Nisanımız Mübarek Olsun

Amine Baran
Gariptir... İnsan her şeyi sözle anlatamaz. Hem zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez. Bazen anlatmak için izlemek gerekir. Çoğu zaman anlamak ve görmek adına sükûta ihtiyaç duyar insan.
Gariptir... İnsan her şeyi sözle anlatamaz. Hem zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez. Bazen anlatmak için izlemek gerekir. Çoğu zaman anlamak ve görmek adına sükûta ihtiyaç duyar insan.

Aniden, dikkatini celbedeni temaşaya başlayıverirsin hiç konuşmadan… Bir bakmışsın ki, sükût sözden daha çok dokunmuş yüreğinin en ince köşesine... Sözün tesirinin kâfi gelemediği yerde ibret, öğüt nazarıyla seyre dalmış iki çift göz alması gerekeni almış ve dönüş için yola koyulmuştur bile... Belki şimdi de sözü sukuta bırakma, gözleri seyir için azad etme vaktidir... Susma vaktidir... Ne dersiniz?

Gözlerim duvarda asılı duran takvime ilişince, istemsizce bir tebessüm belirdi çehremde. Anlamıştım... Nisan dedim. Sustum... Bir seyyah gibi misafirhane-i umumiyi temaşa etme vaktiydi sanki. Sözler kifayetsiz kalacaktı. Yüreğe dokunan asıl inci sadece iki kelimede gizliydi.

Nisan! Altında sınırsız, eşsiz bir maneviyat yatan... Kelimelerin anlatmakta yetersiz kaldığı, daha gelmeden kalbe, ruha heyecan katan… İki kelimeye sığdırılmış sonsuz bir huzur. Tarifi zor, suskun bir o kadar da derin manalar taşıyan. Kutlu ay, mübarek mevsim, sanki bayram... Öyle ki yeryüzü bayramlıklarını giyinmiş de bekliyor gibi. Daha gelmeden kâinat selama duruyor.

Çiçekler bir başka kokuyor, kuşlar bir başka ötüyorlar seher vaktinde. Esen rüzgâr her zamankinden farklı esiyor gibi. Her mevsim nahifçe üzerimize yağması muhtemel olan yağmur taneleri, Nisan`da bir başka iniyor. Tane tane... İnce ince... Islanmış toprak kokusu her zamankinden başka mest ediyor âlemi... Kâinat kutlu bir sevincin coşkusuyla dolup taşıveriyor adeta. Mevcudatta var olan her canlıdan ‘lebbeyk’ nidaları yükseliveriyor sanki. Her yağmur tanesi salavatlarla iniyor yeryüzüne. Onun (SAV) gelişini müjdeliyorlar…

Büyük bir sessizlik kaplıyor âlemi. Dünyaya dair ne varsa unutuluyor sanki. Yüreklerde huzur, kalplerde heyecan… Gözlere yaşlar mutluluktan hücum ediyor bu defa. Ellerde tesbihler... Büyük küçük, bilhassa çocukların minik dudaklarından dökülen salavatlar, milyonlar olup tane tane çıkıyor semaya, sonra yağmur olup yağıyor üzerimize. Dillerde tek kelime; O geliyor...  Rasul geliyor...

Sanki kutlu Nebi geçiyor yeryüzünden. Kıyama kalkıyor mevcudat. Günah işlemeye utanır hale geliyor insanlık. Kalplerde bir ürperti… Dünyanın dört bir yanında Onun adı zikredilir hale geliyor; Muhammed... Nağmeler dökülüyor dudaklardan. Yine, yeniden kasideler diziliyor Onun adına. Sonra şiirler mısra mısra yerini alıyor bu ayın hemen başucunda.

Yer gök tekbir sesleriyle çınlıyor. Melekler de yer ehline eşlik ediyor sanki. Çünkü gökten yeryüzüne teşrif ediyor O, bir kez daha. Her insan manevi olarak, Resulü evinde misafir etmiş gibi sükûnete eriyor. Muhammed ismi harf harf yayılıyor tüm âleme. Ve sonra, Muhammed ismi bambaşka tezahür ediyor yeryüzünde. Tecellisi; sağ yanımıza adalet, solumuza sevgi, arkamıza saygı, önümüze merhamet olarak çıkıyor sanki.

Onun vasıflarının güzelliğinin ardı ardına tekerrür edilmesi, mest ediyor âlemi... Dünya yaşanmaya değer hal alıyor adeta. Sevgiyle bakan gözlerinin, dudaklarından çıkan güzel sözlerin, kulağınla işittiğin nağmelerin ve tekbir seslerinin, ruhundan taşarcasına girmiş o mükemmel maneviyatın, kalbine sığmayan heyecanın, Muhammed ismi şerifinde gizli olduğunu temaşa ediyorsun bir kere daha.

Ne de çok uzaklarda aramışız huzuru meğer. Gözlerin alışıyor kâinatın bu müthiş uyumuna. Alışıyorsun Resul’e... Nisan`a alışıyorsun. Ay anlam kazanıyor... Dakikalar saatleri, saatler günleri kovalayadursun... Gözlerin takvim yapraklarına ilişiveriyor. Yavaş yavaş seyrin sonuna geliyorsun. Sonra hafif bir korku beliriyor benliğinde. Ürperiyorsun. Nisan`ın terk edişi acı geliyor sana... Sanki Resul yeryüzüne veda ediyor.

“Bitti mi Nisan? Bir kutlu mevsimin daha sonuna mı geldik?” diye sorular dolaşıyor zihninde... İç âlemde keşfe çıkıyor, Nisan’ın sana ne kattığını sorguluyorsun. Sözü sükûta bırakmanın mutluluğu, içinde küçük sevinç çığlıkları atarken; dünyayı yaşanılır kılan tek güzelliğin, peygamberin ile Onun hayatındaki güzelliklerin senin hayatında da nakşolmanın sonucunda olabileceğini ibretle izliyorsun. Her ayı Nisan’a kabzederek yaşayabilmeyi temenni ediyorsun.

Ve sonra, iç âlemine veda ederken gözlerinden süzülen yaşlar, bedeninde sükûnete ermiş kalbin, ruhunda biriken maneviyat huzurla eşlik ediyor sana... Nisan’ın bereketiyle diline nakşolmuş salavatlar ve tekbirler bir sonraki Nisan’a kadar yoldaş oluyor sana...

Amine Baran / Nisanur Dergisi - Nisan 2016 (53. Sayı)
 
20-04-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.