Kitaplara İman - 2

Rumeysa Durmaz
Kitap veya suhuf olsa da, Kur’an-ı Kerim’de anılmış veya anılmamış olsa da vahyin tümü Yüce Allah’ın kelamıdır. Kaynağı ve mesajı aynıdır, özü birdir. Suhuf ve kitapların hepsi, Allah (CC)’ın varlığına ve birliğine, tevhid kelimesi etrafında vahdete, şeytana ve nefse itaatten sakınıp Yüce Allah’a kulluğa çağırır.
Bismillah…

Kitap veya suhuf olsa da, Kur’an-ı Kerim’de anılmış veya anılmamış olsa da vahyin tümü Yüce Allah’ın kelamıdır. Kaynağı ve mesajı aynıdır, özü birdir. Suhuf ve kitapların hepsi, Allah (CC)’ın varlığına ve birliğine, tevhid kelimesi etrafında vahdete, şeytana ve nefse itaatten sakınıp Yüce Allah’a kulluğa çağırır.

Medeniyetlerin gelişmesi ve değişmesiyle, doğal olarak her toplumun ihtiyacına göre farklı bir şeriat verilmiştir. Buna rağmen akidenin temeli, değişmeden devam etmiştir. Yani Allah (cc)’ın varlığına ve birliğine inanma zorunluluğu, O’nun gönderdiği dinin kurallarına göre yaşama gerekliliği kulluğun temeli sayılmış, ilk insandan günümüze kadar değişmemiş ve kıyamete kadar bu şekilde devam edecektir.

“O, dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye dinden Nuh’a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri etti (bir şeriat kıldı). (Şura / 13)

Hz. Âdem’ den Resul-i Ekrem’e kadar tüm peygamberlere gönderilen kitapların öz itibariyle aynı olduğu, akide ve imanın değişmezliği bu ayetle iyice anlaşılmaktadır.

Bu noktada, “bütün kitaplar Yüce Allah tarafından gönderildiğine ve özleri itibariyle aynı olduğuna göre bu kitaplarla amel edilebilir mi” veya “bütün kitaplar aynı şeye çağırıyorsa, neden başka kitaplar gönderilmiştir” gibi sorular akla gelebilir.

Gönderilen suhuflardan hiçbirinin günümüze ulaşmadığı rivayet edilir. Günümüze ulaşmış olan Tevrat, Zebur ve İncil de tahrif edilmiştir. Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle bir bilgi vermektedir:

“Siz (Müslümanlar) onların size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir bölümü, Allah’ın sözünü işitiyor, akıl erdirdikten sonra bile bile değiştiriyorlardı.” (Bakara / 75)

Bütün ilahi kitaplar içinde değişmeyen tek kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Hem lafzen, hem manen değiştirilmemiş, indirildiği ilk şekliyle korunmuş ve kıyamete kadar da Allah (CC)’ın koruması altında olduğu için değiştirilemeyecek tek kitaptır.

“Hiç şüphesiz, zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.” (Hicr / 9)

Tahrif edilmiş oldukları, dolayısıyla Allah kelamı olma özelliklerini yitirdikleri için Kur’an-ı Kerim’den önce indirilmiş hiçbir kitaba şu haliyle iman edilmez ve hiçbir kitapla amel edilemez. Zaten Kur’an-ı Kerim’in nazil olmasıyla, önceki bütün kitaplar neshedilmiş, hükümleri ortadan kaldırılmıştır. Kur’an-ı Kerim aynı zamanda diğer kitapları da içermekte, onların eksikliklerini tamamlayıp hatalarını düzeltmektedir.

Peki, neden bütün kitaplar tahrif edilmiştir ve sadece Kur’an-ı Kerim indiği ilk haliyle muhafaza edilebilmiştir?

Bunun birçok sebebi vardır. Bunlardan en önemlisi, az önce de değindiğimiz gibi Kur’an-ı Kerim Allah’ın koruması altındadır. Yüce Allah diğer kitapların korunması görevini gönderdiği kavime vermişti. Fakat onlar korumak bir yana kendi elleriyle tahrif ettiler. Yaşayışlarını ilahi kitaba uyduramadıkları için heva ve heveslerine uyup kitaplarını yaşayışlarına uydurdular.

Ve Müslümanlar! Çoğunluğumuzun bugünkü yaşayışlarına bakıp da merak etmemek elde değil ki; Kur’an-ı Kerim Allah (CC)’ın koruması altında olmasaydı, bugün biz Müslümanlar kendi kitabımızı kendi ellerimizle ne hale getirmiştik ve bugün kaç çeşit Kur’an-ı Kerim vardı acaba?

Kitapların tahrifinin bir sebebi de geç yazılmalarıydı. Tevrat, Hz. Musa’nın vefatından çok sonra yazıya geçirilmiştir ve bugün birbirinden farklı olmak üzere üç çeşit Tevrat vardır. Bu haliyle aslından uzak olduğu, Yahudiler tarafından da kabul edilen bir gerçektir. Zebur ise müstakil bir şekilde günümüze ulaşmamıştır ve tahrif olunmuş Tevrat’ın içinde bir bölüm olarak bulunmaktadır.

İncil ise bugün dört farklı içerik ve isimde (yazarlarının ismi) bulunmaktadır. En erken yazılan İncil’in Hz. İsa’nın vefatından 70 yıl sonra yazıldığı düşünülecek olursa; aslına sadık kalınmasının mümkün olmayacağı da anlaşılacaktır.

Kur’an-ı Kerim ise vakit kaybedilmeden vahiy kâtipleri tarafından yazılmış, Ashabı Kiram tarafından ezberlenmiş, vahiy devam ettiği sürece her yıl Cebrail (AS) ile Resulullah (SAV) arasında karşılıklı okunmuştur. Surelerin ve ayetlerin yerleri Resulullah (SAV) tarafından belirtilmiş ve Resulullah’ın vefatından sonra ilk halife Hz. Ebubekir döneminde de bir kitapta toplanılmıştır. Resulullah’ın hayattayken, ayetlerle karıştırılmaması için hadislerin yazılmasına izin vermemesi de ayrı bir tedbirdir.

Tahrif olduğunu bildikleri halde Yahudiler ve Hristiyanlar kitaplarına saygı, hürmet, itina ve özen gösterirler. Bilhassa, İslam ülkelerini laikleştirmeye çalışan Yahudiler kendi anayasa ve kanunlarında dahi Tevrat’a uyarlar, devletlerinde şeriatla yönetilirler. Bu ibretlik bir durumdur!

Her yönüyle üstün, üslup ve belagatiyle eşsiz, kendisinde şüphe olmayan, yol gösterici, yeryüzündeki ilahi kaynaklı tek kitap olan Kur’an-ı Kerim’in hayatımızda ne kadar etkin olduğunu, ona ne kadar saygı duyduğumuzu, özen gösterdiğimizi ve onun gösterdiği yolda olup olmadığımızı düşünmemiz açısından gerçekten ibretlik bir durumdur.

“Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici bir kitaptır.” (Bakara / 2)

“(Bu Kur’an) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sad / 29)

Temiz akıl sahiplerinden ve Kur’an-ı Kerim’den öğüt alanlardan olmak duasıyla.

Vesselam…

Rumeysa Durmaz / Nisanur Dergisi - Eylül 2014 (34. Sayı)
 


 
24-09-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.