Peygamberlere İman - 2

Rumeysa Durmaz
İslam inancında peygamber olma yönüyle, bütün peygamberler eşittir. Bu nedenle aralarında ayırım yapmaksızın hepsine iman etmek farzdır.
Bismillah…

“İnsan, kendi başına ve sorumsuz bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyamet / 36) Ayetiyle bildirildiği üzere insanlar dünyada başıboş bırakılmamıştır.

Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar” (Yunus / 47) ayetinde belirtildiğine göre ise her kavme bir peygamber gönderilmiştir ve Rabbimizin; yoldan çıkan, isyan eden hiçbir kavmi, peygamber göndermeden cezalandırmadığını ise; “…Biz, bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azap edecek değiliz” (İsra / 15) ayetinden anlıyoruz.

Bazı topluluklara ise Allah (CC)’tan direkt olarak vahiy almayan elçiler gönderilmiştir. Bu elçiler genellikle peygamberlerin görevlendirdiği davetçiler olmuştur. Yasin Suresi’nde bahsedilen elçiler veya Resulallah (SAV) Efendimiz iman ettikten sonra kendi kavimlerine tebliğ yapan cinler, bu davetçilere örnek verilebilir.

Bütün peygamberlere iman, Müslümanların imanının bir gereğidir. Bütün peygamberlere iman etmenin iman esaslarından sayılması ise, bütün peygamberlerin getirmiş olduğu dinin aynı olduğunun bir göstergesidir.

Peygamberlerin sayısı hakkında ise, “Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana anlatmadık…” (Nisa / 164) ayetinde belirtildiği üzere herhangi bir bilgi verilmemiştir. Bu ayetten, kıssalarının anlatılmadığı daha birçok peygamber olduğunu anlıyoruz ve Allah-u Teâlâ bizlere bildirmediğine göre, peygamberlerin sayıları hakkında fikir yürütmek doğru değildir.

Bildirilen peygamberler ise Kur’an-ı Kerim’de belirtildiği üzere 25 tanedir. Bunlar; Hz. Âdem, Hz. İdris, Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. Lut, Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. İshak, Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Şuayb, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Davut, Hz. Süleyman, Hz. Eyyub, Hz. Zulkifl, Hz. Yunus, Hz. İlyas, Hz. Elyasa, Hz. Zekeriyya, Hz. Yahya, İsa ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’tir. Allah (CC)’ın selamı hepsinin üzerine olsun!

İslam inancında peygamber olma yönüyle, bütün peygamberler eşittir. Bu nedenle aralarında ayırım yapmaksızın hepsine iman etmek farzdır. “…O’nun elçileri arasında hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz…” (Bakara / 285)

Bununla birlikte, peygamberler arasında bazı derece farklılıklarının olduğunun kabul edilmesi gerektiğini ise; “İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah-u Teâlâ’nın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır” (Bakara / 253) ayetinden anlıyoruz.

İslam âlimleri Allah-u Teâlâ’nın derecesini yükselttiği peygamberin Resulallah (SAV) olduğunu söylemişlerdir. Çünkü Resulallah (AS), peygamberlik zincirinin son halkasıdır. O, son peygamberdir ve Ona verilen kitap da son vahiydir. Kemale ermiş olan din Onunla gönderilmiştir ve kıyamete kadar da bu din, bu kitap ve bu şeriatla iman edilmesi emredilmiştir. Ona tabi olan ümmet, ümmetler içinde en hayırlısı olarak nitelendirilmiştir:

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.” (Al-i İmran / 110)

Diğer peygamberler her biri bir topluluğa gönderilmişken Resulallah (SAV), bütün insanlığa gönderilmiş tek peygamberdir. Onun peygamberliği belirli bir zamanla sınırlı olmayıp kıyamete kadar sürecek olan bir peygamberliktir. O, kendisinden sonra peygamber gelmeyecek olan son peygamberdir. Onunla gönderilen son din, İslamiyet; kendisinden önce gelip geçmiş bütün şeriatları neshetmiştir.

Resulallah (SAV) sadece insanlara değil, aynı zamanda cinlere de peygamber olarak gönderilmiş bir peygamberdir ve bütün bu özellikleriyle bütün peygamberlere üstün kılınmıştır.

İmam Gazali; “Lâ İlahe illallah, cennetin anahtarı gibiyse, ‘Muhammedun Resulallah’ deyip inanmak da, o anahtarın dişlileri gibidir” diyor. ‘Muhammedun Resulallah’ demeden de veya Onu bir postacıdan öte görmeden de cennete girileceğini zannedenlere hitaben deriz; nasıl ki anahtarın dişlileri olmadan kapı açılamaz ise, Muhammed (AS)’e tabi olmadan da, cennete ve rahmete erilemeyeceği kesinlikle bilinmelidir.

Peygamber Efendimiz (SAV)’den sonra derece itibariyle Ulu’l-Azm Peygamberleri olan Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa (AS), sonra kendilerine kitap verilmiş olan resuller, sonra da diğer nebiler gelir. Bununla birlikte, bilinmelidir ki peygamberlerin hepsi, âlemlere üstün kılınmıştır. “…Onların hepsini âlemlere üstün kıldık.” (En’am / 86)

Bazı kavimler peygamberlerini Allah (CC)’ın kulu ve elçisi olarak görüp getirdiği dine iman ettiler, bazıları peygamberlerini yalanladılar, hatta şehid ettiler ve bazıları ise ‘Allah (CC)’ın oğlu’ deyip ilahlık seviyesine çıkardılar. Bilinmelidir ki âlemlere üstün olmaları, Onları beşer olmaktan çıkarmaz. Onlar da birer insandır ancak insanlar arasında en faziletlileridirler.
Peygamberlerin, her insanda bulunan özelliklerin yanı sıra, her peygamberde bulunması gereken vacip sıfatları da vardır.

Sıdk: Doğru sözlü olmak demektir. Onlar, ne peygamber olmadan önce ne de peygamberlikleri sırasında asla yalan söylememişlerdir.

Emanet: Güvenilir olmak demektir. Nitekim Resulallah (SAV) henüz risaletle görevlendirilmeden önce kendisine ‘El-Emin’ sıfatı verilmiş ve Muhammedü’l-Emin ismiyle çağırılmıştı. Resulallah (SAV)’ın bu vasfı öylesine güçlüydü ki nübüvvetten sonra kendisine her türlü eziyeti, iftirayı eden müşrikler dahi en değerli eşyalarını Ona emanet etmekten geri durmuyorlardı.

İsmet: Günah işlememek, günahtan korunmuş olmak demektir. Onların bütün hayatları kusursuz ve tertemizdir. Onların ancak küçük hataları olabilir ki buna ‘zelle’ denir. Ve bu hatalar da Yüce Allah’ın uyarmasıyla derhal düzeltilmiştir.

Fetanet: Peygamberlerin akıl, zekâ, uyanıklık ve ikna kabiliyetleri açısından en üstün konumda olmalarıdır.

Tebliğ: Peygamberlerin, Allah (CC)’tan aldıkları vahyi korkmadan, çekinmeden, eksiksiz ve tam olarak iletmeleridir. Birçokları bu uğurda şehid edilmesine rağmen yine de tebliğ vazifesinden geri kalmamış ve görevini aksatmamıştır.

Peygamberlik, en zor ve ulaşılabilecek en yüksek makamdır. Ancak bu makama çok çalışarak, takvayla veya ihlasla ulaşılamaz. “…Allah, elçiliğini nereye vereceğini daha iyi bilir…” (En’am / 124) ayetinde bildirildiği üzere Onların seçimi Allah’a aittir ve seçimde gözetilen kıstasları ancak Allah (CC) bilir.

Rumeysa Durmaz / Nisanur Dergisi - Aralık 2014 (37. Sayı)
 


 
27-12-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.