Modern Eğitim Bataklığı

Rümeysa Sülün
Modern eğitim sistemi, talebe ile âlim arasını açar ve ilmi; çalınacak, elde edilecek bir meta “meslek” veya “iş”, “uğraş” olarak görür. Asıl eğitimin amacından uzaklaştırıp dünyaya meylettirticidir ve metaperest bireyler ortaya çıkartır...
Modern eğitim sistemi, talebe ile âlim arasını açar ve ilmi; çalınacak, elde edilecek bir meta “meslek” veya “iş”, “uğraş” olarak görür. Asıl eğitimin amacından uzaklaştırıp dünyaya meylettirticidir ve metaperest bireyler ortaya çıkartır. Modern eğitim, bilgiyi değersizleştirirken, bilgiyi makam yükseltici olarak görür. Bu gözle görüldüğünde ise kişiyi dünyevileşmekten öteye götürmez.


Asıl öğrenme meselesinden uzaklaştırırken bir yandan da rekabet duygusunu ve başkasını eğitim alanında alt etme düşüncesini empoze eder. Eğitim sahası bir nevi yarış alanına dönüştürülüp, bireylere yarışçı muamelesi yapılan bir mekân haline dönüştürülmüş.

Bu tip eğitim sistemi, yani şu anda hepimizi çemberi içerisine alan eğitim sistemimiz, her şeyden çok çabuk etkilenebilir bir vaziyettedir. Siyasetten, mali durumdan, değişen liderlerden, kafa yapısından ve ülkenin aldığı hal biçimiyle yeni kurallar ve uygulamaları içerisine çok çabuk alabilir. Bununla beraber temeli oturtulmuş daimi kuralları yoktur.

Okulda bireycilik esas alınır. Kıyaslayacak olursak camilerde de “cem” olma esas alınır ve toplumla iç içe ve alakadar olunarak eğitim görme sağlanır. “Ben” olma meselesi değildir “biz” olmadır.

Tecrübe ve deneyden uzak bilmişliği önemser, kalıp halinde düşünmekle beraber yaşamanın, tecrübe etmenin değersiz olduğunu, sadece o işi bilmenin asıl mesele olduğuna inanır.

Modern eğitim sisteminde bencillik ve başarıya odaklanma meselesi vardır. Aldığı eğitim erdemi, irfanı yükseltici pozisyonda olması gerekirken, egoyu ve benliği tatmin edici olarak kabul edilmiş ve asıl “ilim” ve “öğrenme” meselesinden uzaklaştırılmıştır.

Görsele önem verdiği gibi aynı zamanda görselleştiricidir. Bir şeyin güzel ve iyi olabilmesi için güzel görünmesi ve takdiminin kusursuz olmasıyla ilgilenir. Yani asıl mesele tamamen görsele bağlı kalıp meselden uzaklaşmadır. Görünümü ne kadar iyi olursa, iyi olmasını o kadar önceler.

Düşüncede aklı esas alır; sadece aklın doğruyu veya yanlışı ayırt edebileceğine inanır. Akılcı düşünen insan ise kalpsizdir; eğitim kalpten tamamen uzaklaştırılıp aklı esas almıştır. Bu da tamamıyla yarım kalmasını sağlamıştır.

Modern eğitim; tanımaktan anlamaktan uzaklaşmış, tamamen tanımlayıcı/açıklayıcı maddeyi veya o bilgiyi konuşan, anlatan tarafı kabul etmiştir. Elinde olan bilgiyi anlamak, tanımak, nüfuz etmek ve o
bilgiyle bütünleşmek yerine, ona dışarıdan bakıp onun hakkında bilimsel açıklamalar yapmayı tercih etmiştir.

Peki, buna karşılık eğitimci ve öğrenci nasıl bir düşüncede ve davranışta olmalı? İlmi değerin kıymetine nasıl vakıf olmalıdır?

Eğitimin ücret karşılığında kalitesinin yükselmesine veya düşmesine karşı durmalı; “bilgi” meselesinin ne kadar değerli olduğunun idrakinde olup bunun her hangi bir şeyle ölçülmeyeceğinin bilgisinde olmalıdır.

Bilgiyi bir yerde hapsedilecek, kaçırılacak, sadece elinde olan kişinin faydalanacağı bir şeymiş gibi görmekten kaçınmalıdır.

Bilgi ile bilenin, âlim ile talebenin arasını açmamalı; kafa yapılarına uygun, hırstan ve kibirden uzak tutulup bu düsturda ilim vermeye ve almaya talip olunmalı.

Bilgiyi alan kişinin de veren kişinin de merhamet dengesini esas tutması ve merhametle hareket etmesi gerektiğini unutmamalıdır.

Eğitimde meblağın değil değerin, puanın değil öğrenmenin, testlerin/sınavların değil asıl manaya inmenin önemsenmesi gerekir.

Bir işi veya meseleyi tecrübe etmenin ve ona vakıf olmanın, aslında eğitimini almaktan öteye geçtiğinin idrakinde olmalıdır.

İlmin kendisine bağlı bir şey olmadığını ve asıl ilim sahibinin el-Âlim tarafından bahşedildiğini ve O imkan sağlamadığı ve dilemediği taktirde ilmin kendisine varmayacağının bilincinde olmalıdır.

İlmi, kendisine ait bir mal veya taşıyıcısı olarak görmemeli; paylaşımcı ve merhametle dağıtıcısı, öğreticisi olduğunun bilincinde olmalıdır.

İlim öğrenmenin ve öğretmenin; toplumları, bireyleri, bilgiyi, yaşamı ayrıştırıcı değil, birleştirici cem edici olduğunu unutmamalıdır.

Bilgi edinme dinlemeyi ve düşünceye saygı duymayı öğreten, hür düşünce meselesini yerleştirendir. Kalıplara sokan veya kişiyi bunaltan olmaktan çok, öğrendikçe kıymetini idrak eden bireyler ve toplum oluşturur.

Bilgi bireyle uğraşmaz, asıl meselesi bireyin şahsiyetiyledir. Şahsiyet terbiyesi oluşturur, bireyden topluma ilerler. Bunu dayatarak veya sıkboğaz ederek yapmaz, sevdirerek ve öğrenme; bilgiyi edinme istediğini oluşturur.

Asıl bilgiyi edinen kişi de Allah’a karşı nankörlüğü veya kendisini üstün görme meselesini ortadan kaldırır. Kendisini yaratan ile çatışmaya girmez; her yolun O’na çıkacağının idrakindedir.

Allah “gerçek” ilme sahip olmaya çalışanlardan ve ilmi çalışmalarda böbürlenmekten kaçınanlardan eylesin bizleri.

Vesselam…

Rumeysa (Sülün) Demir | Nisanur Dergisi | Ocak 2018 – 72. Sayı

 

 

 
12-01-2018 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.