Ne Kadar Şükür O Kadar Huzur

Rana Çeçen
Bir zamanlar dünyaya hükmeden, dünyanın hâkimi durumundakiler bu gün ne yazık ki zillet ve sefalet içerisindedirler. Nice zorluk ve sıkıntılarla elde edilen başarıyı muhafaza etmesini bilemeyen ya da elde tutmak için gereken gayreti göstermeyen her ferdin ve milletin başına, bunlara benzer durumların gelmesi kaçınılmazdır.
Bismillahirrahmanirrahim.
 
Yıllar önce, Bosna Savaşı çıktıktan sonra, savaş mağduru Bosnalılar şöyle bir itirafta bulunmuşlardı:
 
“Bizler lüks ve refah içerisinde yaşıyorduk. Öyle ki Sırp komşularımızla her şeyi paylaşıyor, aynı hayat tarzını yaşıyorduk. Aramızdaki tek fark, bizim sadece isimde kalan Müslümanlığımızdı. Bir sabah silah sesleri ile uyandığımızda, bize ilk saldıran, evlerimizi yağmalayan, ırzlarımıza geçenler, bir evin fertleri gibi olduğumuz komşularımızdı. O zaman her şeyin farkına vardık, uyandık ancak, ne yazık ki evlerimizi, eşlerimizi, evlatlarımızı ve en kötüsü de namuslarımızı kaybetmiştik.”
 
Bosna Savaşı, geride birçok acı bırakarak son buldu ama onun benzeri savaşlar, dünyanın çeşitli yerlerindeki Müslüman coğrafyasında devam etmektedir. Muhakkak ki Müslüman coğrafyasındaki bu belaların birden fazla sebebi vardır. Bunlardan biri de, belki de en önemlisi Rablerinin kendilerine yüklediği görev ve sorumlulukları yerine getirmemeleridir.
 
Bir zamanlar dünyaya hükmeden, dünyanın hâkimi durumundakiler bu gün ne yazık ki zillet ve sefalet içerisindedirler. Nice zorluk ve sıkıntılarla elde edilen başarıyı muhafaza etmesini bilemeyen ya da elde tutmak için gereken gayreti göstermeyen her ferdin ve milletin başına, bunlara benzer durumların gelmesi kaçınılmazdır.
 
Dünya şüphesiz ki bir imtihan alanıdır. Bazen varlıkla, bazen de yoklukla insan sınanır. Olaylar ve durumlar karşısındaki tutum ve davranışlarına göre Rabbi ona bir yol çizer. Bu durumlardaki başarının sırrı, sabır ve şükürde gizlidir. 
 
İnsanların refah bir hayat sürmeleri gün geçtikçe artıyor. İmkânlar ve olanaklar çoğalıyor. İcat edilen makineler sayesinde işlerini halletmek için daha az yoruluyorlar. Birkaç saat içerisinde dünyanın bir başka ucundaki memleketlere gidip, aynı gün içerisinde evlerine dönebiliyorlar. Yiyecek ve giyecek çeşidi insanın başını döndürecek kadar çoğaldı. Tüm bu çoğalmaların arasında eksilen tek şey ise insanların huzur ve mutluluğu oldu. Bu ters orantıda kanaatkârsızlık ve şükürsüzlüğün payı çok olsa gerek.
 
 “Ve hatırlayın ki Rabbiniz size şöyle bildirmişti: Yüceliğim hakkı için şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim / 7)
 
Şükür, nimeti arttırır, kalp ve gönül huzuru verir.

“Kim şükrederse kendi iyiliğine eder. Kim de nankörlük ederse şüphesiz ki Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmeye layıktır.” (Lokman / 12)
 
Şüphesiz ki en büyük iyilik cennetle mükâfatlandırılmaktır. Ama kalp ve gönül sükûnetine ulaşmak da bu dünya için en büyük iyiliktir. Hani insanlar hep geçmişi özlerler ya, çok da haksız değillerdir. Az bulunan ve zar-zor elde edilen nimetlerin kıymeti bilinirdi, kavuşulduğu için şükredilirdi ve bu, insanlara huzur ve mutluluk verirdi. Nimete kolay ulaşma, değerini bilmemeyi de beraberinde getirdi ne yazık ki…
 
Çamaşırı, bulaşığı elde yıkayan, sap süpürge ile evi süpüren, çocuğunu tahta beşikte sallayan ve onu sırtına bağlayıp işlerini halleden kadınların stresi, tam otomatik makinalarda çamaşır ve bulaşık yıkayan, süper sessiz ve hiç toz bırakmayan elektrikli süpürgeyle evi süpüren, çocuğunu kendinden sallamalı beşiklerde uyutan kadınların stresinden çok daha azdı. Bedeni yorulsa da ruhu huzurluydu. Elindekinin kıymetini bilir başkasında olana göz dikmezdi.
 
Ya çocuklar! Bayramda ellerine verilen halkalı şekerin deliğinden bakıp nasıl da gülümseyerek başka kapıya koşarlardı. Kız çocukları annelerinin kendilerine bezden yaptıkları bebeği, anne sıcaklığıyla bağırlarına basarlardı. Evdeki atık kumaşlardan onlara kıyafet diker, çamurdan yaptıkları tencerede yemek pişirirlerdi. Şimdi konuşup şarkı söyleyen, dans eden, çeşit çeşit kıyafetleri olan bebeği eline aldıktan kısa bir süre sonra ondan bıkan, daha başka modelini isteyen, alınmayınca kıyameti koparan kız çocuklarımız var.
 
Erkek çocukları, babalarının iki tahtayı birbirine çivileyerek yaptıkları tahtadan ata bindiklerinde kendilerini en büyük kahraman ve savaşçı olarak görürlerdi. Bayram gecesi alınan yeni kıyafetin heyecanı ile uyuyamazlardı. Şimdi akülü arabaya binmek, neredeyse her hafta alınan yeni kıyafet tüm heyecanları yok etti. Elindekinin kıymetini bilmediği için onunla oynamasını da bilmeyen çocukta biriken enerji harcanmayınca huysuz, anne-babasını neredeyse bıktıran nesiller türemeye başladı. Okul defteri ve kitapları perişan halde olmayan kaç tane çocuk vardır acaba? Zahmet çekilmeden elde edilen kitap ve defterler bırakın yılını, dönemini dahi iki sayfası bitişik bitiremiyor. 
 
Ya erkeklerimiz… Onların durumu da kadın ve çocuklardan pek de farklı değildir. Akşam eve geldiğinde pişirilen çorbaya kurumuş ekmek doğrayıp yiyen, arkasından ‘Elhamdülillah’ deyip sofradan kalkan kaç kişi kaldı acaba? Artık Ramazan bile nimetin kıymetini hissettiremiyor günümüz insanına. İftar sofrasında en az üç-dört çeşit yemek, içecek olmadan oturulmaz olundu. ‘Ramazan’ demek, sofranın çeşit çeşit donatılması, sahura kadar durmadan yemek ve içmek, gün boyunca da akşam menüsü konuşmak anlamı taşır oldu. 
 
Daha fazlasına sahip olma hırsı ya ibadet etme zamanı bırakmadı ya da yapılan ibadetlerden zevk almamayı beraberinde getirdi. Oysa şükredilmesi gereken o kadar çok nimet var ki?
 
“O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.” (İbrahim/ 34)
 
Nimetin elden gitmemesi, onun şükrünü eda etmeye bağlıdır. Bize verilen tek bir sağlıklı organ için bile, gece gündüz başımızı secdeden kaldırmazsak dahi şükrünü tam anlamıyla yapmış sayılmayız. Oysaki Rabbul Âlemin (CC) bizden bunu da istemiyor. Sadece kimden geldiğini bilmemizi, kazanmak için gayret göstermekle beraber payımıza razı olmamızı istiyor.
 
 “Kuşkusuz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör.” (İnsan / 3) 
 
Rana Çeçen | Nisanur Dergisi | Temmuz 2017 | 68. Sayı
 
 
16-07-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.