Öğrenci Kardeşlerime - 1

Hacer Sara Arslan
Dikkat ederseniz, gayesiz Müslümanların artmasıyla yenilgi ve dönüşümler baş gösterdi. Bunun en önemli etkisi, gittikçe artan imkânlar, zevk ve eğlenceye götüren yolların yaygınlaşması, tüketici ve bencil bir dünya haline gelmemiz. Bu sebeple kendi rahatlarına düşkünlük ve -Allah muhafaza- bu uğurda bir zamanlar canını dahi verse çiğnemediği emirleri, yavaş yavaş terk etmesi... Yani dünyaya meylettikçe ahiretten çevirilen yüzümüz...
Allah`ın selamıyla...

Rabbimizin yardımıyla, liseli ve üniversiteli öğrenci kardeşlerimize faydalanmaları ümidiyle bir kaç mevzuda yazılarımız olacaktır. Önce kendimizin sonra siz kardeşlerimin istifade etmesini Yüce Rabbimizinden niyaz ederiz.

Genel olarak tüm insanlığın "hedefli - hedefsiz", özelde Müslümanların "dertli-dertsiz" olmak üzere ikiye ayrıldığını söyleyebiliriz. Kim olursa olsun hedefi ve derdi olan her insan takdiri hak eder. Zira bu, insanın en başta kendisine olan saygısının ve iyi de kötü de olsa kendisine bir yol çizdiğinin alametidir. Diğer türlü insanlar, her zaman toplumun, ailesinin ve dahi kendisinin başına bela olmuş; sıkıntılı, umutsuz ve gayesiz insanlardır.

Gök âleminden tutun, küçücük karıncalar dahi bir hedef uğruna cehd ederler ve belli bir nizam dâhilinde Yaratıcılarının emirlerine riayet ederler. Onlar dahi bu dünyada başıboş değil iken; biz, irade ve sorumluluk yüklenen, akılla donatılan insan nasıl gayesiz yaşar?

"Ey insan!
Kendini başıboş zannetme.
Zira şu kâinata nazarı hikmetle baksan hiç bir şeyi nizamsız gayesiz göremezsin.
Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin?"
(Risale-i Nur 14. Söz)

Dikkat ederseniz, gayesiz Müslümanların artmasıyla yenilgi ve dönüşümler baş gösterdi. Bunun en önemli etkisi, gittikçe artan imkânlar, zevk ve eğlenceye götüren yolların yaygınlaşması, tüketici ve bencil bir dünya haline gelmemiz. Bu sebeple kendi rahatlarına düşkünlük ve -Allah muhafaza- bu uğurda bir zamanlar canını dahi verse çiğnemediği emirleri, yavaş yavaş terk etmesi... Yani dünyaya meylettikçe ahiretten çevirilen yüzümüz...
...

Değerli kardeşlerim!

Gençlik insan hayatının en canlı, en dinamik ve en güzel bölümüdür. Fakat bu dönemde çizdiğiniz yol sizi geleceğe nasıl taşıyacak, dahası ahiretiniz için hangi ekinleri ektirecek, rızaya giden yolda eğilip bükülmeden nasıl yürümenizi sağlayacak... Asıl nokta burasıdır.

Dedik ya ‘hedefi olmak’ olması gerekendir. Her birinizin geleceğe dair bir takım planları var. Bunun için ömrünüzün yüzde %80`ini okul hayatında geçiriyorsunuz. Başka şehirlerde gurbeti yaşayarak okumaya çalışıyor, maddi imkânsızlıktan dolayı sıkıntı çekiyorsunuz. Bazen de derslerin ve sınavların stresinden psikolojiniz alt üst oluyor.

Evet, hedefe giden yolda çaba ve mücadele gayet olağandır. Allah mücadele edenlerle birliktedir. Fakat ortada sizce de bir problem yok mu?

Eskiye oranla genç kızlarımızın okumasının önü oldukça açıldı. Hem siyasi etkilerin ve artık değişen dünyanın çarklarına uyum sağlama adına ailelerin baskıcı tutumunun giderek azalması sonucu, eğitimli bir nesil doğuyor. Kimilerine göre bu olması gerekir, kimilerine göre ipin ucu kaçtı, kimilerine göre ise gereksiz... Fakat biz işin bu noktasında değiliz. Öyle ya da böyle eğitim hayatında bizim dindar gençlerimiz var. Dolayısıyla onların ahlaki, akli ve kalbi işlevlerinin kirletilmemesi için neler yapabiliriz, ona bakmalıyız...

Böyle bir dünyada ruhumuzun kirlenmemesi mi? Bu hayli zor... Okuyan kardeşlerimiz bizden çok daha iyi bilirler. Özellikle ülkenin batı kesimlerinde gar-i ahlakı tarif edecek bir kelime bulamazsınız. Böyle bir ortamda bir gencin imanını muhafaza etmesi gerçekten de Allah Resulü Aleyhisselam`ın eşsiz ifadesiyle “avuçta kor” taşımak kadar zor.

Dünyevileşme, hırs, kariyer putuna ulaşma arzusu almış başını giderken, bir genç yara almadan nasıl ilerleyebilir?

Kardeşlerim!

Her ne durumda olursak olalım, Allah`ın kulu olduğumuz gerçeği her zaman aklımızın bir köşesinde bulunmalıdır. Bu, gerçekten sinemize işlese belki her şey çok başka olacak. Rabbinin yegâne ilah olduğunun hakikatine iman etmiş her Müslüman, etrafındaki putçuklardan etkilenmez. Hele ki üniversite ortamında her birinin kendi dünyevi emeli için nasıl büyük çabalar sarf ettiğini, bunun için koşarken ayağının altında ezilen değerleri bile fark etmediğine şahid olursunuz.  

Böyle bir durumda yazımızın başına geri dönelim. Müslüman için dertli-dertsiz kavramı gerçekten temel meseledir. Evet, insan olarak her biriniz hedef belirlemiş ve bu yolda dersten derse, sınavdan sınava koşuyor olabilirsiniz. Her türlü sıkıntılarla mücadele ediyor olabilirsiniz.

Fakat asıl olağan dışı ve problem olan şey, "dertsiz" olmanızdır. Hedefiniz ve derdiniz arasında orantısız bir yarışta olmanızdır. Önceliğinizi dünyevi hedefe vermeniz, derdinizi arka sıralarda unutmanızdır...

Bizlerin çok büyük dertleri var, olmalı. Bu dert; doktor, gazeteci, mühendis olmaktan çok daha yücedir. Kıyası bile muzırdır. Zira bizim derdimiz layık olmadığımız o sıfata layık olma çabasıdır. Yaratıcımızın  "kulluk edin diye" olarak ifade buyurduğu (Zariyat /  56) o vasfa sahip olmak. Bu kapsamda kulluğun içine dâhil edeceğimiz şeylerin ne kadar fazla olduğunu, okumak ve anlamakla yükümlü olduğumuz Kitabımızda ve ömrünü kul olma ve İslam`ı her yere ulaştırma derdiyle geçiren Peygamber (AS)’in yaşamında bulabiliriz...

Meselemiz bunları öğrenmek ve öğretmektir. Ama bunun de ötesinde "dert" sahibi olmaktır.
Dert sahibi olmayanın ayağının sürçmesi an meselesidir. Hele ki bir kaç üniversite okumuş ama içi boş insanların yığınla olduğu bir dünyada...

"Derdimiz var, derdimiz çok... Senin bahsettiğin dert ne ola?"

Gelecek ay daha somut bir anlatımla görüşmek dileğiyle...

Hacer Sâra Arslan | Nisanur Dergisi | Nisan 2017 | 65. Sayı
 
17-04-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.