Misafir Ağırlamada Kadın

Hacer Sara Arslan
Misafire olan davranışlarımız, İslami yaşantımızla doğrudan alakalıdır. Çünkü bizler öncelikle Allah`ın rızasını talep ediyoruz. Ayrıca eşimiz ve evliliğimize karşı olan sorumluluklarımızın farkındayız.
“İnsanların arasına girip eziyetlerine katlanan mü`min, insanların arasına girmeyip eziyetlerine katlanmayan mü`minden daha hayırlıdır.”

Peygamber Efendimiz (SAV)’in bu mübarek kavli, Müslümanlar için büyük önem arz ediyor. Aziz dinimiz, münzevi bir hayatı ve yalnızlığı istemiyor. Köşesine çekilip kendi hayatıyla meşgul olan kimselerin, ne kendine ne topluma ne de ahiretine bir faydasının olmayacağını belirtiyor.

Bu hadis-i şeriften şunu da anlamaktayız ki; insanların arasına karışmak beraberinde birtakım eziyetleri de getirecektir. Büyük bir taşı bulunduğu yerden kaldırıp ait olduğu yere taşımak isteyen, onun altına elini koyup ağırlığını kaldırmayı da göze almalıdır.

Her ne sebeple olursa olsun, insan yapayalnız yaşayamaz. Bunu istese de yapamaz. Bu bağlamda fıtri olgular, yaratılış gayemiz ve ruhi isteklerimiz doğrultusunda hareket ediyoruz. Hayatımızın okul, iş, evlilik gibi önemli evrelerinde, hatta hayatımızın hemen hemen her anında toplumla iç içeyiz. Dolayısıyla toplumu oluşturan insanlar birbirleriyle sürekli bir ilişki halinde olduklarından, bir takım eziyet ve sıkıntılarla karşı karşıya kalıyorlar.

Bu noktada Müslüman kadınlar olarak bir takım sorumluluklarımıza değinmek istiyorum.

Kadınların erkeklerden farklı olarak biraz daha duygusal, detaycı, manevi yönü daha ağır bastığından zayıf kalan yönleri vardır. Evvela bunu kabul edelim. Böyle bir yaratılışa sahip olmamız bazen imtihanı kaldırabilme, üstesinden gelebilme ve öne atılma meziyetlerini de aza indiriyor. Fakat insanlardan gelen eziyetlere sabredebilme becerisi ise takdire şayan bir tutumdur.

Meseleyi biraz daha somutlaştıralım...

Evli bir kadının ev içindeki sorumlulukları fazladır. Kendisinden, çocuklarından, eşinden, eşinin ailesinden, eve gelen misafirlerden ve tabi evinin temizliği, yemeği, ütüsü vs. hepsinden sorumludur. Fakat Rabbimiz ne kadına ne erkeğe fıtratının fevkinde, omuzlarını çökertecek ağırlıkta ve maneviyatını tahrip edecek derinlikte sorumluluklar yüklememiştir.

Kadına da erkeğe de yapısına paralel olarak bir takım görevler düşüyor ve iki taraf da sabır ve ihlas ile bunun üstesinden gelerek evlilik hayatlarını huzurla ve şevkle sürdürmeli.

Özellikle evi çekip çeviren kadın, sık sık misafir ağırlar. Misafiri de imtihan olarak değerlendirebiliriz. Öyle ya, insanlarla, toplumsal hayatımızla ilişkimizin bariz sonuçlarından biridir ve bazen sahibine eziyet dahi verir.

Malumdur ki; İslami hizmetlerde bulunan, insanlarla içli dışlı bir çiftin misafiri hiç eksik olmaz. Bu noktada kadına çok iş düşüyor. Misafirin gönlünü hoş etmenin Allah`ı razı edeceği inancı ve niyetiyle; maddi ve manevi sıkıntılara karşı son derece becerikli, hakkından gelebilen ve sabreden bir yapıya sahip olmalıdır Müslüman kadın!

Ayrıca kadının bu tutumu eşini de razı edeceği gibi, eşinin kendisine olan ülfet ve hayranlığının daha da artmasına vesile olacaktır.

Misafire olan davranışlarımız, İslami yaşantımızla doğrudan alakalıdır. Çünkü bizler öncelikle Allah`ın rızasını talep ediyoruz. Ayrıca eşimiz ve evliliğimize karşı olan sorumluluklarımızın farkındayız. Evimize gelen misafirin mutfaktaki erzakımızı azaltacağına değil, bilakis eve daha da bereket ve hayır getireceğine inanıyoruz.

Müslüman hanımlar dünyaya tamah etmediklerinden, eve gelen misafirlerin çocuklarının ev eşyalarını kırıp dökmesine, ortalığı kirletmelerine aldırış etmez/etmemelidir. Ve bu konuda annenin mahcup olmaması ve kendisini rahat hissetmesi için de gayret gösterir.

Tüm bunlarla beraber misafir ile ilgili aziz dinimiz bir takım şartlar getirmiştir.

Huveylid bin Amr (RA)`ın naklettiği bir rivayete göre Resulallah (SAV) bir gün ashabına şöyle buyurmuştur:

“Allah`a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine câizesini versin.” Sahabe efendilerimiz “Ya Resulallah! Misafirin câizesi nedir?” diye sorduklarında Efendimiz buyurdular; “Onu bir gün ve bir gece ağırlamaktır. Misafirlik üç gündür. Misafiri üç günden fazla ağırlamak ise sadakadır.”

Hadis-i şerifte sözü edilen câize, evi şereflendiren misafiri bir gün bir gece özenle ağırlamak, imkânlar ölçüsünde onu memnun etmek, ikinci ve üçüncü günlerde ise sair zamanlarda ne yenip içiliyorsa, misafire onun aynısını ikram etmek, ayrıca ağırlama telaşına düşmemektir.
Misafir üç günden sonra kalmaya devam ediyorsa, o artık misafir sayılmayacak, yiyip içtiği şeyleri Allah Teâlâ ev sahibinin sadakası olarak kabul edecektir…

Fakat şöyle bir durum da var. Bazı misafirler gerçekten ev sahibine eziyet ediyor olabilir. Özellikle üç günden fazla kalan yatılı misafir, ev sahibinin birçok işinin aksamasına, özel yaşantısının sekteye uğramasına ve daha başka sıkıntılara kapı açıyor. Buna rağmen kadının surat asmaması, iğneleyici sözler söylememesi ve eğer çok zor durumda ise, misafirlerine bunu güzel bir dil ve üslupla izah etmesi gerekir.

Efendimiz (SAV)’in de bu sıkıntıya maruz kaldığını ve Müslümanların peşinden inen ayet ile uyarıldıkları da malumumuz. Fakat yine de Efendimizin kaba bir üslup kullandığına şahit olmuyoruz. Hatta kendisinin bundan dolayı utandığını yine yüce kitabımız bizlere söylüyor.

Bayanların bazen ‘misafir ayrımcılığı’ yaptığı oluyor maalesef. Özellikle eşinin ailesini/akrabalarını kendi ailesini/akrabalarını ağırladığı gibi ağırlamadığı acı bir gerçek. Uzun süre evlerinde kalsa surat asmalar başlıyor. Hatta bunu iğneleyici sözler ve kapı çarpmalar takip ediyor. Bu, Müslüman bir hanımefendiye asla yakışmayan bir durumdur. Zira o, eşiyle bir bütün olmak ve onun ailesini kendi ailesi gibi görmek üzere iman dairesince aile hayatına adım attığının bilincindedir. Hakeza özveri ve sadakat bunu ister…

Velhasıl, misafir ve eziyetlerine katlanmak da bir imtihandır. Geçici dünyanın bitmeyen imtihanlarıyla başa çıkabilmek zor olmakla beraber; her vesileyle imtihan gözlüğünü takan kimse için kolaylaşmaktadır. Zira taliplileri bilir ki; ‘mükâfatı’ çok büyüktür…

Hacer Sâra Arslan / Nisanur Dergisi - Ekim 2015 (47. Sayı)
 
26-10-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.