Kırbayı Delen Çocuk Misali

Pedagog Meliha Timur
Mutlak hükümdar olan Allah (CC), hayatın her alanında olduğu gibi aile kurumuna da belirli ölçüler getirmiş anne-babaya önemli sorumluluklar yüklemiştir. Aile, kişiyi toplum hayatına hazırlayan sevgi, saygı, şefkat, fedakârlık ve birlik yuvasıdır.
Günümüzde birçok anne-babalanın çocuklarını eğitme hususunda ciddi sıkıntılara düştüğüne şahit olmaktayız. Teknolojinin vermiş olduğu rahatlık, medyanın geniş kitlelere tesir etme özelliği, İslami bir bilinçten uzak çevreler, Allah’ın zikrinden yoksun içi boş kalpler, kabirlere çevrilmiş evler vb. eğitimin sağlıklı bir şekilde verilmesine engel olan etkenler arasında yer almaktadır.

Mutlak hükümdar olan Allah (CC), hayatın her alanında olduğu gibi aile kurumuna da belirli ölçüler getirmiş anne-babaya önemli sorumluluklar yüklemiştir. Aile, kişiyi toplum hayatına hazırlayan sevgi, saygı, şefkat, fedakârlık ve birlik yuvasıdır. Aile yuvası bir nevi mekteptir, medresedir. Küçük çocukların her yönden büyümesini sağlayan, onları şahsiyet sahibi bir insan ve İslam toplumunun sağlıklı fertleri olmaları için yetiştirip geliştiren bir yerdir.

Allah-u Teâlâ Rum Suresi’nin 21. ayetinde şöyle buyuruyor:

“İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda sevgi ve rahmet var etmesi, Allah`ın varlığının belgelerindendir. Bunlarda düşünen topluluk için ibretler vardır.”

Dolayısıyla güçlü ve sağlam toplumlar, ancak fertleri inanç, fikir ve gaye birliği içinde kaynaşmış ailelerden oluşabilir.

Anne-baba olarak çocuklarımızı eğitme hususunda nasıl hareket etmeli, ne yapmalı? Sorusuna verilecek cevabın şekli, öncelikle bizim nerede durduğumuz ile alakalıdır. Nihai tercihimizi Allah’tan, ahiretten, cennetten, İslam’dan, Kur’an’dan yana yapıp yapmadığımızla ilgilidir. Zaten Allah, nihai tercihini Kendinden yana yapanlara, yollarını açacak, onları güçlerinin dışındakinden hesaba çekmeyecek. Ama önce biz bu tercihi yapmış mıyız, ya da böyle bir arayış içerisinde miyiz, onu sorgulamamız lazım. Yani, Allah’a kulluğu birinci sıraya alıyor muyuz? İşimizi seçerken, eşimizi, aşımızı seçerken, evladımızla ilgili tercihimizi yaparken, kendimizle ilgili kararlar verirken Allah’ı merkeze alarak mı hareket ediyoruz? Yoksa kulluk görevlerimizle ilgili çoğu alanda mazeret adıyla bahanelere mi sığınıyoruz?

Dolayısıyla çocuklarımızı eğitme hususunda kalıcı bir başarı elde etmek istiyorsak, adımlarımızı Allah’ın rızası doğrultusunda atmalıyız. Eğitime ilk önce kendi nefsimizi sorgulayarak başlamalıyız. Soralım kendimize; çocuklarımızın nasıl bir karaktere sahip olmalarını istiyoruz? İstediğimiz karakter özelliklerini biz kendi kişiliğimizde sergileyebiliyor muyuz? Kendi davranışlarımızla evlatlarımıza örnek olabiliyor muyuz? Onlara aşılamak istediğimiz değerler, İslam’a uygun düşsün istiyor muyuz? Benim çocuklarım neden böyle, diye hayıflanmak yerine ‘acaba nerde hata yaptım’ diye kendi kendimize sorma cesaretini gösterebiliyor muyuz?

Bu noktada ibret verici bir hikâyeye yer vermek istiyorum:

Bir zamanlar İstanbul’un Vefa semtinde yaşamış zamanının âlim mütefekkiri olan Şeyh Vefa Hazretleri’nin çocuklarını nasıl yetiştirdiğine dair ibretli hikâye:

Muttaki, ilmiyle amel eden, medresesinde yüzlerce öğrenci yetiştiren bu âlimin zamanla iki çocuğu oluyor. Çocuklar 6-8 yaşlarına gelince görülür ki; büyük yaştaki çocuk çok akıllı, terbiyeli, halim-selim bir ahlaka sahip. Küçük çocuk da yaşına göre birçok konuda abisinden geri kalan bir tarafı yok. Fakat gözle görülür bir kötü huyu varmış. Şöyle ki; o dönemdeki insanlar su taşımak için deriden yapılan kırba denilen su tulumlarıyla taşıyarak ihtiyaçlarını karşılıyorlarmış. İşte o âlimin küçük çocuğu eline ucu sivri bir cisim alarak insanların arkasından gizli bir şekilde o kırbaları delip kırbadan çıkan suyu içme gibi kötü bir âdeti varmış. Zamanla bölge halkı bu küçük çocuğun yaptığından rahatsız olmaya başlamışlar. Çünkü deri kırbaları tamir etmek o dönemde çok zormuş ve çocuğunun bu kötü ahlakını babasına şikâyet etmeye karar vermişler. Birkaç kişi âlimin yanına gidip olayı anlatmışlar. O ilmiyle amel eden âlim onları dinledikten sona, “Bunun çaresini buluruz inşallah” demiş. Gelen misafirlerine ikramda bulunduktan sonra yolcu etmiş. Çocuğun bu kötü ahlakını düşünmeye başlamış.

Hemen çocuğu çağırıp ‘oğlum neden böyle bir şey yapıyorsun’ demediği gibi bir şamar da patlatmıyor. Kendi kendine düşünmüş, “Ben nerede hata yaptım, nasıl bir günah işledim de çocuk bu kötü ahlaka müptela oldu.” Düşünmüş; fakat kendinde bir hata bulamamış. Bu sefer direk hanımının yanına gitmiş ve “Hanım bizim ufak çocuğun böyle bir kötü hasleti var, halk bu konuda şikâyetçi. Çok düşündüm ama kendimden kaynaklanan bir hata bulamadım. Sen de düşün, bu çocuk doğmadan veya bu çocuğa hamileyken bir hata bir günah işledin mi?” diye sormuş. Kadın biraz düşündükten sonra hatasını bulmuş. Kocasına gelip “Efendim, ben bu çocuğa hamileyken bir gün komşuya oturup biraz sohbet etmek için gitmiştim. Kadın bir ara odadan çıktı o esnada gözüme bir limon ilişti canım da çok çekti. Kadın yokken limonu aldım. Örgü şişiyle limonu deldim suyunu ağzına sıkarak suyunu içtim. O limonu tekrar yerine bıraktım ve ev sahibinin bundan haberi olmadı.” Kadın bunları anlattıktan sonra âlim karısına “Hemen o komşuya git, 6 yıl önce yaptığın hatanı anlat ve ondan helallik dile” demiş. Kadın da hemen komşusunun evine gidip limon olayını baştan sona anlatmış ve kadından helallik dilemiş. Komşu kadın “helal olsun” demiş. O günden sonra o ufak çocuk birden halkın deri kırbalarını arkadan delip o delikten su içme huyundan vazgeçmiş.


Bu hikâyede de gördüğümüz üzere çocuklarımızın bazı davranışlarını yargılamadan önce kendimizi yargılamalıyız. Nitekim çocuk, anne ve babaya emanet olarak teslim edilmiş bir sınavdır. Anne ve baba çocuğun İslam fıtratını ya koruyacak, ya da şirke bulaştıracak. Allah muhafaza ikincisi olursa, ahrette kendisini bu şekilde yetiştiren büyüklerine evlat şöyle diyecek:

“Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün, `Eyvah bize! Keşke Allah`a itaat etseydik, Peygamber`e itaat etseydik!` derler. `Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize itaat edip uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar` derler. `Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lanetle lanetleyip rahmetinden kov.” (Ahzâb / 66-68)

Evet, anne-baba olarak samimi bir şekilde kendimizi sorgulayalım. Çocuklarımız da mı sorun var yoksa bizde mi?

Sorumluluğumuzun bilincinde olup salih nesiller yetiştirebilmek ümidi ve duasıyla. Allah’a emanet olunuz!

Pedagog Meliha Timur / Nisanur Dergisi - Mayıs 2016 (54. Sayı)
 
16-05-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.