Perde Arkasındaki Kahramanlar

Rana Çeçen
Müslüman erkek âlimlerin pek çoğunun ders aldığı hocalarının arasında kadın âlimler de vardır. Araştırmalar topluma yön veren sekiz bin Müslüman âlim kadın kaydeder. Bunlar isimlerine ulaşılanlardır. İsmi duyulmamış nice kadınlar da vardır muhakkak.
Bismillahirrahmanirrahim.

“Erkek ve kadın kim de mümin olarak salih bir iş yaparsa, işte onlar cennete girerler; orada hesapsız rızıklandırılırlar.” (Mü’min / 40)

Rabbimizin meleklere; “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” (Bakara / 30) hitabından sonra yeryüzü toprağından ilk insan Hz. Âdem’i yaratması ve ondan (onun cinsinden) da eşini yaratmasıyla başlayan insanoğlunun dünya hayatındaki serüveninden beridir kadın ve erkek daima beraber, yan yana çalışmışlardır. Her şey dişi ve erkek olarak çifter çifter yaratılmıştır. Onun için de birinin eksikliği diğerini de ehemmiyetsiz ve işe yaramaz kılar.

Bizler hayatın devamı, toplumun gelişmesi için Âdemoğullarının varlığı ve çalışmasının gerekliliği kadar, Âdem kızlarının da çalışması ve gerekliliğini anlatmaya çalışırken, diğerine göre daha aşağıda olan bir varlığı yüceltme çabası taşımıyoruz. Âdemoğlunun Rabbinin buyruklarından uzaklaştığı zamanlarda, annesi, kızı, bacısı olan Âdem kızlarını önemsiz ve aşağı görmelerinin, Yaratıcının emirlerine aykırı olduğunun anlaşılmasını temenni ediyoruz. Tarih sahnesine ilk çıkışından kıyamete kadar insanlar kadın ve erkek olarak rol almışlardır. Hz. Âdem ile Havva’nın yeryüzüne gönderilmesinden sonra, Hz. Âdem; “Tamam buraya geldim başımın çaresine bakayım” mı dedi? Yoksa her tarafta eşini mi aramaya koyuldu?

Hz. İbrahim (AS) Hz. Hacer ile oğlu İsmail’i ekin bitmez kuru bir vadiye bıraktığında, Hz. Hacer ona; “Bunu senden Rabbin mi istedi” diye sorunca Hz. İbrahim’in; “Evet” demesi üzerine, Hz. Hacer; “O zaman Allah bizi burada koruyacaktır” deyip teslimiyet göstermeseydi Hz. İbrahim o kadar kolay gidebilir miydi?

Yine Hz. Musa’nın annesinin, Rabbinden gelen ilhama kulak verip oğlunu nehre bırakması yabana atılır bir şey değildir. Hz. Meryem’in toplumun neredeyse tümünü karşısına alıp oğlunu kucaklayıp aralarına karışması ne büyük bir imtihandır. Bütün bunlar bize gösteriyor ki; yaşamın başlangıcından beridir kadın ve erkek bu yükü beraber sırtlamış, omuz omuza vererek toplumun refahı için çalışmışlardır. Kadınlar gerek Allah (CC)’ın dininin yüceltilmesinde gerekse de sosyal alanda en az erkekler kadar, bazen daha da fazla çaba sarf etmişlerdir. Resulullah (AS)’ın ilahi vazifeyi yüklenmeye başladığı ilk günlerde en büyük destekçisi herkesçe malumdur ki Hz. Hatice’dir. Savaş meydanına koşup Resulullah’ın durumundan haberdar olmak isteyen… Eşinin, çocuklarının ve babasının şehit olduğu haberlerini duymayan; “Bana Resulullah’tan haber verin” diye soran… Resulullah’ın durumunun iyi olduğunu söylediklerinde de “Beni Ona götürün” deyip, yanına gidince;

“Bundan sonra bütün musibetler bana pire ısırması gibi hafif gelir Ya Resulullah! Gök yarılsa ve başıma dökülse, yer parçalanıp beni yutsa, evladım ve babam ölse gam yemem, değil mi ki Sen hayattasın!” ( Buhari, İbni Hişam) diyen Hz. Sümeyra (R.Anha) gibi Allah ve Resul sevgisi taşıyan kadınlar olduğu gibi…

Resulullah (AS)’ın Uhud Savaşı’ndan sonra; “Başımı nereye çevirsem elinde kılıçla çarpışan Nesibe’yi görüyordum” buyurduğu cihatçı kadınlar… “Dininizin yarısını bu Hümeyra’dan (Hz. Aişe) alınız” buyurduğu ilim sahibi kadınlar… Kur’an-ı Kerim’in toplanmasında görüşlerine müracaat edilen Abdullah b. Harisin kızı Ümmü Varaka gibi Kur’an hafızı kadınlar…

Müslüman erkek âlimlerin pek çoğunun ders aldığı hocalarının arasında kadın âlimler de vardır. Araştırmalar topluma yön veren sekiz bin Müslüman âlim kadın kaydeder. Bunlar isimlerine ulaşılanlardır. İsmi duyulmamış nice kadınlar da vardır muhakkak. Bütün bunların yanında toplumun her ferdini yetiştirenin de bir kadın olduğu hesaba katılırsa, hayatın yaşanmasında kadının rolü neredeyse yüzde yüzdür denilebilir.

“Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” sözü birçok yerde dillendirilir. Asıl gerçek bu iken tarihin bazı sahnelerinde kadınlara yaşam hakkının bile tanınmamasının tek sebebinin yaratıcının buyruklarından uzaklaşma olduğu gerçeği tekrar çıkıyor karşımıza. Hz. Ömer’in bu konudaki sözü bunu çok iyi açıklar:

“Biz cahiliye döneminde kadınları bir şey yerine koymazdık. İslam gelip de Allah, onlar konusunda bizi uyarınca, onların da bizim üzerimizde hakları olduğunu anladık.” (Buhari)

Yine Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’ın şu sözleri de, bu gerçeği ispatlar niteliktedir:

“Biz Peygamber zamanında hakkımızda bir vahiy inmesinden korktuğumuz için kadınlara söz söylemekten, haklarını çiğnemekten ve onlara sert davranmaktan sakınırdık. Ne zaman ki, Peygamber vefat etti, biz de artık onlara karşı çok (kırıcı ve yıkıcı) sözler söyler olduk ve onlar hakkında kusurumuz arttı.” (Buhari)

Ancak ne yazıktır ki günümüzde kimi çevreler hala cahiliye kafasıyla hareket edip kadını toplumdan olabildiğince uzaklaştırmaya çalışırken, kimileri de kadının toplumsal rolünü; ekonomiye olan katkısı ile sınırlandırmaktadır. Kadın; eğitimcidir, muhaddistir, sufidir, hatip ve vaizdir, mücahittir, şair ve edebiyatçıdır, yöneticidir… Tarlada çalışandır, bebeğini sırtına bağlayıp evinin işini görendir. En önemlisi de topluma insan yetiştiren annedir. En öz bir ifadeyle;

“Toplumun maslahatı veya fesadı, o toplumun kadınlarının maslahatı veya fesadından kaynaklanır.” (İmam Humeyni)

“Bir erkek yetiştirirsen bir fert yetiştirirsin; bir kadın yetiştirirsen bir toplum yetiştirirsin.”

Rana Çeçen / Nisanur Dergisi - Haziran 2015 (43. Sayı)


 
25-06-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.