Kültürel Yozlaşmanın Evlilik Yaşına Etkisi

Aynur Sülün
İslami ortamlarda İslami değerlerle yetişen gençler açısından durumu değerlendirdiğimizde ise ahiret bilinci arttığı oranda kızlar için 16- 20 yaş arası; erkeklerde 19-25 yaş arası yapılacak bir evlilik problemden ziyade huzur getiriyor. Harama karşı bir koruma duvarı oluşturuyor.
Her toplumun kendine has bir kültürü vardır. Kültür bir toplumun ahlaki, tarihi, dini, manevi birikimlerinin bütünüdür. Bu birikimler toplumun sanatını, edebiyatını, ideallerini, arzularını, sevinçlerini, yaşam şeklini, beğenilerini, ıstıraplarını ve aile ilişkilerini şekillendirir. Böylece bireylerinin şahsiyetini belirler. Kültür aşındığında ise o toplumdaki bireyler manevi, ahlaki, tarihi, dini köklerinden kopup toplumsal şahsiyetlerini kaybeder.

Her toplumun kültürüne şekil veren en büyük etken ise o toplumun dinidir. Onun içindir ki bir toplum incelenmeye başlandığında işe ilk önce dininden başlanır. Toplum hangi dine sahipse beğenileri, idealleri, yaşam şekli, aile ilişkileri, sanatı, edebiyatı ona göre şekillenir. Müslüman toplumların kültürünün üzerinde önceleri en belirleyici etken İslam’dı.

Batı, 19. yüzyılda İslam toplumlarının kültürünü boşaltıp istediği gibi doldurmanın programlarını devreye kattı. Müslüman nesiller kendi dini ve manevi değerlerini değersizlik olarak hisseden, geçmişine hor bakan, küçümseyen bireyler haline getirilip geçmişinden koparılacak, özüne yabancılaşacaktı. Böylece Batı neyi pazarlarsa ona sarılacaklardı. Kara bir tarih yazıldı. Eğitim ve basın eliyle Müslümanlar ahlaki, kültürel, dini bir yozlaşmaya sürüklendi. Sonraları TV ve internet yayıncılığı da yozlaşmayı destekledi. Bugün eve giren yabancılar Batının yaşam şeklini pazarladı.

Batı, dini karşısına aldığında ‘ideal insan’ tanımına benmerkezcilik, egoizm ve sınırsız özgürlüğü yerleştirdi. Toplumu ahlaklı davranmaya çağırırken ‘benmerkezci ve sınırsız özgür’ olduğuna inanan insanın merhametli, adaletli, fedakâr, dürüst, sadakatli, iffetli olamayacağını hesap etmedi. Böyle yaparak tüm insani/ahlaki değerleri alt yapısız bırakınca tecavüz, hırsızlık, canilik, dolandırıcılık, içki, kumar, zina, cinsi sapıklık ve uyuşturucu hastalığına yakalandı. Şimdi bu hastalıklarını uydu yayıncılığı ve internetle Müslüman toplumlara bulaştırıyor.

Bugün kendisine Batının değer(sizlik)leri pazarlanan gençlik, bir türlü ergenlik döneminden çıkamıyor. Kendi kimliğini arayış sürecini tamamlayamıyor. Bir yandan Müslüman olduğuna inanıyor, diğer yandan da inancıyla uyuşmayan yaşam şekillerinin, ideallerin akıntısında boğuluyor. İdeallerini inancına göre belirleyemiyor. Özellikle sosyal medya ağlarının arasında Batının benmerkezciliği, haz eksenli yaşam anlayışı, cinsellik, eğlence, lüks yaşam ve geyik muhabbeti, hayatını etkisi altına alıyor.

Bunca etkinin altında kalıp ahlaki-manevi olarak yozlaşan, İslami ortamlarda bu kirliliklerini çırpamayan, arındıramayan gençlerin yaşı 23-24 olmadan evlenmesi birçok soruna kapı açıyor. Hayatın her anından keyif almayı ve daima hoşnut edilmeyi isteme talebi bir süre sonra heyecanın yitirilmesine yol açıyor; evlilik gün geçtikçe olgunlaşacağına büyük yaralar açılıyor. Üstelik kaybedilmiş, belki de hiç kazanılamamış bir kimlik, bocalamaların sonunu getirmiyor. Kişinin eşini zaaflarıyla, ayıplarıyla kabul etme tahammülü olmuyor.

Eşlerin boşanma sebepleri incelendiğinde, bütün bu yönlendirmelerin tesiriyle ortaya çıkan İslam’dan uzak yaşam şekilleri karşımıza çıkıyor. Yaş fazla ilerlemeden evlenmek böyle bir gençlik için problem gözükürken sürekli zinaya teşvik edici yayınlar da evliliği geciktirmede birçok sakıncaları beraberinde taşıyor. Allah’ın haram kıldığı zina yerine nikâh altında bir beraberlik kurtuluş görünse de az önce belirttiğimiz etkilerle bir türlü bitmeyen ergenlik, evliliği sakıncalı hale getiriyor.

İslami ortamlarda İslami değerlerle yetişen gençler açısından durumu değerlendirdiğimizde ise ahiret bilinci arttığı oranda kızlar için 16- 20 yaş arası; erkeklerde 19-25 yaş arası yapılacak bir evlilik problemden ziyade huzur getiriyor. Harama karşı bir koruma duvarı oluşturuyor.

Bu yaş aralıkları evliliklerde sevgi, paylaşım, diğerkâmlık, fedakârlık, sadakat, eşe bağımlılık gibi duygular zirvede yaşanıyor. Çünkü henüz bu duygular kirlenmemiş, paslanmamış, aşınmamış, tepe tepe kullanılmamış; tertemiz kalmış. Yaş ilerledikçe bu saf ve masumca bağlılığın, heyecanın yerini biraz daha olgunluk, durağanlık alabiliyor.

Toplumumuzda giderek hâkim olmaya başlayan bir Batılı anlayış da evliliği 30 yaşından sonraya bırakma düşüncesi! O yaşa kadar farklı kişilerle “flört” şeklinde birliktelik yaşayıp, idealindeki kişiyi bulduğuna kanaat edince evlenmek… O kadar ileri dönemlere ertelenen evliliklerde (hele öncesi bir kirlilik de yaşanmışsa) eşe bağlılık, sadakat, fedakârlık, diğerkâmlık, merhamet, anlayış gibi duygular aşınmış oluyor. Çünkü tepe tepe kullanılmış oluyor. Evlilik heyecanını kısa bir zamanda yitiriyor ve her şey sıradanlaşıyor.

Bir Amerikalı kadın lokantada yemek yerken bir gencin, yaşlı karı-kocaya yardımcı olduğunu görünce o gence, kendisini ne kadara kiraladıklarını soruyor. Genç, para karşılığı hizmet etmediğini, onların anne ve babası olduğunu açıklıyor. Kadın ebeveyn de olsa bu hizmetin bir bedelinin olması gerektiğini, Amerika’da hiçbir iyiliğin karşılıksız yapılmadığını söyleyince genç onların kendisini büyüttüğünü, üzerinde haklarının olduğunu, okutmak için bunca sene para yolladıklarını, babasının yıllarca onun için çalıştığını söylüyor. Şaşıran kadın itiraf ediyor:

“Biz erkek arkadaşımla bir süre aynı evde yaşamaya karar verdik. Eğer kafamız uyarsa, anlaşırsak bu ilişki devam edecek ve evlenecektik. Otuz yıl geçtiği halde birlikte yaşıyoruz ama daha bir türlü evlenemedik. Bir tane çocuğumuz da oldu. 18 yaşını doldurduğunda ayrı eve çıktı. Onunla bağlarımız koptu ve şimdi tek başımıza kaldık. Bizde her iyiliğin bir ücreti vardır.”

İşte İslam toplumlarına dayatılan çirkeflikler ve İslam’a sarılmakla kazanılan güzellikler… Batının, bize dayatılan kokuşmuş değer(sizlik)lerine karşı toplumu kendi İslami değerlerine kavuşturma, kendi manevi, kültürel özüne döndürmeye çalışmaktan başka bir kurtuluş yolu gözükmüyor.

Çözüm Musa olmada; insanlığı heva ve hevese kul olmaya çağıran Samirilerin elinden kurtarmada, meydanı onlara bırakmamada…

Aynur Sülün / Nisanur Dergisi - Temmuz 2016 (56. Sayı)
 
25-07-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.