Ölçüsüzseniz Ölçü Sizsiniz

Halime Çay
Gözlerimizi kapatıp bir bir düşünelim hayatımızdaki ölçüsüzlükleri... Nedenlerini, hayatımıza etkilerini ve maneviyatımıza nasıl zarar verdiklerini...
Hamdolsun kâinatı belli bir ölçüde yaratan Rabbimize...


Gözlerimizi kapatıp bir bir düşünelim hayatımızdaki ölçüsüzlükleri... Nedenlerini, hayatımıza etkilerini ve maneviyatımıza nasıl zarar verdiklerini...


Kulak ya da gözümüzü değil gönlümüzü verelim, Rabbimizin şu ayeti celiline. Belki o zaman daha çok dokunur, kimi zaman taştan da sert olan yüreğimize. O ki şöyle buyuruyor Kur’an-ı Mubin’de;


"Göğü Allah yükseltti ve mizanı O koydu. Sakin mizanı bozmayın."
(Rahman / 7-8)


Nasıl ki İbrahim (AS) kendi cüz-i iradesiyle Rabbini bulmuşsa, biz de bu ayeti kerimeye bakış açımızla iki sonuca ulaşabiliriz ki; ikisi de ahiret saadetimize büyük bir mânidir. Bunlardan biri maddidir.


Şöyle ki; malında yahut kendisine verilen işlerde dengeyi kuramayan kişidir. Bu da onu dünyada mutsuz eder. Çünkü malına haram lokma dâhil olur ve bu da malın bereketini yok eder. Kendi sorumluklarındaki ölçüsüzlüğü ise insanların ondan uzaklaşmasına neden olur. Haliyle hem dünya hem ahiret mutsuzu olur ve bir kazancı olmaz. Aksine sonuç hep hüsrandır.


Tam da burada Said Nursi`nin şu veciz kıssasını zikretmek gerek:


"Bir talebem iki buçuk okkaya yakın balı bana kabul ettirmek için ısrar etti. Ne kadar kaidemi ileri sürdüm kanmadı. Mecburiyetle, yanımdaki üç kardeşime yedirmek ve Şaban-ı Şerif ve Ramazan’da o baldan iktisat ile otuz, kırk gün üç adam yesin ve getiren de sevap kazansın ve kendileri de tatlısız kalmasın diyerek ‘alınız’ dedim. Bir okka bal da benim vardı. O üç arkadaşım, gerçi müstakim ve iktisadı takdir edenlerdendi. Fakat her ne ise her biri birbirine ikram etmek ve kendi nefsine tercih etmek olan bir cihette ulvi bir haslet ile iktisadı unuttular. Üç gecede iki buçuk okka balı bitirdiler. Ben gülerek ‘sizi otuz, kırk gün o bal ile tatlandıracaktım. Siz otuz günü üçe indirdiniz. Afiyet olsun’ dedim. Fakat ben kendi bir okka bakımı iktisad ile sarfettim. Bütün Şaban ve Ramazan, hem ben yedim hem de Allah`a hamdolsun iftar saatinde bir kaşık o kardeşlerime de verip sevaba nail oldum."


Bu mevzuu iyice düşünüp tefekkür edecek olursak Üstad`ın bu davranışı elbette onun kârına olmuş ve sevabına vesile olmuştur. Aynı zamanda ölçüye dikkatsizlik, insanı müsrif bir kişiliğe de sürükler.


Oysa ne buyuruyor Rabbimiz?


"Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez." (Araf /31)


Rabbimizin sevgisine ulaşmak, O`nun hoşnut olmadığı şeylerden uzaklaşmakla orantılıdır.


Ve şunu da unutmayalım ki; ölçüsüzlük bir o kadar da israfa gebedir.


Bir de manevi boyutunu değerlendirelim. Manevî ölçüsüzlüklerimiz, kişinin tabiatından olan her şeyin fazla yahut az olmasıdır ki; gülme, konuşma, sevgi, merhamet ve fedakârlık gibi... Bu haslet fazlalığı kalbin maneviyatına ve yönünü bulabilmesine en büyük ve bariz zararlardandır. Çünkü yaratılış gayemiz, mutlak surette kalbin sahibine itaat ve ibadetten ibarettir.


Aynı zamanda bunların fazla oluşu bizlere kötü hasletler ekliyorsa, bu da yaratılış gayemize terstir ki; bunlar rabbe ulaşmada, doğru yolu bulmada bizlere birer araçtır.


Şöyle düşünelim; günde iki defa ilaç kullanması gereken bir hasta o ilacı üç ya da üçten fazla kullanırsa bu onu etkiler ve bedenine zarar verir. Nedeni ise kendisine verilen ölçüye uymamasıdır. Bu nedenden ötürü iyileşmesi gereken yerde belki hastalığı daha da ziyadeleşir. Ve sebep yine kendisidir. İşte kalbi hasletlerimiz de böyledir. İnsan maddi-manevi her davranışında vasat olmayı elden bırakmamalı ki sıratı müstakimden şaşmasın. Ve imtihan olan bu hayat yolunda yanlış yerlere sapmadan hedefe ulaşabilsin. Her şeyin fazlalığının terkinde güzel hasletlerin mevcut olacağını Emir-ul Mümin’in şu sözüyle anımsıyorum:


"Fazla gülmeyi terk edene heybet verilir. Fazla konuşmayı terk edene hikmet verilir. Fazla yemeyi terk edene ibadetin lezzeti verilir. Mizahı terk edene zarafet verilir. Dünya sevgisini terk edene ahiret sevgisi verilir."


Bak nefsim gördün mü? Aslında önemsemediğin fazlalıkları atınca ne de güzellikler eklendi, daima kendi elinle deldiğin heybene!


Haydi, o zaman fazla olup ölçüye zarar veren her şeyden kurtulup huzuru rabbin sınırlarında bulma vakti! Sen de biliyorsun ki dünya, ahiret saadetini arzulayanlar için mutlu olunacak bir yer değil...


Dua ve derdimizin yalnızca İslam davası olması duası ile…


Halime Çay | Nisanur Dergisi | Şubat 2018 – 75. Sayı

 


 
27-02-2018 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.