Mehmet’i, Fatih Sultan Yapan Neydi?

Rumeysa Durmaz
Fatih Sultan Mehmet Han, çocukken çok yaramaz bir öğrenciymiş. Ders esnasında yaptığı şımarıklıklarla Hocası Ak Şemseddin’i çileden çıkarırmış. Hocası kendisine kızdığı zaman ise hemen: “Ben Padişahın oğluyum, bana bir şey yapamazsın!” deyip tehdit edermiş.
Fatih Sultan Mehmet Han, çocukken çok yaramaz bir öğrenciymiş. Ders esnasında yaptığı şımarıklıklarla Hocası Ak Şemseddin’i çileden çıkarırmış. Hocası kendisine kızdığı zaman ise hemen: “Ben Padişahın oğluyum, bana bir şey yapamazsın!” deyip tehdit edermiş.

Padişaha şikâyet etmeyi edepsizlik sayan Ak Şemseddin, durumu II. Murat’a anlatamıyormuş. Ancak gün gelmiş artık küçük Mehmet’in yaptığı yaramazlıklar çekilmez hale gelmiş.

Bunun üzerine destur dileyip II. Murat’ın huzuruna çıkmış: “Padişahım! Size bir hususu arz edeceğim ancak hayâ ediyorum.” deyince II. Murat: “Buyur, çekinmeden anlatabilirsin.” demiş. Bu söz Ak Şemseddin’i rahatlatmış ve başlamış olayı anlatmaya: “Padişahım! Oğlunuz, ciğer pareniz Fatih çok yaramaz. Onun yaramazlıkları yüzünden ders işleyemiyorum. Kendisine kızdığım zaman da hemen beni sizinle tehdit ediyor.” demiş.

II. Murat, Ak Şemseddin’in yanına gelerek kulağına bir şeyler fısıldamış. II. Murad’ın kulağına söylediği sözleri duyan Ak Şemseddin çok şaşırmış. “Bu nasıl bir plan, mümkün değil bu planı uygulamak.” diye düşünmüş. Ak Şemseddin plan konusundaki rahatsızlığını padişaha da iletmiş ancak padişah onu dinlememiş ve “Bu iş olacak!” demiş.

Ertesi gün yine Fatih Sultan Mehmet derste yaramazlık yapıyormuş. Ak Şemseddin’in uyarısına aynı tehdit cevabını verdiği sırada Padişah ansızın kapıyı açıp içeri girmiş. Bu olay karşısında Ak Şemseddin hiddetlenerek Padişaha bağırmış ve bir tokat atarak bu şekilde sınıfa giremeyeceğini, izin istemesi gerektiğini söyleyerek derhal dışarı çıkmasını istemiş. Padişah mahcup bir şekilde boynunu bükerek özür dileyip dışarı çıkmış.

Olaylar karşısında Fatih Sultan Mehmet’in nutku tutulmuş, ne yapacağını şaşırmış. Güvendiği padişah babası nasıl olur da tokat yerdi ki! Fatih Sultan Mehmet allak bullak olmuş…

Az sonra kapı vurulmuş ve padişah mahcup bir şekilde özür dileyerek içeri girmiş. Plan muhteşem bir şekilde işlemiş. O günden sonra Fatih Sultan Mehmet asla yaramazlık yapmamış.

İşte Ak Şemsettin’in kulağına fısıldanan muhteşem plan ve işte çocuk eğitimi!

II. Murat, karşısında herkesin saygıdan ve korkudan başını bile kaldırmadığı bir padişah, Mehmet ise koskoca Osmanlı’nın veliaht şehzadesi…

II. Murat, huzuruna çıkıp şehzade oğlunu şikâyet eden hocayı görevden azledebilir, hatta cezalandırabilir, sonra da oğluna başka bir hoca bulabilirdi. Bundan daha kolay ne vardı ki! Kendisi koskoca padişah, oğlu koskoca şehzade! Üstelik koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nda Ak Şemseddin’den başka hoca mı yok…

Ak Şemseddin’in başına gelenleri duyan ikinci hoca da muhtemelen ne etliye ne sütlüye karışır, bildiğini küçük Mehmet’e anlatıp gider, hiçbir yaramazlığına müdahale etmezdi. Mehmet ise bu durumdan cesaret alıp yaramazlıklarına misliyle devam eder ve en sonunda da kendini bilmez, işini bilmez, haddini bilmez, burnu Kafdağı’nda kibirli bir padişah olup çıkabilirdi.

Ama öyle olmadı. Çünkü II. Murat, öncelikle oğlunu güvendiği bir hocaya emanet etti. Oğlunun durumu hakkında hocasıyla istişare etti. Karşı tarafta suçluluk payı aramayıp konuyu tarafsızca dinledi ve oğlunun hatasını fark etti. Koskoca padişah, sırf çocuğunun terbiyesi için gözünü kırpmadan tokat yemeyi bile göze aldı!

Çünkü o biliyordu ki oğlunun yaptığı kendini bilmezlikti. Ve o biliyordu ki; kendini bilmeden yapılan okumalar boşunaydı. O biliyordu ki; öğretmenlik peygamber mesleğiydi ve peygamberin izini sürene saygısızlık reva görülemezdi. Ve o biliyordu ki; Hz. Ali, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum!” dedikten sonra oğlunun eğitimi ve terbiyesi için yediği bir tokat hiç mesabesindeydi!

Sonra ne mi oldu? Bunu hepimiz biliyoruz aslında… Bugün çocuklarımızın henüz üniversiteye hazırlandıkları 19 yaşındayken, o zamanlar Konstantinopolis adıyla bilinen şehri fethedip İslam topraklarına kattı ve adını ‘İslambul’ yaptı. İslambul’a girerken Fatih Sultan Mehmet’in yanında, atının üstünde, heybetli duruşuyla İslambul’un manevi fatihi Ak Şemseddin vardı. Öyle ki, görenler onu padişah zannedip çiçek veriyorlardı. O, asıl padişahı işaret edince Fatih Sultan Mehmet çiçekleri Ak Şemseddin’e vermelerini istiyor ve “O benim hocamdır!” diyordu.

Fatih Sultan Mehmet’in hocasına saygısı o kadar çoktu ki… Hocası huzura çıktığında heyecan duyar ve mutlaka ayağa kalkardı. Ancak kendisi onun yanına gidince, hocasının ilminin izzetini korumak adına, ayağa kalkmasına müsaade etmezdi.

Bir genç, “Fatih Sultan Mehmet’in resmini neden hep yaşlı bir insan suretinde çiziyorlar” diye sorunca, bir yazar şöyle cevap vermiş: “Yaptığı işler o kadar büyük ki; bunları genç bir insanın yapacağını hayallerine sığdıramıyorlar.” İşte özveri, fedakârlık, sabır ve ilim ele avuca sığmayan yaramaz Mehmet’i, Fatih Sultan Mehmet yapmıştı!

Bu kıssadan hem öğretmenlerin hem öğrencilerin hem de ilk ve en etkili öğretmen olan ebeveynlerin çıkarması gereken hisseler ne de çok, değil mi?

Çocuğunun okuluna uğramayan, öğretmenleriyle tanışmayan ve sadece çocuğu azar işitince, uyarı alınca kim haklı kim haksız düşünmeden, sadece hesap sormak amacıyla okula koşan ebeveynlerin… Derste konuşuyor, yaramazlık yapıyor diye “bu adam olmaz” deyip, bir çırpıda yaftalayıp, öğrenciyi her fırsatta rencide eden ve işe yaramaz olduğunu çocuğun bilinçaltına büyük harflerle kazıyan buna rağmen de kendini saygıdeğer addeden hocaların… Ve ben kimim, benim potansiyelim nedir, neyi yapabilirim, neyi yapamam soruları arasında bocalayıp duran öğrencilerin… Her birinin bir hissesi var bu kıssada!

Bilirsiniz Fetih Marşı’nda “Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın? Fatih`in İstanbul`u fethettiği yaştasın!” dizeleri geçer. Ancak ebeveynler ve öğreticiler olarak bilmemiz gerekir ki; hikmet yaşta değildir. 19 yaşındaki Mehmet’in Sultan ve dahası Fatih olabilmesi için öncelikle II. Murat gibi fedakâr ve ön görülü bir babaya ve Ak Şemseddin gibi hem ilim hem de sabır deryası (kırk yıl köle olunmaya değer) bir hocaya ihtiyacı vardır.

Rumeysa Durmaz / Nisanur Dergisi - Kasım 2016 (60. Sayı)
 
26-11-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.