmektedir.

Kaza ise; Allah-u Teâlâ tarafından bilinen şeylerin, zamanı ve yeri geldiğinde meydana gelmesidir.

Kâinatta her şey kaza ve kadere bağlıdır. Allah (CC)’ın takdir ve iradesi olmadan kâinatta hiçbir şey olmaz. O (CC), olmuş ve olacak her şeyi önceden bir kitapta yazmıştır ve O (CC)’nun bilgisi her şeyi kuşatmıştır.

“Gaybın anahtarları O’nun katındadır. O’ndan başka hiç kimse gaybı bilemez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir. O bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarında bir dane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır.” (En’am / 59)

Kaza ve kadere iman, iman esaslarından bir esastır. Bu hakikat hem Kur’an-ı Kerim hem de hadis-i şeriflerle sabittir. Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurulmaktadır:

“Hiç şüphesiz, biz her şeyi kader ile yarattık.” (Kamer / 49)

“De ki: Allah’ın bizim için yazdıkları dışında bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevla’mızdır. Ve müminler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe / 51)

“Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılı olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır. Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah’ın) verdikleri dolayısıyla sevinip şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Hadid / 22-23)

Dünyada ve kâinatta meydana gelmiş ve henüz meydana gelmemiş olan her şeyin bilgisi Allah (CC)’ın katındadır. Ve kâinatta bulunan her şeyin bir kaderi vardır.

Yüce Allah’ın her şeyi bir kaderle yaratması, yaratılanlara verilen iradenin bir anlam ifade etmediği veya yaratılanlar üzerindeki bir zorlama olarak algılanmamalıdır.

İnsanın iradesi olduğu için seçme hürriyeti vardır. Bu sayede dünyada istediği gibi yaşayabilir. Zaten hayatın pratik gerçeği, herkesin dilediği gibi davrandığı ve Allah (CC)’ın kendileri hakkındaki bilgisinin iradelerini etkilemediği gerçeğini ortaya koymaktadır. Yani Allah (CC) tarafından bilinen fiillerin önceden yazılmış olması, kulların o fiilleri yapmalarına sebep değildir. Bilakis kulların o fiilleri yapacak olmaları, önceden yazılmasına neden olmuştur. Velhasıl insanlar yaptıkları birtakım fiil ve amelleri Allah (CC) bildiği için yapmıyor. Ancak insanın yapacağı her şey Allah (CC) tarafından biliniyor.

Yüce Allah, insanı irade sahibi ve dilediğini seçmekte hür bir varlık olarak yarattığı için insan, irade sonucu seçtiği her şeyden sorumlu tutulacaktır. Kadere iman, insanı tembelliğe sevk eden, kulluğun gereği amelleri yapmaktan alıkoyan veya kişiyi sorumluluktan kurtaran bir olgu değildir. Hiç kimse günahlarını, sorumsuzluklarını, başıboş yaşantısını kadere bağlayıp da “Allah (CC) istediği için ben böyleyim, istemese böyle olmazdım” diyemez.

İnsan özgür iradesiyle hareket edip bir işi yapmaya meyleder ve Yüce Allah da meylettiği şeyin fiilini yaratır. İnsanın bu meyli, Allah (CC)’ın ezeli ilmiyle bilindiği için bu, kaderi olarak yazılmıştır. Bu nedenle insan, kendi kaderinden sorumludur.

İnsanın nerede doğup ne zaman ve nerede öleceği, anne-babasının kim olacağı, kız mı erkek mi olacağı gibi durumlar kişinin iradesine bağlı olmadığı için değişmesi söz konusu değildir. Bu, kader-i mutlaktır.

İnsanın iradesine bağlı olan durumlarda ise Allah (CC)’ın dilemesiyle kaderde değişim olabileceği söylenmiştir. Bu ise kader-i muallaktır. Bu konuda Rabbimiz mealen şöyle buyurmuştur:

“Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır; ana kitap O’nun katındadır.” (Ra’d / 39)

Nitekim Resulallah (SAV)’ın yıkılmaya yüz tutmuş bir mağaranın yanından geçerken yürüyüşünü süratlendirmesi üzerine kendisine, “Allah’ın kazasından mı kaçıyorsun Ya Resulallah” diyenlere: “Allah’ın kazasından kaderine kaçıyorum” (Buhari) buyurması da bu meseleye ışık tutmaktadır.

Kadere iman, insana kâinattaki her şeyin yüce bir hikmete göre cereyan ettiğini gösterir. İman eden kimse, bu hikmet dâhilinde kendisine verilen cüz-i iradenin ve bu iradeyle hayra meyletmesi, hayır işlemesi gerektiğini bilir. Hayrı işledikten sonra neticeyi Allah-u Teâlâ’ya bırakması gerektiğinin de bilincindedir.

O kimse ki, “…İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve ihtimal ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir” (Bakara / 216) ayeti gereği, hayrın ve şerrin Allah (CC)’tan olduğuna da iman etmiştir. Dolayısıyla başına gelen bela ve musibetten dolayı üzülüp kadere veryansın etmez. Başa gelen her şeyin arkasındaki güç ve kuvvetin Allah (CC)’a ait olduğunu bilerek, ‘mutlaka bunda da bir hayır vardır’ diye düşünür.

Aynı şekilde kadere inanan bir mümin, başarı ve iyiliğe ulaştığı zaman kendisini kaybetmez. Başarı ve iyiliğin Allah (CC)’tan geldiğini düşünür; başarı ve iyiliği şükrünü arttırmaya bir vesile olur. Velhasıl üzüntü ve sevinç anlarında mutedil olmayı öğretir kadere iman.

Kadere iman eden, rızkı yaratan ve verenin Allah olduğunu bilir. Bununla beraber sünnetullah gereği çalışıp meşru yoldan helal rızık kazanmakla mükellef olduğunu da bilir. Yüce Allah’ın hikmeti gereği herkesin rızkını farklı ölçülerde tayin ettiğini bilen kul, fazla rızık için helal daireden çıkmaya tevessül etmeyle rızkını arttıramayacağının bilincindedir ve helal dairedeki rızkına hamd ederek Allah (CC)’ın rızasına erişir.

Ve kadere iman eden, ecelin tek olduğunu ve Allah-u Teâlâ’nın kendisine tanıdığı süreden bir an dahi az ya da fazla yaşamayacağını bilir. Dolayısıyla “Madem ölüm tek bir defa gelecek, o da neden Allah için olmasın!” diyerek Yüce Rabbin rızasına uygun bir hayat yaşar ve Allah (CC) yolunda canını vermekten sakınmaz.

“İnandım” deyip dosdoğru olmak duasıyla…

Rumeysa Durmaz / Nisanur Dergisi - Nisan 2015 (41. Sayı)
 


 
19-04-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.