Kurtuluş Reçetesi

Amine Baran
Başından sonuna kadar patika yollar, irili ufaklı taşlar, dikenli teller ile çevrili, dünyada muhtelif imtihanlar ile sınanmış ve sınanmaya devam edecek… Ruhlar âleminden başlayarak sıratta son bulan bir yolculuğa tabi tutulmuş… Acz ve fakrın tezahürünü, benliğinin her zerresinde hisseden ve nitekim zayıflığından mütevellit hissettiren bir yolcudur insan!
Başından sonuna kadar patika yollar, irili ufaklı taşlar, dikenli teller ile çevrili, dünyada muhtelif imtihanlar ile sınanmış ve sınanmaya devam edecek… Ruhlar âleminden başlayarak sıratta son bulan bir yolculuğa tabi tutulmuş… Acz ve fakrın tezahürünü, benliğinin her zerresinde hisseden ve nitekim zayıflığından mütevellit hissettiren bir yolcudur insan!

Buna binaen bu yolculukta Allah-u Teâlâ’nın sayısız nimetine gark olmuş, karşılığında ise yeryüzünün en şereflileri olarak, dünyaya indiriliş amacı olan halifeliğinin ifası, daire-i İslamiyyenin o saf, pak ve temiz sınırları içerisinde rabbine kavuşacağı güne kadar hayatını idame etmesi istenmiştir. Şüphesiz bu istek, kulun Allah`a anlı ak bir şekilde ulaşmasının yanı sıra; minnetle ve saygıyla, verilen nimetin şükrünü ifa etmektir... Zira her nimet şükrü iktiza eder (gerektirir).



Sık sık kendisinden yardım talep eden gençlerden bir kısmı yine bir gün Üstad’ın yanına gelerek, hayatın bu gençlik nimetinden ve hevesat cihetiyle gelen tehlikelerden sakınmanın nasıl mümkün olacağını sual edip kendilerine bir hatırlatmada bulunmasını istiyorlar. Bediüzzaman bir kurtuluş reçetesi talebinde bulunan, kendilerini dört bir yanı desiselerle dolu bu dünyadan koruyabilmenin yollarını arayan bu gençlere; gençlik rehberi adlı eserinde kaleme aldığı şu sözleriyle cevap veriyor:

"Sizdeki gençlik katiyyen gidecek. Eğer siz daire-i meşru da kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada hem kabirde hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek."

Her var olan, bir gün yok olmaya mahkûmdur. Fani olan dünyadan bekaya dair bir şey ummak, şüphesiz ki akla hilaf bir durumdur. Üstad’ın da en güzel şekilde ifade ettiği; her nimet gibi gençlik nimeti de yazın kışa, gündüzün geceye kalb ettiği gibi bir gün ihtiyarlığa kalb olacaktır. Hiç geçmeyecek gibi gelen o kısacık zaman dilimi olan gençlik çağı, daire-i meşru ile iktifa edilmeden harcanıp zayi edilirse hem dünyada hem de ahirette o rengârenk, gösterişli lezzetinden daha çok; insanın hayatına belalar ve musibetler getirecek, yalnız maddi boyutla sınırlı kalmayarak manevi olarak insanın kalp ve ruhunu harabeye çevirecektir.

Bilhassa gençleri saran rehavet, malayanilik, manevi bir boşlukta olma duygusu, asıl değer biçilmesi gereken mercinin; teşekküre şayan olanın unutulması ve asli vazifenin hatıra gelmeyişinin en temel sebeplerindendir.

Vaziyet ilmin ziyadeliği, bilginin fazla oluşu, bir gruba yahut bir camiaya mensubiyet ile ilişkilendirilemeyecek duruma gelmiştir. Manevi açıdan en büyük kıtlığın yaşandığı şu zaman diliminde, belki de en büyük iksir; bilgi ve ilimden önce İslami bilincin zihinlere, fikir ve düşüncelere aşılanmasıdır. Kanımca ilmin ve bilginin ziyadeliğiyle beraber cehaletin "bilinçli cahiller" olarak tezahürü, şimdiki kadar çok nadir olmuştur. Bu ise bilen fakat uygulamayan, gören fakat uyarmayan, konuşan fakat yaşamayan, İslam’ın sınırlarına vakıf fakat daire-i meşru ile iktifa etmeyen… Nimeti verenden değil O’nun dışındaki her şeyden, bazen bir insandan, bazen eşyadan kimi zaman da Allah
katında kerih görülen birtakım şeylerden medet uman, ona yönelen, ondan isteyen bireyler olarak bizlere dönüş yapmıştır.

Kalbi, ruhi, manevi açıdan İslami bilinçten yoksun olan genç fikirler; kirli toplumu, temiz olmayan düşünceleri içinde barındıran içtima-i hayatın en büyük etkenlerinden biridir. Hem kendi benliklerine zulmederler, hem de toplumun cehalet libasının bir parçası haline gelirler. Zira herkes kendi renginde hayatını yaşar ve etrafındakilere de kendi renginden başkasını bulaştırmaz. Bu sebeple manevi hastalık olarak nitelendireceğimiz bu duruma duçar olmuş her birey, hem kendi adına hem de toplum adına sorumludur. Zahire nüfuz eden bu durum dışında, içsel olarak bir bunalım hali, bir çöküş, maneviyatsızlık girdabında bocalayan bir gençlik ise; tahayyülü gönle hüzün düşüren acı tablonun bir başka boyutudur. Üstad Bediüzzaman, imanın olmaması yahut imanın kişiye tesir etmemesiyle alakalı olarak eserinde konuya şöyle devam ediyor:

"Hayat ise eğer iman olmazsa veyahut isyan ile o iman tesir etmezse, hayat, zahiri ve kısacık bir zevk ve lezzetle beraber, binler derece o zevk ve lezzetten ziyade elemler, hüzünler, kederler verir. "

İşte bu da manevi olarak acı lezzetlere mukabil en az o lezzetin şiddetinde, hatta daha fazlasıyla karşılık bulma durumudur. Amacının dışına çıkma, nimetin şükrünü ifa etmeme, asıl muhabbet duyulması gerekeni tahattür etmemenin, hayata elemli bir şekilde inkişafıdır.

Bunun aksine o nimetin şükrü, hem kişinin benliğine huzuru nakşeder hem de içtimai hayata karşı sorumluluğunu yerine getirmesine medar olur. Bunun tek yolu daire-i meşru ile iktifa edip, o gençlik nimetinin şükrü olarak kulluk vazifesini hem birey bazında hem de sair insanlara karşı ifa etmekten geçer. Hem maddi hem manevi huzurun bundan başka bir yolu, bu dar-ı imtihanda yoktur.

"Eğer terbiye-i İslamiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik manen baki kalacak. Ve ebedi bir gençlik kazanmanıza sebep olacak."

Hâsılı; kurtuluş reçetesi, gençlik nimetinin şükrünü ifa etmek, iffet ve namus ile Allah`a vazifede itaatle sarf etmektir. Geçici olan gençliğin baki kalması; hevesatın çukurundan uzak, kalbi hastalığa bulaşmadan, ifsat olan toplumun bir parçası olmaktan ve bu konuda vebal altına girmekten… Toplumun, bilhassa gençlerin bilgili cehaletten ziyade bilinçli Müslüman olabilmelerine müsebbip olmaktan… Bu vesileyle bilinçli Müslüman olabilmenin mücadelesini vermekten geçer.

Bilgimize orantılı olarak bilinçli olabilmenin, benliğimiz ile her daim asli vazifeyi ifa edebilmenin, gençlik nimetinin şükrünü eda edebilmenin o ulvi bereketine layık olabilmek ümidiyle. Selametle kalın…

Amine Baran | Nisanur Dergisi | Kasım 2017 | 72. Sayı
 


 
01-12-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.