Nerdeyse Mirasçımız Olacaklar!

Rümeysa Sülün
Komşuluk esaslarının unutulduğu ve herkesin evinde çekirdek aile kurma derdinde olduğu bu zamanda, komşuluk esaslarını unutan biz Müslümanlar… Hele ki çok yoğun olduğunu söyleyip komşuluk esaslarına dikkat etmeyen biz davetçiler… Ne yaman bir haldir, içinde olduğumuz.
Bismi Hu!

Allah’ın selam ve rahmeti üzerimize olsun…

Komşuluk esaslarının unutulduğu ve herkesin evinde çekirdek aile kurma derdinde olduğu bu zamanda, komşuluk esaslarını unutan biz Müslümanlar… Hele ki çok yoğun olduğunu söyleyip komşuluk esaslarına dikkat etmeyen biz davetçiler… Ne yaman bir haldir, içinde olduğumuz.

Resulullah Efendimiz (SAV) buyuruyorlar:

“Cebrail bana, daima komşu hakkını tavsiye ederdi. Öyle ki ben, komşuları birbirine mirasçı kılacak zannetmiştim!” (1)

Şu anda aynı sokakta oturan insanların birbirini tanımaması hatta aynı apartmanda aynı katta yaşayanların dahi birbirlerine selamı bile fazla görmeleri, bizim yapmamız gereken esaslardan ne kadar da uzaklaştığımızı gösteriyor.
 
Hâlbuki bizler davetçi olmamız hasebiyle komşularımız arasında ayrım yapmadan; görünüşüne, fikrine veya davasına bakmadan bu esaslara daha önemle dikkat etmeliyiz. Velev ki komşumuz bizimle aynı fikirde olmasın. Dinimizin bizden istediği ve Resulullah’ın bizi yönlendirdiği gibi hareket edecek olursak; bize karşı komşumuz tarafından örülen buzdan duvarları tevazu ve güler yüzümüzle yıkabiliriz. Amacımız Allah’ın bizden istediği gibi hareket etmekse, bunlar yapılması gerekenler olmalı…

Hatta bizim bu çabamız ve yaptıklarımız, bizim fikirlerimizin ve inancımızın zıddını savunan ve yaşayanlar hatta aleyhimize konuşan insanlara karşı büyük bir etkileşim ve sıcaklık oluşturacaktır biiznillah.
 
Bizler davetçiyiz! İnsanları, fikirleriyle ve davranışlarıyla yargılayamayız. Hareketinden veya yaptığı yanlışlardan dolayı hiçbir insana değersiz ve düzelmez gözüyle bakamaz, onu silip atamayız. İslam’a davette hiç ilgisi olmayan insanlarla hatta bize karşı çok soğuk olan insanlarla uğraşırken, onlar için bir şeyler düşünüp çaba sarf ederken; yanı başımızda her kapımızı açtığımızda hemen hemen her defasında gördüğümüz komşumuza hakikatleri anlatmakta neden tembellik ediyoruz?

En büyük görevimiz olan kötülüğe karşı uyarı görevimize, Resulullah (AS) gibi en yakınımızdan başlamalı; önce ailemiz ondan sonra en yakın olan komşularımızla yakından ilgilenmeliyiz.

Bizler davetçi olmamız hasebiyle ince düşünen insanlar olmalıyız, bize yakıştığı gibi. Yaptığımız yemeğin kokusunun komşumuza gittiğini, evde çıkan sesin onları rahatsız edebileceğini ve komşumuza olan tavrımızın nasıl anlaşılacağını iyi hesaplamalıyız.

Olabilir, komşumuz belki bizim kadar ince düşünmüyor hatta rahatsız edici bir yapıya sahiptir! Ama komşumuzun iyiliklerinden memnun kaldığımız oranda, en az onun kadar, kötü huylarına da tahammül edip usulünce uyarmalıyız.

“Birbirinize hediye veriniz. Çünkü hediye, gönüllerdeki dargınlığı yok eder. Komşu hanımlar birbiriyle hediyeleşmeyi küçümsemesin! Alıp verdikleri şey, azıcık bir koyun paçası bile olsa!”
(2)

Tıpkı Efendimiz (SAV)’in buyurduğu gibi, hediyeleşmenin ne kadar büyüleyici havası olduğunu hepimiz biliriz ve bunun hanımlar üzerindeki etkisinin de farkındayızdır.

Kim düşünüldüğünü hissettiği ve kendisine özel muamelede bulunan kimseden hoşlanmaz ve o kişiye karşı iyi düşünceler beslemez ki?

Bu büyülü şeyi (hediyeleşmeyi), aramızın pek de sıcak olmadığı kişilere yapmak daha yerinde olacaktır. Ki en zoru da budur…

Tahammül edemediğin insanlarla konuşmak zorunda kalmak, hatta aynı ortamda bulunmak zordur! Kimse yıldızının barışmadığı insanla iyi olmak için çabalamaz. Hele ki ondan kendisine bir yarar veya iyilik dokunmayacaksa… Oysa davetçi, nefse ağır gelen şeyleri yapabilmek ve zorlukları aşabilmek için çabala(malıdı)r.

Bazen çok zor olan insanlar vardır ve siz her muhatap olduğunuzda sizi rahatsız eden davranışlarda bulunur. Sizin hem ailenizi hem de sosyal hayatınızı etkiler ve bunlara karşı tavır takınılması gerekir elbette. Hatta bu söylediklerimizi, o kişiye karşı sırf komşuluk hakkı veya kardeşlik hakkını düşünüp yapmamız durumunda işlerin daha kötüye gideceğini bile gözlemliyor/düşünüyor olabiliriz. Tabi ki bunlar hayatı biraz zorlaştıracaktır. Ancak bunları yaparak, kendi elimizle kendimize kötülük yapmış olacaksak; böyle kişilere karşı sadece selam ve güler yüzlülükte yetinelim. En azından bunu yapabilmek gerekiyor. Tabi bu çizgiyi tutturabilmek de mühim…

Komşularımızdan rahatsız olunacakları elbette vardır! Ama öncelikle acaba biz razı olunan bir komşu muyuz? Bunu düşünmeliyiz. Ve çevremizde rahatsız olunan komşu tiplemelerindeki huyları gözden geçirmeli; “Bizlerde de bu hasletler var mı?”, diye kendimizi muhasebeye çekmeliyiz.

Bize karşı yapılan rahatsız edici, hatta kınadığımız hareketleri, bizler de farkında olmadan yapıyor olabiliriz. Öncelikle men ettiğimiz davranışlar ve hasletlerden arınma yolunu bulmalı; en kısa zamanda onlardan uzaklaşmalı ve örneklik teşkil etmeliyiz.

Sürekli dillendirdiğimiz hatalar, şayet bizde varsa ve biz sadece başkaları üzerinden bunları eleştirip kınıyorsak bu haksızlık olur. Önce kendi benliğimizi arındırmalı, hatayı kendimizde aramalı ondan sonra başkalarının hatalarını düzeltme derdinde olmalıyız.

Anlattıklarımızı hayatımıza geçirmeyi, kınadıklarımızdan uzaklaşmayı nasip eyle Allah’ım…

1)Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140
2)Tirmizî, Velâ, 6/2130


Rumeysa Sülün / Nisanur Dergisi – Şubat 2016 (51. Sayı)
 
19-02-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.