Manevi Güçlerle Gençliğin Huzurunu Arttırma

Amine Baran
Müslüman bir genç, uyanık olmalı ve içinde olduğu dünyanın hakikatlerinin bilincine varmalı!
Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah`a mahsustur. Binlerce salat ve selam O’nun kulu ve elçisi olan Hz. Muhammed`in üzerine olsun…

İnsana verilmiş olan ömür sermayesi bir kuşluk vaktiyle eş değer! Topu topu 3-4 saatlik bir zaman dilimi... Geçen her saniye ve her dakika bir daha geri dönmemek üzere sayılı nefeslerimizin tükenişlerine gebe... Tüm ömre biçilmiş zaman dilimi 3-4 saat ise eğer, o 3-4 saatten ne kadarını gençliğe biçebiliriz varın siz düşünün! Yani o kadar kısa ve bir o kadar geçici... Lakin bir o kadar da tatlı, cazibeli ve insanın nefsini okşayacak güzelliklerle dolu... Yani insanın günahlara dalma olanağının en yüksek olduğu ömür sermayesinin 3/1`i...

Elimize tutuşturulmuş olan bu üçte birlik gençlik sermayesini de dünyayı eğlence meskeni gibi belleyerek, sefahatle, amaçsız, hedefsiz yaşamak mümkün. Bu yaşayış, zahiri lezzetlerin altına gizlenmiş manevi elemleri çekmekten ve bir günahın karşılığı olarak binlerce günahın acısı nispetinde acıyı hissetmekten başka insana hiçbir şey katmamaktadır. Buna binaen o gençlik sermayesini imanla süsleyip, hayırla yaşayarak; İslam yolu üzerindeki lezzetlerden istifade ederek, hayatınızın her dakikasına manevi binlerce dakika katıp o hayatı bereketlendirmek de mümkündür.

İşte yalnızca böyle bir hayatı sermaye, baki hayata açılabilecek tek yoldur. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Asayı Musa adlı eserinde bu konuyu en mükemmel şekilde şöyle ifade ediyor;

“Gençlik hiç şüphe yok ki gidicidir. Yaz güze ve kışa yer vermesi, gündüz akşama ve geceye değişmesi katiyetinde... Gençlik de ihtiyarlığa ve ölüme değişecek. Eğer o fani ve geçici gençliği iffetle ve hayrata istikamet dairesinde sarf etse; onunla ebedi baki bir gençliği kazanacağını bütün semavi fermanlar müjde veriyorlar. Eğer sefahate sarf etse; nasıl ki bir dakika hiddet yüzünden bir katl milyonlar dakika hapis azabını çektirir. Öyle de gayrı meşru dairedeki gençlik keyifleri ve lezzetleri, ahret mesuliyetinde ve kabir azabından ve zevalinden külli teessüflerden ve günahlarda ve dünyevi mücazatlardan başka aynı lezzet içinde o lezzetten ziyade elemler olduğunu aklı başında her genç tecrübe ile tasdik eder.”

Evet, Üstad’ın da ifade ettiği gibi gençlik, geçici olmasıyla birlikte gayrı meşru keyiflerin süresi birkaç dakikayla sınırlı… Sonuç olarak dakikalara bedeldir belki saatler... O yüzden ömür; iman hakikatleriyle bereketli hale gelince, hayatı hayırla donatınca güzel!

Müslüman bir genç, uyanık olmalı ve içinde olduğu dünyanın hakikatlerinin bilincine varmalı! Ömür sermayesi verilmiş her insanın dünyaya bakış açısının nasıl olması gerektiğiyle ilgili şöyle bir örnek verebiliriz...

Dünya hayatını büyük bir sofraya benzetelim öncelikle. Öyle bir sofra ki; içine zehir, bal hükmünde konulmuş. İnsanı cezbeden birçok lezzetler bulunuyor. Özellikle insanların “modernleşme” adı altında batıya meylettirilmeye, İslam’ın yozlaştırılmaya çalışıldığı bu zamanda o sofrada her insanın damağına hitap edecek bir lezzet, bir günah bulunuyor.
Ve sanki her şey seni oraya teşvik etmek için komutlandırılmış. Sürekli o sofraya ısrarla davet ediliyorsun ve ortası yok. Ya davete tamamen icabet edeceksin ya da “Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahret yurduna gelince işte asıl hayat odur” (Ankebut / 64) ilahi vahyini baz alarak nefsinle büyük bir mücadeleye girecek; küçük lezzetleri elinin tersiyle itip onu baki bir hayatla –biiznillah- mükafatlandıracaksın...

Her şeye rağmen hem ahretini hem de dünyanı kurtarmakla kârlı çıkan yine sen olacaksın... Sen Rabbine kul olmanın mutluluğu ve huzuruna erişmiş, manevi tokluğun verdiği rahatlıkla hayatını devam ettirirken, dünyanın zehirli bal hükmündeki kaç küçük lezzetine iltimas etmiş ve hayatını iman hakikatleriyle şekillendirmemiş insan, o sofradaki tüm lezzetlerin hepsinden tatmıştır, hepsine sahip olmuştur. Dışarıdan bakıldığında hayatından memnun ve zevk alıyormuş gibi dursa da; o duruş, bir kaç fotoğraf karesinden başka da bir şey ifade etmemektedir. Çünkü maddi açıdan doyuma ulaşmış o insan, iman hakikatlerini içinde barındıran o manevi açlığın elemini sürekli hissetmektedir. Yaptığı tek günaha bedel milyonlar elem ve keder her daim onun vicdanını rahatsız edecektir. Hakikati bulmadığı taktirde de hayatı hiçlikten başka bir şey ifade edemez.

Şimdi soruyorum sizlere –ve nefsime-! Birkaç dakikalık hayatın lezzeti için baki bir hayatın mükemmelliklerini terk etmeye değer mi? “Elbette ki hayır” nev’inden cevaplarınızı duyar gibiyim…

Sözün hülasası her genç, gençliğinin kendisine verilmiş büyük bir nimet olduğunu bilmeli! Ve onu, ahiretini dünyasında kurtarma adına bir araç olarak görmeli. Üstad Bediüzzaman gençlik nimetini Asayı Musa eserinin 5. meselesinde son olarak şöyle izah ediyor:

“Eğer istikamet dairesinde gidilse gençlik, gayet şirin ve güzel bir nimet-i ilahi ve tatlı ve kuvvetli bir vasıta-i hayrat olarak ahrette gayet parlak ve baki bir gençlik netice vereceğini başta Kur’an olarak çok kat-i ayetiyle bütün semavi kitaplar ve fermanlar haber verip müjde ediyorlar. Madem hakikat budur ve madem helal dairesi keyfe kâfidir. Ve madem haram dairesindeki bir saat lezzet bazen bir sene bazen on sene hapis cezası çektiriyor. Elbette gençlik nimetine bir şükür olarak o tatlı nimeti iffette, istikamette sarf etmek lazım ve elzemdir.”

Unutulmamalıdır ki iman ve İslam hakikatleri güzeldir! Ama gençlerde olunca daha da güzeldir... Rabbim, hayat sermayemizi kendi rızası doğrultusunda harcayıp o istikamette ilerleyebilmemizi nasip etsin. (Âmin)

Selam ve dua ile...

Amine Baran / Nisanur Dergisi - Aralık 2015 (37. Sayı)
 


 
21-12-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.