Necla Yasdıman ile İslam hukukunda kadının konumu üzerine röportaj

Röportajlarımız
Kıymetli okurlarımız! Bu ay sizler için Yar. Doçent Doktor Necla Yasdıman Hanımefendi ile röportaj yaptık. Kendisiyle İslam hukukunda kadının konumunu konuştuk.
“Aile Fertleri Birbirlerine Huzur Vermeli”

Kıymetli okurlarımız! Bu ay sizler için Yar. Doçent Doktor Necla Yasdıman Hanımefendi ile röportaj yaptık. Kendisiyle İslam hukukunda kadının konumunu konuştuk. İslâm’ın kadına lütfettiğini ve haklarını verdiğini ancak bu durumun Asr-ı Saadet ve İslâm`ın ilk devirleri için söz konusu olduğunu belirten Necla Hanım “Toplumda hâlen yer alan gelenekler ise bunun tam aksi bir uygulamayı ortaya koymaktadır” diyor. Aile fertlerinin birbirlerine huzur vermesi, birbirlerinde rahatlayıp sakinleşmesi, sevgi ve merhameti dışarıdan önce ailede tatbik etmesi gerektiğinin altını çizen Yasdıman “Ailesinin dışındaki insanlara en büyük nezaketleri gösterip aile fertlerini kale almayanların mutlu olması imkânsızdır” ikazında bulunuyor. Sizleri dergimizin formatı gereği kısaltmak zorunda kaldığımız röportajımızla baş başa bırakıyor, röportajın tamamı için web sitemizi ziyaret etmeye davet ediyoruz…

“İSLAM HUKUKU, DİNİN TAMAMI DEĞİLDİR”

Hocam, aile hukuku üzerine yapmış olduğunuz çalışmalar neticesinde eşler arası ilişkiyi düzenleme hususunda mühim gördüğünüz noktaları bizimle –özetle- paylaşır mısınız?

Evet, öncelikle şu anda bizi okuyanlara selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Asırlardır kitaplarda hüküm süren klasik İslam aile hukukundaki maddelere bakıldığında, verilen tüm kararların ayet ve sahih hadislerden kaynaklanmadığı, insan unsuru olarak âlimlerin de yorum ve katkılarının olduğu artık çoğunluk tarafından bilinmektedir. Buna rağmen içine insan unsurunun karıştığı bazı kararların, zararları belli olmasına rağmen hala kutsallığının devam ettirilmesi kadın açısından bir zulmün devamı olabilmektedir. Yani İslam hukuku, dinin tamamı değildir. Örneğin bekâr kızın rızası alınmadan babasının kabul vermesiyle evlendirilebileceği fetvası Hanefi mezhebi hariç ehl-i sünnet dediğimiz diğer dört mezhebin de fetvasında vardır. Hâlbuki buna dair hiçbir ayet ya da hadis delili yoktur. Bu konuda şu rivayet vardır:

Ebu Hureyre anlatıyor:

Resulullah “Dul kadın kendisiyle istişare edilmeden nikâhlanamaz, bâkire de izni sorulmadan nikâhlanamaz” buyurmuşlardı. Ashabı sordu: “Ey Allah`ın Resulü! Onun izni nasıl olur?” “Sükût etmesiyle!” dedi. (Buhari)

“Kızın sükûtu onun iznidir” beyanı, sesi çıksa da kabul olmayacak bazı ailelerde yangının üstüne körükle gidişin vesilesi olmuştur. Ancak, bu rivayette bir kızın babası tarafından zorla/rızası olmadan evlendirilebileceğine dair hiçbir işaret yoktur. “Dul kadın kendi hakkında velisinden daha çok hak sahibidir. O halde bekâr kızın böyle bir hakkı yoktur” gibi bir mantıkla ne yazık ki; asırlar boyu ve hatta günümüzde bile, ülkemiz de dâhil olmak üzere İslam âleminin önemli bir kısmında, evlenmeleri sırasında kızların görüşlerine başvurulmamış ve başvurulmamaktadır.

Bize göre, bir kadın için zorla evlendirilmenin hiç bir haklı gerekçesi olamaz. Çünkü evliliği yaşayacak olan ne baba ve ne de diğer velilerdir. Bu nedenle kendisi adına karar vermek kadına karşı büyük bir haksızlıktır. Fakat kanaatimizce Cahiliye Devri Arap âdetinin kalıntıları, o coğrafyadaki gelenekler, adetler, tarihi süreç içerisinde kadınların şu ya da bu sebeple hem sosyal hayatın hem de ilim ve karar mercilerinin dışında kalmaları, bazı ilim ehlini ve onlara tâbi olanları bu sonuca götürmüştür.

“AYRILIK, EN SON DÜŞÜNÜLECEK DAVRANIŞ ŞEKLİ OLMALI”

Bu hakikaten de çok mühim bir nokta… Peki, eşler arası ilişkiyi düzenleme hususu?

Şu var ki; ailede isteklerinizi ya sevgiyle ya da zorla yaptırırsınız. Konuşmaya ve ikna kabiliyetine başvurma zahmetine katlanmayan birçok birey, ailede şiddet yolunu isteklerine daha kolay erişme yolu kabul etmiş görünmektedir. “Kork Allah’tan korkmayandan” sözü bu sözün yansımasının toplumda giderek büyüdüğünü göstermektedir. Diğer yandan artık kadın, eski ailedeki kadın gibi değildir. Uydurulmuş ya da zayıf hadislerle pek çok konuda ailenin bazı fertlerine itaate zorlanma ya da dinle kandırılma; artık terkedilmeye yüz tutmuştur. Kadın pek çok konuda hak ettiği saygıdeğer yerini inşallah alacak. Allah`ın kendisine verdiği eğitim, eş seçme hürriyeti, bazı mezheplerce hiçbir ayet ya da sahih hadise dayanmadan kısıtlanan evli kadının ana-baba ve akraba ziyareti ya da ihtiyaçları için dışarı çıkma hürriyeti gibi hakları tekrar kendisine iade edilecektir.

İslâm kadına lütfetmiş, haklarını vermiştir. Ancak bu durum Asr-ı Saadet ve İslâm`ın ilk devirleri için söz konusudur. Toplumda hâlen yer alan gelenekler ise bunun tam aksi bir uygulamayı ortaya koymaktadır. Kadınların aleyhine olan, birtakım zayıf ve uydurma hadisler kadının geri planda kalması için halk üzerinde bir baskı kurmuş, böylece İslâm düşmanlarının bize yapamadığını biz kendimize yapar hale gelmişizdir.

Hz. Peygamber’in ayetle emredilen sıla-i rahmi yasaklayarak, Kur’an’a aykırı davranışta bulunması düşünülemez. Allah’a itaat, kocaya itaatten daha önce gelir. Asıl günah, kocanın Allah’a isyan konusundaki isteklerine boyun eğmektir.

Kadın artık haklarını öğrenmekte ve sorgulamaktadır. Bugün halk içinde hocalardan daha fazla bilgiye sahip insanlar vardır. Ancak kadınımıza biraz daha mütevazı olmak, kocasıyla yarışmaya kalkmamak tavsiye edilebilir günümüzde. Zira erkeklerin ya da insanın şahsiyetini yaralayacak tartışmalarla, kimsenin kazanmayacağı ortadadır. Haklı mı olmak istiyorsun mutlu mu olmak istiyorsun tezi, pek çok insana sorulduğunda ikincisi tercih edilmektedir. Fakat kimse şeytanın teşvik ettiği gururundan vazgeçmemekte sonuçta kaybeden kendisi olmakta ve yuvalar yıkılmaktadır. Merhamet, hoşgörü ve sabır ibadeti olmazsa; evlilik ibadeti de başarılamaz. İbadet sadece abdest, namaz ve oruçtan ibaret değildir. Allah-u Teâlâ’nın tüm kitabı yani Kur`an`ın emirlerinin tamamı ibadettir.

Bize göre, iyi gününde bir insandan faydalanıp zorluğa düştüğünde onu terk etmek insanlığa yakışan bir davranış değildir. Allah “Her zorlukla birlikte bir kolaylık” (İnşirah / 5, 6) yarattığını kendisi söylemektedir. Kocanın gayretli olması, çalışmak istemesi, boş gezmeyi, tembelliği sevmemesi ve parası olduğu zamanlar onu ailesiyle paylaşması gibi durumlarda her şeye bir çare bulunabilir.

Kadının, nafakasının karşılanmaması durumunda hemen boşanmayı düşünmek yerine öncelikle mevcut bütün imkânları kullanması daha uygun bir davranış olacaktır. Dolayısıyla ayrılık, en son düşünülecek davranış şekli olmalıdır.

Kadının ayrı bir geliri varsa, böylesi zor durumlarda evin geçimine yardımcı olması, insanlık gereğidir. Şayet eşine iş bulunmaz da karısı uygun bir iş bulursa ve kocası da ev işlerinde yardımcı olursa bu gibi şartlarda, kadın da çalışıp evine katkıda bulunabilir. Allah’ın dediği gibi: “Güçlükten sonra kolaylık” gelir. Önemli olan çare aramaya devam etmektir. Unutulmamalıdır ki “insana ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm / 39)

“AİLE FERTLERİ BİRBİRLERİNE HUZUR VERMELİ”

Malumunuz kadının konumu asırlardır, esasen insanlık tarihinden bu yana sorgulanmakta. Güzel dinimizin bu konuma ilişkin hangi yaklaşım-lar-ı, muhakkak bilinmeli ki; kadın-erkek herkes, esas olanın ‘takva’ olduğunu ve eşitlik söylemlerinin yersizliğini kavrayabilsin?

Ayette “Kadınlara iyi davranın. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, hoşlanmadığınız birşeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir” (Nisa / 19) buyrulmaktadır.

Kurtubî söz konusu ayetin şunları kastettiğini bildirir; “Allah’ın güzel muamelede bulunun, emrine uygun şekilde kadınlarla iyi geçinmek, mehir ve nafaka konusundaki haklarını en iyi şekilde ödemek, suçsuz yere surat asmamak, konuşurken çirkin ve kötü söz söylememek, ondan başkasına meylettiğini göstermemekle olur. Allah, canlılık ve ahenk olması için bir araya gelindiğinde, onlarla en iyi şekilde arkadaşlık etmeyi emretmiştir. Bu benlikler için de, hayat için de en rahatlatıcı şeydir.”

İbn Kesir ise bu ayetin “Kadınlarla güzel bir şekilde konuşun, işlerinizi ve durumlarınızı güç yetirebildiğiniz kadarı ile güzelleştirin. Size nasıl davranılmasını istiyorsanız siz de onlara öyle davranın” demek istediğini bildirir.

Ayetin ikinci bölümü olan “... Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, hoşlanmadığınız bir şeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir” cümlesi ile ilgili olarak İbn Kesir; “Belki de sizin hayrınız, istemeyerek de olsa onlarla birlikte olmanızdadır ve belki de bu durum, sizin için dünya ve ahirette pek çok hayırlar getirecektir” der ve sonra da İbn Abbas’ın: “Bu ayetten kasıt, erkeğin kadına şefkat göstermesi dolayısıyla, Allah’ın kendisine ondan bir çocuk ihsan etmesi ve belki de bu çocukta birçok hayır olmasıdır” sözünü nakleder.

İbn Müflih de hayatın bu muammasını şu sözleriyle ortaya koyar: “Sevmediğimiz şeyler hayra döner, sevdiğimiz şeyler sonradan kötüye döner, sevmediğimiz şeylere sabredelim.”

İnsan olarak bir erkek, karısından üstün değildir. Dini açıdan erkek ve kadın kesinlikle aynı değerdedir: “…Erkek veya kadın, her kim inanıp iyi işler yaparsa cennete girer.” (Nisa / 124)

Yine şu ayetler kadına iyi davranmanın farz olduğunu ortaya koymaktadır:

“Boşanma iki defadır. Bundan sonra ya iyilikle tutmak ya da iyilikle salıvermektir. Kadınlara verdiklerinizden bir şey almanız size helâl olmaz…” (Nisa / 124)

“Boşadığınız, fakat iddeti dolmamış kadınları gücünüz nispetinde, kendi oturduğunuz yerde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hâmile iseler, doğurmalarına kadar nafakalarını verin.” (Talak / 6)

“Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın; Allah kendini beğenen ve böbürlenip duran kimseyi sevmez.” (Nisa / 36)

Hz. Ali, İbn Mes’ud ve İbn Ebî Leylâ, ayette geçen ‘yakın arkadaş’ın, erkeğin yanında ve onunla birlikte olan kadın (zevce, erkeğin karısı) olduğunu söylemiştir. Bu ayetlerin yanı sıra kadınlara güzel muamele edilmesi ile ilgili delil olarak kullanılan hadisler de çoğunluktadır:

“Kadınlara hayırhah olun.” (Buhari)

Nevevî’ye göre bu hadiste, kadınlara yumuşak davranma ve onlara güzel muamelede bulunmaya teşvik vardır. İnsanın da konuştuğu zaman ancak hayrı konuşması ve kadına öfkelenmemesi gerekir. Çünkü hoşlanmadığı bir huyu varsa buna karşılık hoşnut olduğu bir başka huyu da vardır.

“Müminler arasında imanca en kâmil olanı, ahlakça en güzel olanıdır, en hayırlınız da kadınlarına (ailesine) hayırlı olandır.” (Tirmizi)

Bu ayet ve hadisler, Müslüman olduğunu söyleyen bir erkeğe yetmez mi acaba? Kur’an’ın en büyük tatbikçisi ve yorumcusu olan Hz. Peygamber “... Kadınlara güzel muamele edin...” ayetini hayatında yaşayarak bize örnek olmuştur.
 
Kur’an “Gerçekten Allah’ın Resulünde sizin için en güzel örnekler vardır” (Ahzab / 21) buyurmaktadır.

Özellikle, ‘en sahih kitaplar’ unvanını alan Buharî ve Müslim’in eserlerinde, güzel muamele kapsamında değerlendirilebilecek pek çok konu ve rivayet bulunmaktadır. Örneğin, sevgi bir olgudur ve bunu kocasından beklemek kadının en temel hakkıdır. Bu bağlamda ayette de “İçinizden, kendileriyle rahatlayacağınız eşler yaratıp; aranızda sevgi ve merhamet var etmesi, O`nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda düşünen millet için ibretler vardır” (RUM / 21) buyrulmaktadır.

Ayette her insanın mutlaka istediği ve hedeflediği üç husus vardır:

a)Rahatlık (huzur)
b)Sevgi
c)Merhamet.

İşte bu üç unsurun yegâne bulunacağı yer olarak da eşler yani aile gösterilmiştir. Aile fertleri birbirlerine huzur vermeli, birbirlerinde rahatlayıp sakinleşmeli, sevgi ve merhameti dışarıdan önce ailede tatbik etmelidir. Ailesinin dışındaki insanlara en büyük nezaketleri gösterip aile fertlerini kale almayanların mutlu olması imkânsızdır. Bedelini de daha bu dünyadayken ödediklerini, hayat bize göstermektedir.

Kadının kocasından kendisine sevgi göstermesini istemesi doğaldır. Ailede sevgi, tıpkı yeme ve içmeye olan bir ihtiyaç gibidir. Sevgi, Allah’ın en önemli ve olmazsa olmaz nimetlerinden biridir. Sevgi yokluğunda bunalım yaratabilecek ve onu elde etme uğruna birçok günah yollara sapılabilecek bir duygudur. Bu ihtiyacı, güzel muamelenin sınırları içinde değerlendirmemek, kadının yalnızca maddî ve bedeni hakları üzerine ağırlık vermek, İslâm’ın öğretisiyle örtüşmemektedir.

Geçmişte olduğu gibi maalesef bugün de birçok erkek eşine sevgi dolu sözcükler kullanmayı ve ona iltifat etmeyi onuruyla bağdaştıramamaktadır. Çünkü böyle davrandığı taktirde otoritesinin sarsılacağına inanmaktadır. Kadınlar ise, bu hususta tatmin olamamaları ve kocalarından sevgi sözcükleri ile birlikte, takdir ifadelerini duyamamaları yüzünden acı çekmektedir.

Hukukta yer almasa da hadislere baktığımızda, Hz. Peygamber’in sevgiye değer verdiği başkalarına da eşini sevdiğini söylemekten çekinmediği görülmektedir. Ayrıca, kocasıyla ordan burdan konuşmak, dinlenilmesini istemek, sevgi ve saygıya dayalı nitelikli beraberlik arzu etmek kadın için bir haktır. Birlikte yemek davetlerine katılmak, onsuz tadını alamadığı için eşinin davet edilmediği yere gitmek istememek, birlikte şakalaşıp gülmek, eğlenmek ve düğünleri eğlence sebebi saymak, hep bu nitelikli beraberliğin Hz. Peygamber’in hayatındaki görüntüleridir. Bunlar olmadığı taktirde diğer bütün maddî imkânlara sahip olmanın ne önemi vardır?

“ŞÜPHESİZ EVLİLİK HAYATI, HEP GÜLLÜK GÜLİSTANLIK DEĞİLDİR”

Peki, Sevgili Peygamberimizin bu husustaki tavsiyelerini nasıl okumak gerekiyor?

En büyük dünya nimetini hayırlı bir eş gören Hz. Peygamber, huzurlu olmak için dindar eşin tercih edilmesini tavsiye etmekte ve evlenmeden önce üzerinde anlaşılan şartların yerine getirilmesini istemektedir. İnsanları birbirine nezaket içerisinde hitap etmeye çağıran o yüce şahsiyet, kadınları kırılacak bir cam kadar nazik görmekte; bu nedenle de onlara karşı şefkatle davranmaya ve tahammül göstermeye teşvik etmektedir. Kadınların vasıta kullanmalarını takdirle karşılamakta hatta karısının rahat etmesi için de bineğine örtü serip, binmesi için dizini basamak olarak kullandırmaktadır. Zaman zaman eşinin kendi dünyasında rahatlamasına ve eğlenmesine yardımcı olmaktadır. Hanımlarının kendilerini karşılamaya hazırlanabilmeleri için, geceleyin seyahatten dönen kocaların ani sürpriz yapmalarını istememektedir.

Günümüzde kadınların büyük bir çoğunluğu kocalarının ilgisizliğinden yakınmaktadır. Hâlbuki Hz. Peygamber’in erkeğin karısını ihmal edecek kadar yoğunlaşmasını, ibadet için bile hoş görmediği hatta seyahate gideceği zaman, çekilen kuraya göre, hanımlarından birisini de beraberinde götürdüğü nakledilmektedir. Yine O, hanımlarının isteklerini yerine getirmek için elinden geleni yapmaktadır. Bu meyanda, bir kimsenin ailesi için harcadığı parayı en yüksek sevap olarak göstermekte ve kişinin hanımının ağzına koyduğu lokmadan bile mükâfat elde edeceğini söylemektedir. Bu çerçevede, geride ailesi olan kimselerin mallarının tamamını bağışlamalarına izin vermemektedir. Kadının kocasının çok evliliğine itiraz hakkına saygı göstermekte esasen kendisi de eşini kıskanmaktadır.

Şüphesiz evlilik hayatı, hep güllük gülistanlık değildir. Eşlerin birbirlerinde görmek istemediği pek çok şey bulunabilir ve bazen taraflar arasında kırılmalar da olabilir. Nitekim Hz. Peygamber de vefatından önce rahatsızlığı esnasında ağır hastalığının şiddetiyle, Hz. Aişe’ye sözünü dinlememesi sebebiyle kızmış ama yine de onu yanında istemiş ve kendisini onun kucağına bırakmıştır. Yine, o sıkıntılı halinde kendisiyle kalma konusunda tercihlerini eşlerine havale etmekte, hanımlarının kendisine kızdığı zamanları da çok iyi bilmektedir. İşte Hz. Aişe, bu özeliklere sahip olan bir eşle evli olmakla en bahtlı kadının kendisi olduğunu açıkça itiraf etmektedir.

Buhârî ve Müslim’in “Sahîh”lerinde bulunan ve örnek olmak üzere sadece bir kısmını verdiğimiz bu rivayetler; asırlardır kıymeti bilinmeyen ve her çağda değişik kisveler altında horlanıp ezilen kadına İslâm’ın verdiği değeri göstermektedir. Unutulmamalıdır ki, bu davranış biçimi o yüce insanın “Kadınlara güzel muamele edin...” (Nisa / 19) ayetine fiili olarak getirdiği yorumun sadece bir kesitinden ibarettir.

“ARAPÇA BİLMENİN KADINI-ERKEĞİ YOK”

Arapça Dil Eğitimi noktasında etkin adımlar attınız ve bu bağlamda dersler vermektesiniz. Bilhassa hanımlar açısından Arapça bilmenin önemi/gerekliliği noktasında neler söylersiniz?

Doğrusu Arapça bilmenin kadını-erkeği yok diye düşünüyorum. Mademki Kur`an Arapça... Kur`an, Ahmed`in Mehmed`in kitabı değil ki; ona diğer kitapların muamelesini yapalım. Allah lütfetmiş bize kitap göndermiş, nasıl ve ne hakla bu kitaba ilgisiz kalabiliriz? Onu hangi değerin önüne geçirebiliriz? Allah bunun hesabını sorsa haklı değil mi? O`nu tanımanın, O`nunla konuşmanın tek yolu bu değil mi? Suphanallah! Ben bu kitaba karşı insanların bu kayıtsızlığını anlamıyorum. Kur`an`ın ifadesiyle "anlaşılsın diye" indirilen bir kitap Kur`an. Ve orijinalini anlamanın yerini hiçbir meal tutamaz.

Üstelik günümüzde icat edilen tekniklerle artık kimsenin bir bahanesi kalmadı. “Adım Adım Kur`an Dili” adlı kitabımızı çalışanlar bunu başarıyorlar. İki sene ya da sıkı çalışmayla bir senede halledilebilir bu kitap. Dershane var. Kendi kendine bile çalışanlar var. Arkadaşlarıyla grup kuranlar var. Millet 4-5 dil öğreniyor. Şurada iki kapak arası bilgi mi öğrenilemeyecek? Allah öğrenebilecek yetenek ve kabiliyeti vermiş. Ancak insanlar bu kabiliyet ve yeteneklerini, çalışmakta değil; sabah ayrı, öğleden sonra ayrı, gece ayrı dizilerde ve yararsız TV programlarını izlemekte tüketiyorlar. Dileyenler, bu kitabı internette ücretsiz “Adım Adım Kur`an Dili” programından da izleyerek öğrenebilirler.

“ERKEK-KADIN BİRBİRİNE MUHTAÇ BİR ŞEKİLDE YARATILMIŞTIR”

Hocam, Feminizm konusunda da sormak istiyorum. Malumunuz her kesimin farklı bir yaklaşımı ve bakış açısı mevcut. Sizce bu akımı tetikleyen en önemli faktör nedir? Bu açıdan –bu akıma kapılanlara- tavsiyeleriniz varsa alabilir miyiz?

Bu akımı tetikleyen en önemli faktör, kişilerin yaptığı zulüm ve haksızlıklar. Sonuçta da böyle bir akıma isim oluyor ne yazık ki. Erkek-kadın birbirine muhtaç bir şekilde yaratılmıştır ve Tevbe Suresi 72. ayetinde de belirtildiği gibi erkek ve kadınlar birbirlerinin velisi/dostlarıdır; birbirlerinin düşmanı olmazlar, mümin olmaları hasebiyle. Birbirlerine yardım edip ailelerine ve topluma katkıda bulunmak durumundadırlar. Ayetler yok ki insanların hayatlarında, rehberlik alabilsinler… Her gün sabah namazından sonra Kur`an`dan bir cüzü anlayarak okurlarsa ya da dinlerlerse; stres, bunalım diye bir şey kalmaz, Allah`ın istediğinden başka izmlerde de gözleri olmaz.

Kadın ve erkek ‘halife’ olarak yaratılmış olmaları hasebiyle Allah-u Teâlâ’nın okunmayı gerektiren ayetleriyken; kişiyi bu hakikate karşı kör kılan nedir sizce?

Kur`an`dan ve ilimden yoksun olması… Bunlara teşvik meselesinin de yeterli ve özendirici olmaması. Çevreni ve arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim hesabı…

“PEK ÇOK YETENEK HEBA OLUP GİDİYOR”

Her insan fıtratına yüklenmiş kendine has bir takım yeteneklerle yaratılmışken; onu bu özelliklerini fark etmekten ve ortaya koymaktan alıkoyan nedir peki? Şahsiyetindeki yaraları da onarma adına –bilhassa hanımlar açısından düşünüldüğünde- neler yapmalı bir kimse?

Kendisine böyle bir bildirim yapılmamış olması. Yapılan bildirimlere kulak asmaması. Heva ve heveslerine takılıp kalması. Böylece pek çok yetenek heba olup gidiyor. Kadın açısından sadece ev ve ev işleri de bir süre sonra onu tatmin etmemekte; başka arayışlara girmektedir. Ancak bu kabiliyetler onun sevdiği doğru yöne çekilmezse maalesef çok kaybımız olmaktadır. Dernekler, hayır kuruluşları, kurslar ve eğitim vasıtaları, kadını böylece hem sosyal bir ortama taşıyacak hem de ruhen tatmin olmasına vesile olup salih amellerin içine sokacaktır. İmanla birlikte salih amel yani fert, ailesi ve toplum adına hayırlı olacak işler… İşte Allah`ın istediği de bu değil midir?

“HAYAT KUR`AN`LA GÜZEL VE ANLAMLI”

Son olarak, sizi etkileyen unutamadığınız bir anınız varsa bizimle paylaşır mısınız?
 
Unutamadığım anım Arapça grameri çalıştıktan sonra Kur`an`ın manasını çözmeye çalışırken, tam bir ayeti anladığım günün sevincidir. Demek ki olabiliyormuş, dediğim gün çevremdeki herkesi buna çağırdım ve hala çağırmaya devam ediyorum. Dünyamın en mutlu saatleri Kur`an`ın başında onu anlamaya çalıştığım ve bugüne bakan mesajlarını da kavramaya çalıştığım saatlerdir. Hayat Kur`an`la güzel ve anlamlı. Onsuz bomboş…

Rabbim muvaffakiyetler versin hocam. Bize vakit ayırdığınız ve değerli paylaşımlarınız için teşekkür ederim…
     
Necla Yasdıman Kimdir?
1962 İnegöl/Bursa doğdu. İlkokulu Bandırma, ortaokulu İnegöl’de bitirdi. İzmit Derince Lisesi’nden mezun oldu. Yükseköğrenimini Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde (1984) tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı’ndaki Doktora çalışmaları ile ilgili araştırma yapmak üzere 1994 senesinde Mısır’da bulundu. 1995-1998 yıllarında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın irşat görevlisi olarak Melbourne/Avustralya’da kaldı. Avustralya dönüşü “Aile Hukuku ile ilgili Hadislerin Tahlili ve Mezhep İmamlarının Anlayışları” başlıklı teziyle Temel İslam Bilimleri Hadis Ana Dalı’nda doktor unvanını aldı. 2015 yılı başlarından bu yana İzmir Katip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Arap Dili ve Belagati Bölümünde Yardımcı Doçent olarak görev yapmaktadır.


Röportaj: Elif Yüksek / Nisanur Dergisi - Kasım 2016 (60. Sayı)

 
21-11-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.