Kış Perdesi

Hacer Sara Arslan
Kimisinin gafleti, kimisinin hayreti, kimisinin korkusudur kış. Derleyip toplar, ama üşütür kış. Kimilerinin gönlünü yakar, kimilerinin ocağını...
Kimisinin gafleti, kimisinin hayreti, kimisinin korkusudur kış. Derleyip toplar, ama üşütür kış. Kimilerinin gönlünü yakar, kimilerinin ocağını...
 
Zahirde negatiftir, acıdır, soğuktur, yok oluştur, göç ediştir, yağmurdur, borandır. Ama Üstad`a göre bambaşka bir seyirdir.

Şu halde, gelin seyre dalalım...

“Her şeyde, hatta en çirkin görünen şeylerde, hakiki bir hüsün ciheti vardır” diyen Üstad mevzuyu şöyle özetliyor:

“Bahar mevsiminde fırtınalı yağmur, çamurlu toprak perdesi altında, nihayetsiz güzel çiçek ve muntazam nebatatın tebessümleri saklanmış. Ve güz mevsiminin haşin tahribatı, hazin firak perdeleri arkasında, tecelliyat-ı Celâliye-i Subhaniyenin mazharı olan kış hadiselerinin tazyikinden ve tazibinden muhafaza etmek için, nazdar çiçeklerin dostları olan nazenin hayvancıkları vezife-i hayattan terhis etmekle beraber, o kış perdesi altında nazenin, taze, güzel bahara yer ihzar etmektir. Fırtına, zelzele, veba gibi hadiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok manevi çiçeklerin inkişafı vardır...” (18. Söz)

Secde Suresi 7. ayette buyurduğu üzere, her şeyi en güzel bir şekilde yarattı Rabbimiz. Manevi çiçeklerin inkişafını ruhumuzda hissedebilmemiz ve böylece güzele, bahara karşı iştiyak, sabır ve sonunda şükrün gerçekleşmesini diledi bir anlamda. Öyle ya; iyi ve kötünün, güzel ve çirkinin dengede yürüdüğü bir hayat ve kâinatta, güzelin, iyinin anlam kazanması gerekiyor. Celal ve Subhan olan Allah, gözlerimizin önüne kâinat ayetleriyle, bir takım gizli sırlar ve hikmetler seriyor. Ta ki onları görelim ve kadir bilelim…

Baharın gelmesi için kışı geçirmek zorundayız. Kışın fırtınalı yağmurlarının, bıçak gibi kesen ayazın, karın, rüzgârın külfetine razı olmalıyız ki, güneş doğsun. Ama her zaman da bahar olmaz. Bazen üşümek gerek, düşünmek için. Veya düşmemek için...

Bozulmasın diye kalbimiz, dondurmak gerek bazen. Bahara taptaze kalsın. Bahara gülmeyi, yürümeyi bilsin. Kış geldiğinde bahar için çalışsın. Bahara yansın. Ta ki bahar geldiğinde gaflet uykusunda kalmasın...

Güzel güzelliğini çirkinden anlar. Kışta özlemler birikir. Her insan kışı yaşar, yaşamıştır. Ya saçları ağarmıştır, ya yüreği. Ya dizleri tutmamıştır ya dili. Fırtınaya tutulunca kendini savrulur sanır. Bittiğini, tükendiğini. Ve fırtınanın hiç dinmeyeceğini… Yine de yürür, yürümek zorundadır. Üzerinde kalmadıysa da baharın rengi...

Bazen güzeldir savrulmak. Sonra gözyaşı yağmuruyla ıslanmak... Acıyla ıskalanmak... Karanlıkla yoğrulmak...

Yıkar insanı kış. Tertemiz yıkar. Dizinin bağı çözülmeden, gönlün arzusu vuslata erişmeden yıkar. Arındırır pası, aşındırır tümsekleri. Baharda kendinden ayrıldığını anlarsın. Kendine getirir kış seni. Toparlanırsın, toplarsın dertleri. Bir bakmışsın acı yerine biriken başka bir şey!

Topladığın ve bu sayede toparlandığın şeyin adı sabırdı. İşte güneşin yüzü göründü. Manevi çiçeklerin inkişafı ruhunu sardı. İhtiyar yüreğin ayaklandı. Fırtına dindi. Ayağının altında ezdiğin o sert toprak senin güçlü iradendi. İyi ki kış geldi. İyi ki göründü Hira. İyi ki girdin nefsini alt etme dersi veren mağaraya. İyi ki düşmeden düşündün. İyi ki geldi bahar...

Sen kışın lezzetini tatmadan, bahara doyduğunu mu sanırsın? Kış perdesi altında kendine yer ihzar eden baharı görmeden, kışları nasıl anlarsın?

Evet, kış geldi... Kimileri ısınma derdinde, kimileri telaş içinde. Kâinat ayetlerini okumadan kâinatı süzen gözler, kış perdesi altında gizlenen ilahı sırların keşfine çıkamadığı için manevi olarak üşüye dursun, biz kışı hikmet dairesinde okuyalım. “Evet, sen benim cismimde, âlemdeki tabiata benzersin. İkiniz, hayrı kabul etmek, şerre merci olmak için yaratılmışsınız” diyen Üstad (rahmetullahi aleyh) gibi…

Böylece her şeyin ve her işin yegâne faili, Celal ve Subhan olan Allah`ın iradesinin altında teslimiyetle “Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz” (Fatiha / 4) şuuruyla ruhumuza baharlar yağdırır, ısınırız.

Üstad`ın sözünü tamamlayalım:

“Evet sen benim cismimde, âlemdeki tabiata benzersin. İkiniz hayrı kabul etmek, şerre mercii olmak için yaratılmışsınız. Yani fail ve mastar değilsiniz, belki münfail ve mahalsiniz. Yalnız bir tesiriniz var; o da hayr-ı mutlaktan gelen hayrı güzel bir surette kabul etmemenizden, şerre sebep olmanızdır.” (18. Söz 1.Nokta)

Yazıktır ki insan ne kışa razıdır bazen, ne bahara. Şekva eder her halden ve her halinden. Çünkü kendini münfail ve mahal addetmiyor. Bu yüzden güzel bakamıyor, başını ‘nefs’ adlı kuma gömmüş çıkaramıyor. Şer bakıyor, şer konuşuyor, şer görüyor. Ve bu yüzden hayatı şerre dönüşüyor, girdaplardan kurtulamıyor. Kışı bitmiyor, yüreği yaşlanıyor. Aslında tüm işleri Rabbine bıraksa ve sonsuz kudretine teslim olup, şer gibi görünen kış perdesinin arkasında kendine yer bulan baharı arama derdine düşse; hayr görecek, hayr duyacak, hayr konuşacak. Ve böylece hayra sebep olacak...

Evet, şimdi hayr-ı mutlakın yegâne mastarı olan Allah; şer gibi gördüğün, ısrarla görmek istediğin her vakıanın ardında sayısız güzellikler ve hayırlar halk etmişken, gönül gözünün üzerine hikmet gözlüğü takıp, kışları baharlara çevir. Tabiat ‘fail`e itaat edip görevini ifa ederken, herkes kendi hücresine çekilip bedenini dinlendirirken, sen de ruhuna bütün kışlara hüsün cihetiyle bakmasını öğret ve gelecek baharı izlet. Böylece güzelin kadrini, sabrın idrakini, şükrün ne derece elzem olduğunu anlayacaksın.

Hacer Sara Arslan / Nisanur Dergisi - Ekim 2016 (59. Sayı)
 
25-10-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.