Nisan Kurtuluşumuzun Baharı Olsun!

Başyazı
Bu mirasın varisleri sizlersiniz. Her yeni bahar, bu veraseti yâd ettirecek bir haşiye olsun size. Çalışın, çabalayın, koşuşturun, anlatın! Camiler, dernekler, Cuma sohbetleri, okul sıraları, mescitler, hastane kuyrukları, mesai araları buna bir vesile olsun. Bebeğinize okuduklarınız dahi bunları terennüm edeceğiniz ninniler olsun. Bu ümmetin kadınları, baharla yıkanlara mukabil baharla yapanlar olsun!
Bismillahirrahmanirrahim

“Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah’ın ayetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçip kabarır. Ona can veren, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.”
(Fussilet / 39)

“O, suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz. İşte siz de böyle diriltileceksiniz.” (Zuhruf: 11)

Âlemlere rahmet efendimizin viladeti ile anılan Nisan ayını yaşamaktayız. İdrak ettiğimiz anlar ayrıca arzın ölü gömleğinden sıyrıldığı, yenilendiği, tazelendiği ve tabiri caizse yeniden ‘diriltildiği’ anlardır. Allah azze ve celle, sûra ikinci üfürülüş ve cesetlerin kabirlerinden çıkıp yeniden can bulmasını sıkça anlatır ve bahardaki yenilenmeyi buna delil olarak getirir yüce kitabında. Bu ayetleri her okuyuş da bir silkiniş, bir toparlanma ve yenilenmeyi icab ettirir.

Yukarıdaki ayetlerden de anlaşıldığı üzere yeryüzü baharı, mezkûr hakikatin en büyük ve bariz temsilidir… Mü’minlerin değişmek, yenilenmek, iman ve amel bakımından takviye olmak için bir sebebe, bir vakte ve bir ele ihtiyacı yoktur elbette. Ancak vakitlerin değişimindeki birçok hikmetten biri, bu değişimler vesilesiyle monotonluktan kurtulmaktır. ‘İki günü birbirine müsavi olan hüsrandadır’ buyruğundan anlıyoruz ki her uyanış bir gelişim ve terakkiye sebep olmalıdır.

Tüm bunlara istinaden diyoruz ki, baharla beraber bizler de kulluğumuzun baharını yaşamalıyız. Bolluk, rahatlık ve dünyaya bağlılık ile azalan hassasiyetlerimizi yoğunlaştıralım. İslam ve Müslümanlara hizmet, yetime, öksüze, düşküne, hastaya ve yaşlıya dönük nazarlarımız, merhametle bir anlam kazansın.

Darlık ve bazen imtihan bazen de şefkat tokadı sayılacak musibetlerle sinen ve köşeye çekilen heyecanımız canlansın. Tefekkkürü ve tevekkülü yeniden günümüzün başına ve işlerimizin akışına koyalım. Tefekkür ederek her işte bir hikmet, her hadisede bir plan, her cefada bir sefa görmeye başlayalım ve diyelim ki; ‘Allah hakîmdir, âlimdir, abesle istiğal etmez…’

Tevekkül ise zaten mü’minin şiarıdır. Esbabablarır yerine getirdikten sonra her işinin neticesini Allah’a havale etmek ve ondan gelene razı olmak… Baharla beraber önümüzdeki bir yılın genel bir planını yapalım ama ciddiyet ve gayretle beraber sonunu O’na havale ederken ‘ Rabbim! Ben ancak senin bildirdiğini bilir gösterdiğini görürüm. Ötesi benim için gizli ve gaib olandır. Ben arzularıma nail olabilmek için şevkle girişir ama senin takdir ettiğine erişir senin murad ettiğini elde ederim. Senden hayra ve saadete eriştirecek olanı, sana ve rızana, habibine ve şefaatine kavuşturacak olanı diliyorum. Senden her ne gelirse razıyım. Şükrü, hamdi ve acziyetimi unutmayacağım. Bana bu sözümde duracak sebat ve dirayet nasib eyle’ diye dua edelim.

Yıllardır yapmakta olduğumuz fiili ve kavli hizmet ve ibadetlerimizi daha bir huşu ile programlı ve planlı bir şekilde yapma gayreti içine girelim. Güzel olan her şeye ubudiyet nazarıyla bakalım. Secdelerimiz daha uzun ve daha yakınlaştırıcı olmaya başlasın. Omuzumuzdaki ağır yükleri, Allah’a yakın olmakla ve onun istediği dosdoğru çizgide yürümekle ancak kaldırabileceğimizi ve yükümüzün hafifleyeceğini unutmayalım. Farzların edasına, şevk ile kalkacağımız nafileler ve teheccüdler de eşlik etsin.

Bahar bize bu toprakları hatırlatsın. Zahirdeki yeşermenin batındaki kuraklığı unutturmasına izin vermeyelim. Manevi bir bahara özlem var. Genelde bütün âlemin özelde ise bu toprağın insanının ona değer katan özüne, dinine, şeriatına sahip çıkacak olanlara ne kadar muhtaç olduklarını hiç unutmasınlar. Bahar bize Allah’ın elçisi, efendimiz Muhammed Mustafa (SAV)’yı hatırlatsın. Bahar onun dünyaya teşrifi ve tenviridir. Nisan’ı dolu dolu geçirelim… Salavatlar, siyer okumaları, hadis ezberleri ve sünneti ihya çabaları ile “Kutlu Doğum”u tüm zerrelerimizde yaşayalım. Hiçbir liderin ve önderin Onunla kıyas edilemeyeceğini, başka bir önderin ancak Onun yolunun takipçisi olursa kıymetleneceğini, yoksa her ne kabiliyete sahip olursa olsun Peygamberin karşısında durmanın bu diyara zemheri kış ayazlarından başka bir şey yaşatmayacağını haykırarak herkese anlatalım.

Şeyh Said’i ve yeni bir güne başlama çabasını hatırlayalım. Bu milletin baharının, onun darağacında sallanan bedeniyle birlikte asılı kaldığını hatırlayalım. Bediüzzaman’ın komünizm ve ateizm tehlikesini, ırkçılık belasını nasıl okuduğuna, bu halkın başına ne tür bir bela açacağını net bir öngörüyle nasıl tespit ettiğine ve ömrünü bu uğurda nasıl geçirdiğine bakalım.

Bu mirasın varisleri sizlersiniz. Her yeni bahar, bu veraseti yâd ettirecek bir haşiye olsun size. Çalışın, çabalayın, koşuşturun, anlatın! Camiler, dernekler, Cuma sohbetleri, okul sıraları, mescitler, hastane kuyrukları, mesai araları buna bir vesile olsun. Bebeğinize okuduklarınız dahi bunları terennüm edeceğiniz ninniler olsun. Bu ümmetin kadınları, baharla yıkanlara mukabil baharla yapanlar olsun!

Rabbim bizlerin, kardeşlerimizin, halkımızın ve ümmetin İslam’la yeniden dirilmesine vesile olacak bir hal nasip etsin.

Allah’a emanet olun.

Başyazı / Nisanur Dergisi – Nisan 2017 (65. Sayı)
 
17-04-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.