Mine İpek ile Kudüs ekseninde röportaj

Röportajlarımız
Kıymetli okurlar bu ay sizler için 28 Şubat Kadın Platformu Başkanı Mine İpek Hanımefendi ile Kudüs ekseninde röportaj yaptık. “Özentiye değil öz`e meylederek, yapıyormuş gibi değil çalışarak, geçici olana değil ebedi olana meylederek kurgulayacağımız fikri hayatımız, Endülüs`te dahi yeşermişken elbette Kudüs`te de yeşerecektir.” açıklamasında bulunan Mine Hanım bilinç ve gayret üretecek bir neslin yetişmesi için annelerle birlikte başka birçok kişi ve kuruluşlara da vazifeler düştüğünün altını çiziyor.


Kıymetli okurlar bu ay sizler için 28 Şubat Kadın Platformu Başkanı Mine İpek Hanımefendi ile Kudüs ekseninde röportaj yaptık. “Özentiye değil öz`e meylederek, yapıyormuş gibi değil çalışarak, geçici olana değil ebedi olana meylederek kurgulayacağımız fikri hayatımız, Endülüs`te dahi yeşermişken elbette Kudüs`te de yeşerecektir.” açıklamasında bulunan Mine Hanım bilinç ve gayret üretecek bir neslin yetişmesi için annelerle birlikte başka birçok kişi ve kuruluşlara da vazifeler düştüğünün altını çiziyor. 

Tarihi, ilmi, sanatı, edebiyatı ve düşünceyi üretecek ilhamın, hem inancımızda hem de bu toprakların her bir karışında ziyadesiyle mevcut olduğunu belirten İpek; Bizler Kudüs`e yürümekten vazgeçmeyeceğiz. Çünkü her birimizin ayağında ‘Kudüs Gücü’ var, diyor. Sizleri röportajımızla baş başa bırakıyoruz. 

“MÜSLÜMANLAR BİRÇOK KONUDA ATALET İÇERİSİNDE” 

Mine Hanım evvela Kudüs Müslümanların hem yarası hem imtihanıyken, Müslüman toplumları mücadele hususunda bu denli gevşek kılan en önemli etkeni sormak istiyorum. Bu nedir sizce? 

Evet, Kudüs`ü ümmetin yarasına benzetmek mümkün! 

Müslümanların bahsettiğiniz hususlarda ve ayrıca birçok başka konuda bir atalet içerisinde olduğunu söylemek gerek. Yaklaşık 250 yıldır bu şekilde ne yazık ki. Özgüvenini kaybetmiş olmanın verdiği eksiklik duygusu, Müslümanlar üzerinde çok ciddi bir atalete sebebiyet verdi. Batı`nın fiziksel saldırılarına direnen İslam toplumu, siyasi olarak tarih sahnesinde geriledikten sonra düşünsel saldırılara da ne yazık ki cevap veremedi. Ernest Renan`ın bizler için söylediği "Dünya bilim ve fikir tarihine hiçbir şey katmamışlardır.” yalanına, bu iftirayı bize atandan daha fazla inandık. Ve o günden sonra bir daha ne tarih üretebildik ne düşünce ne de bir sanat. Özne olmaktan nesne olmaya bizleri iten şey “inanıyorsanız üstünsünüz” ayetinin bizlere verdiği inanç ve ilhamdan çok, Batı oryantalizminin bizlere yaşattığı aşağılık kompleksi duygusunu hissetmemizdir. 

“FİKRİ HAYATIMIZ, ELBETTE KUDÜS`TE DE YEŞERECEKTİR” 

Kudüs davasında her birimizin birer nefer olduğunu kendimize hatırlatarak bu dava uğruna birey olarak, anne olarak, genç olarak sizce neler yapmalıyız? Bugün atacağımız tohumların yarın Kudüs’te yeşermesi için üzerimize düşen sorumluluklar nelerdir? 

Allah Teâlâ, ayeti kerimesinde “İnsan için ancak çalıştığı kadar vardır.” buyuruyor. Evet, insan için! Burada bir din veya ırktan bahsetmemiş Rabbimiz. Bu anlamda Rabbimizin bizlere emri olan bu ayeti anlama ve uygulama zorunluluğumuz var. Özentiye değil öz`e meylederek, yapıyormuş gibi değil 
çalışarak, geçici olana değil ebedi olana meylederek kurgulayacağımız fikri hayatımız, Endülüs`te dahi yeşermişken elbette Kudüs`te de yeşerecektir. 

“İRFANLA YETİŞMİŞ NESİLLER, TÜM MAHRUM VE MAZLUMLARA UMUTTUR” 

Kudüs hususunda yaşanan üzücü gelişmeler, mücadeleci bir neslin varlığını da gözler önüne serdi. Filistin`de yaşayan hemen her çocuk/genç, çok duyarlı tutumlar sergiliyor. Bu hassasiyet nasıl yerleştirebilir/arttırabilir? 

Özelde Kudüs genelde tüm hassasiyetlerimiz hususunda bilinç ve gayret üretecek bir neslin yetişmesi için annelerle birlikte aslında başka birçok kişi ve kuruluşlara da vazifeler düşmekte. Aydınlarımıza, entelektüellerimize, öğretmenlerimize, sivil toplum oluşumlarına, devlet kurumlarına ve daha birçok paydaşa görevler düşmekte. Geçmiş bilinci geliştirilmiş ve kendisinin bu topraklara inançla, kültürle, irfanla bağlı olduğu bilincine ulaşmış nesiller, bu topraklara ve tüm mahrum ve mazlumlara umut ve çözüm olacak yegâne çaredir. 

“DÜŞÜNCEYİ ÜRETECEK İLHAM, BU TOPRAKLARIN HER BİR KARIŞINDA MEVCUTTUR” 

Boykottan söz ediyoruz. Gıda, giyim, temizlik, kozmetik... O kadar çok iç içeyiz ki onların ürünleri ile. Alış verişin ciddi ayağı olan kadınların boykot listesinde sebat edebilmesi neye bağlı sizce? 

Bu boykot meselesini olması gereken yere koymak gerekir ilk önce. Zaten zulüm ve haksızlığı beslediğini düşündüğünüz bir kimseden veya bir yerden alışveriş yapmak veya dostane ilişkiler kurmak mümkün değilken, elbette tüm mazlum ve mahrumların hakları olanları çalıp daha sonra o çaldıklarını üreterek bizlere sunanlara avantaj sağlayacak bir ticaretin içerisine girmemeyi prensip haline getirmek değerli bir tutum. Ben sadece şimdi değil yaklaşık 20 yıldır bu söz konusu ürünleri almıyorum. Fakat şunun farkına varmamız lazım ki; Müslümanların tüm vazifelerini yapmış olduklarını zannedecekleri kadar büyük bir tepki değil bu boykot dediğimiz eylem. Asıl olan mekanizmayı anlayıp onu deşifre etmek ve bu deşifrasyondan elde edeceğimiz bilgi ve bilinçle yüksek düşünce, bilim, sanat ve inanç sahibi olacağımız verimli bir alana geçmek. Tarihi, ilmi, sanatı, edebiyatı ve düşünceyi üretecek ilham, hem inancımızda hem de bu toprakların her bir karışında ziyadesiyle mevcuttur. 

“DİKKATLİ VE BİLİNÇLİ OLMA ZORUNLULUĞUMUZ VAR” 

Özelde Türkiye olarak, bu necip milletin evlatları olarak bayrağın düştüğü yerden kalkacağını söylüyoruz. Türkiye olarak özellikle İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanı olarak atılan adımları ve bu adımların ileriye yönelik bize nasıl dönüşleri olacağını düşünüyorsunuz? 

Açık söylemek gerekirse İslam İşbirliği Teşkilatı`nın yetenek, birikim, irade ve cesaretinin membaı Türkiye`dir. Diğer ülkelerdeki kardeşlerimiz alınmasınlar lütfen. Ben tarihi ve şuan ki hakikati ifade ediyorum. Ülkemizin bu önemli özelliklerinin işlevselliği de son zaman Türkiye`sinin verdiği enerjiyle de alakalıdır. Bu enerji ise özgüvenini yüzlerce yıllık birikime sahip Anadolu irfan ve ihsanından almaktadır. Bunun dışında, esasında samimi olsa da cesaret eksikliği olan ülkelerin de bu teşkilatta çözüm arayışı içerisinde olduğunu söylemek gerek. Batı`nın çözümlerini benimseyen ülkelerin olduğunu söylememde bir sakınca yoktur herhalde. Tüm bunlar dikkate alındığında Türkiye gibi önemli bir ülkenin dönem başkanı olması, elbette umut vaat etmekle beraber diğer ülkelerin de en az ülkemiz kadar inisiyatif almasını zorunlu kılmaktadır. Evet, teşkilatın son almış olduğu özelde Kudüs genelde tüm kararları Batı`nın son Kudüs çıkışına karşı bir direnç barikatı oluşturmuştur. Fakat dikkatli ve bilinçli olma zorunluluğu, her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olan bir gerçektir. 

“KUDÜS, KUDÜS’TEN ÖTE VE KUDÜS`TEN İÇREDİR” 

“Kudüs Ana`dır” diyor ya Nuri Pakdil. Ana bir evi yuva yapar, denir. Sizce Kudüs gerçekten ana gibi bu ümmeti toparlayabilir mi? 

“Anneler bir çocuktan bir Kudüs yapar." diyor ya Üstad Pakdil ve sonra ekliyor "Adam baba olunca içinde bir Kudüs canlanır." Ben buradan şunu anlıyorum: Kudüs bizlerin, ellerimizle koynumuzda büyüttüğümüz ve büyüttüğümüzde de içinden yine Kudüs çıkan geleceğimizdir. Ana büyütür o geleceği ve sonra Kudüs, Kudüs`ün üstüne çıkar. Kudüs, Kudüs’ten öte ve Kudüs`ten içredir. 

Kudüs`ün bize ait ve bizleri sembol etme gerçeğini elimizden aldıklarında, sahip olduğumuz hakikati de yok etme (ki hâşâ) hususunda, ciddi bir yol kat edeceklerine inananlara söyleyecek sözümüz yine üstad Pakdil`den olsun: Bizler Kudüs`e yürümekten vazgeçmeyeceğiz. Çünkü her birimizin ayağında "Kudüs Gücü" var. 

Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz Mine Hanım. 

Rica ederim efendim… 

Röportaj: Zeynep Ertekin | Nisanur Dergisi | Ocak 2018- 74. Sayı 
 
19-01-2018 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.